Sinan: Hatay dışında dokunabildiğiniz il ve ilçeler nereleri oldu?
Doğan Ergün: Adana, Diyarbakır, Şanlıurfa büyük ölçüde etkili yardım çalışması yürütebildiğimiz iller oldu. Buralarda zaten güçlü il örgütlerimiz olduğundan organizasyonu daha başarılı biçimde gerçekleştirebildik. Kahramanmaraş ve Elbistan’da ciddi koordinasyon noktaları kurmayı başardık ve oralarda iyi çalışmalar sergileyebildik. Adıyaman ve Malatya’da daha küçük örgütlerimiz olmasına rağmen oralardaki ihtiyaçları da daha güçlü olduğumuz birimlerle koordineli biçimde sağlamaya çalıştık. Tır lazımsa tır gönderdik, iaşe lazımsa iaşe gönderdik. Biz Emek ve Özgürlük İttifakı’nın parçasıyız, dolayısıyla kardeş partilerin dayanışmasıyla daha geniş alanlara erişebilme imkânı bulundu. Hangi ilde hangi örgütün neye ihtiyacı olduysa kardeş partiler birbirlerine destek verdi. Alevi kurumlarıyla çok başarılı, çok koordineli bir çalışma yürütüldü.
Sinan: Sera Kadıgil’in paylaşımından gördüm, Hatay’da çok etkileyici bir konteyner köyü kuruyorsunuz. Oldukça işlevsel, banyolu, mutfaklı, iyi planlanmış konteynerlardan oluşan bir köy. Bunu nasıl gerçekleştirdiniz?
Doğan Ergün: İlk anda çadır ihtiyacı önemliydi elbette ama biliyoruz ki çadır o ilk günlerin çözümü. Bu insanlar yeniden kalıcı konutlarına kavuşturuluncaya kadar belki 1 yıl, 2 yıl daha sağlıklı bir ortama ihtiyaç duyacaklar. Kimse uzun süre çadırda yaşamını sürdüremez elbette. Bir önemli nokta daha var ki bu insanlar kentlerini terk etmek istemiyorlar. Oralarda doğup büyümüşler, ne kadar ağır yıkıma uğramış olsalar da gitmek istemiyorlar, çok seviyorlar kentlerini. İşte az önce altını çizdiğim muazzam insan kaynağı bu noktada da devreye girdi. Mimar arkadaşlarımız, inşaat mühendisi, teknisyen arkadaşlarımız hemen sahaya koştular, gerekli incelemeleri hızla yaptılar. Sonra buraya ne lazım, konteyner lazım. Nerelerden nasıl temin edebiliriz. Konteynerları nasıl transfer edebiliriz, nasıl kurabiliriz… Tır şoförü dostlarımız çıkıp diyor ki sadece mazot parasını sağlayın, transferi biz hallederiz. Operatör arkadaşlarımız vinci bulun, biz kullanırız… Herkes kendi gücünü, imkanını harekete geçiriyor. Bütün iş bunları doğru biçimde bir araya getirip iyi bir koordinasyonla, mümkün olan en hızlı biçimde bölgeye ulaştırmakta… Şimdi 45 konteynerlik bir yerleşim kuruyoruz. İçinde reviri, çamaşırhanesi, mutfağı, kütüphanesi, etüt merkezi gibi sosyal alanlar da bulunan bir konteyner köyü… İlk hedefimiz 45 konteyner, şu an ilk 15’inin tüm alt yapısı hazırlandı. Apar topar yerleştirmek istemiyoruz insanları. Tamam birkaç gün gecikmeli geçsinler konteyner köyüne ama altyapısı, su- tesisat, elektrik gibi tüm ihtiyaçlar eksiksiz ve sorunsuz biçimde çalışıyor olmalı. Burayı tamamladıktan sonra diğer bölgelere de yaygınlaştırmaya çalışacağız bunu. Etap etap devam ettireceğiz. Bakın bu işler, insan kaynağını doğru kullandığınızda zor işler değil. Çünkü insanlar “ne yapabilirim” diye kafa yoruyor. Mesela AFAD’a gidip gönüllü oluyorlar. Ama AFAD ne yapıyor? Gönüllü olan, enerjisini emeğini birikimini sunmak isteyen insanları durduruyor. Gönüllü olan insanlar afet bölgesine koşuyorlar ama orada 18-20 saat, hatta 2-3 gün bekletiliyorlar. Her şeyi kendi kontrolünde tutmak isteyen bir mekanizma var çünkü.

Sinan: Dayanışmanın önemi çok büyük evet ama dayanışmanın da yetmediği bir nokta var. Bir çok gönüllünün bölgeye erişimde ve bölgedeki faaliyetlerinde çok çeşitli engellerle karşılaştıklarını duyuyoruz. Siz sahada engellemelerle karşılaştınız mı?
Doğan Ergün: Doğrusunu isterseniz denediler. Bazı engellemelerle karşılaştık ama önledik. Burada önemli olan şey şu bence, halk yaptığınız işe güveniyorsa, doğru bir iş yapıyorsanız halk size sahip çıkıyor orada. Biz bu işi birlikte, halkla birlikte yapıyoruz diyorsanız ve bunu da gösterebiliyorsanız sorunları bir ölçüde hafifletebiliyorsunuz. Evet ciddi engellemelerle karşılaştık ama bunu halkımızın gücüyle minimize edebildik. Tabii devletin yönlendirmesi var burada. İnsanlar AFAD’a yönlendiriliyorlar. Tamam, yeter ki iş yapılabilsin ama AFAD’a yönlendirilen insanlar saatlerce, hatta günlerce bekletiliyorlar. Bakın madenciler örneği var. Biliyorsunuz madencilerin arama kurtarma deneyimini. Depremin daha ilk saatlerinde organize oldular, yola koyuldular madenciler. Ne oldu? Ankara’da havaalanında bekletildiler. Adana’da bekletildiler. Deprem bölgesine saatler, hatta günler sonra ulaşabildiler. Böyle bir devlet organizasyonu olabilir mi? Araç bulamamak, nitelikli insan gücünü hızla afet bölgesine transfer edememek anlaşılabilir mi? Öğretmenler mesela. Gelip 10 saat, 18 saat bekleyip ihtiyaç yokmuş denerek gönderildiler.
