Sinan Dirlik: Türkiye işçi Partisi, 6 Şubat gecesi yaşanan büyük felaketin daha ilk dakikalarından itibaren harekete geçen örgütlerden biri. Neler oldu? İlk dakikalardan başlayarak nasıl organize oldunuz ve harekete geçtiniz?
Doğan Ergün: Evet deprem anından itibaren tüm örgütümüzle hızlı ve etkili biçimde harekete geçtik. Depremin etkilediği çok geniş bir saha olduğu anlaşılıyordu. Biz Hatay’dan başlayarak müdahale ettik deprem bölgesine. Barış Atay vekilimizin Hataylı olmasının, orada daha ilk dakikalarda çok sayıda üyemizi, sempatizanımızı, gönüllülerimizi, akraba ve arkadaşlarımızı kaybettiğimizin anlaşılması hemen Hatay’a hareket etmemizde en önemli etken oldu. İçinde Genel Merkez yöneticilerimizin de bulunduğu bir ekip hemen saha faaliyetine başladı. İstanbul İl Merkezimizde hemen 7/24 çalışmaya başlayan bir ihbar hattı oluşturduk. Deprem bölgesinde yaşayan akrabalarından bilgi almak, deprem bölgesinin ihtiyaçlarını hızlıca tespit edebilmek, gönüllüleri koordine edebilmek için çok işe yaradı bu ihbar hattı. 20 binin üzerinde ihbar aldık. Binlerce gönüllümüz kimi çadır için, kimi iaşe desteği için, kimi acil konaklama ihtiyaçlarına destek olabilmek için bulundukları yerlerde harekete geçtiler, biz de bütün yardım taleplerini ilgililerine yönlendirdik. Bundan da önemlisi tabii ilk saatlerden itibaren olabildiğince fazla sayıda insanı enkaz altından kurtarmaya çalıştık. İlk saatlerde, ilk günlerde en önemli konuların başında bu kurtarma faaliyetleri geliyordu. Bunun dışında bölgeden çıkmak isteyen insanların Mersin, Adana, Antalya, hatta Sinop’a, daha güvenli kentlere aktarılmalarına, oralardaki geçici barınma sorunlarına yardımcı olduk. Tabii kalifiye insan ihtiyacı da kendisini çok hissettirdi. Sağlıkçı, elektrikçi, inşaat işçisi, tesisatçı gibi bölgede acil ihtiyaçlara destek verecek insanların bölgeye gönderilmesini sağladık.

Sinan: Elbette bu çapta bir felaketi hiç yaşamadık daha önce ama örgütlerinizin daha önce yaşanmış felaketlerden kazanılmış tecrübeleri var mıydı?
Doğan Ergün: Hayır. TİP zaten yeniden kuruluş çalışmalarına bundan sadece 4-5 sene önce başlayan bir parti. Dolayısıyla kurumsal hafızamızda böyle bir afet tecrübesi yok. Ama çoğumuz 99 depremini yaşadı ve o dönemdeki dayanışma faaliyetinin bizzat parçasıydı yoldaşlarımız. Değirmendere’de, Gölcük’te, İzmit’te çadırkentlerin kurulmasından yardım destek faaliyetlerine kadar pek çok alanda deneyim kazandı insanlar. Ben de o dönemde bir tecrübe edinmiştim. Bütün bunlar aslında kümülatif bir birikim anlamına geliyor ve oradaki deneyimler bugün çok önemli bir yol gösterici oldu hepimiz için. Arama kurtarma faaliyetlerinde görev alan, bu konudaki sivil toplum kuruluşlarında yer alan oralarda ekipler kuran ve yöneten arkadaşlarımızın birikimleri de önem kazandı. Ama elbette bir devlet organizasyon kapasitesi gibi büyük bir kapasiteye sahip değilsiniz. Araç gereç yoksa, vinç yoksa yapabilecekleriniz de sınırlı. Arkadaşlarımız elleriyle yardım etmeye çalıştılar insanlara. Ancak ikinci, üçüncü günden sonra yavaş yavaş iş makineleri, vinç operatörleri ulaştırılabildi bölgeye. Yani profesyonel müdahale ancak ikinci üçüncü günden itibaren mümkün olabildi birçok noktada.
Sinan: Bütün sorunlara rağmen çok organize, çok profesyonel bir görüntü veriyorsunuz. AFAD gibi, Kızılay gibi büyük bütçelere sahip kurumların bile beceremediği bir organizasyon yeteneği sergilediniz. Nasıl oluyor bu?
Doğan Ergün: Öncelikle şunun altını çizmek gerekiyor, depremin etkili olduğu 10 ilin tamamında böyle organize çalıştığımızı söyleyemeyiz. Gücümüzü ve kapasitemizi abartmamalıyız. Bizim yapabildiğimiz 10-15 ilçede düzenli bir çalışmayla fayda sağlamak oldu.
Sinan: Sorum size propaganda pası içeriyordu ama bu pası kullanmadınız?
Doğan Ergün: Biz sıfır hazine yardımı alan bir partiyiz. Hiçbir binamız bize ait değil. Kendimize ait binek araçlarımız bile yok. Fiziki, maddi imkanlarımız çok sınırlı. Ama bu süreçte şunu çok iyi gördük ki muazzam bir insan kaynağımız var. Tamamen gönüllülüğe, yoldaşça bağlara dayalı bir insan kaynağı bu. Arada para pul, çıkar ilişkileri olmayınca bu muazzam insan kaynağı kolaylıkla ve başarılı biçimde organize edilebiliyor, yönetilebiliyor. Çünkü insanlar o büyük kriz anında her şeyi geride bırakarak sadece ben nasıl yararlı olabilirim, kaç insanı kurtarabilirim, kaç insana fayda sağlayabilirim diyerek harekete geçtiler ve bizimle temas kurdular. Biz de bütün süreci maksimum düzeyde şeffaf biçimde yönettik. Bu da insanların güvenini pekiştirdi ve daha içten, daha motive biçimde destek vermeye yönlendirdi. Samimiyet ve şeffaflık, insanların bizimle daha etkin biçimde çalışmalarını kolaylaştırdı. Evet şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bizim iyi bir organizasyon becerimiz varmış. Bunu zaten tahmin ediyor, biliyorduk ama korkunç günlerde çok daha iyi görmüş anlamış olduk. Hangi birimleri nasıl kurmamız gerektiğini doğru belirledik. Ama ondan sonrası tamamen halkımızın, dostlarımızın, gönüllülerimizin, arkadaşlarımızın başarısıdır. İnsanların bizlerle kurduğu güvene dayalı, dirençli ilişkisinin başarısıdır.
