Birbirimizden Başka Kimsemiz Yoktu…-1

0
616

Sinan: İlk saatler, ilk 48 saat altın değerindeydi. O ilk 48 saatte müdahale edilebilseydi, enkazlardan çok daha fazla insanın kurtarılabileceğini düşünüyor musunuz?

Doğan Ergün: Kesinlikle! Arkadaşlarımız ilk gittiklerinde sokaklara giriyorlar, “burada kimse var mı” diye bağırıyorlar, her evden, her enkazdan ses geliyor. Bu insanları kurtaramamanın yarattığı çöküntü büyük. Binlerce insanın enkaz altında olduğunu biliyorsunuz ama ancak birine ikisine yetiyor gücünüz. Araç yok, ekipman yok. Buna rağmen 200’e yakın insanı kurtarabilmeyi başardı arkadaşlarımız.

Sinan: Çoğu insan belki de hayatında ilk kez Türkiye İşçi Partisi ile, TİP’lilerle yakın temas içerisinde bulundu. Bu insanlarla ilk karşılaşmalarınız nasıldı?

Doğan Ergün: Çoğu için şaşırtıcı! Sosyalistleri, solcuları hep başkalarından duymuşlar, hep başkaları anlatmış ama daha önce bir biçimde tanışmamışlar.  Arkadaşlarımızla birebir temas kurduklarında şaşırıyorlar. İnanır mısınız, “Ben bugüne dek sizler hakkında çevremde, sosyal medyada çok atıp tuttum, çok eleştirdim, hatta hakaret ettim ama siz çok farklıymışsınız. Şimdi sizinle helalleşmek istiyorum” diyorlar. Sadece ilk kez karşılaştıklarımız da değil. Sonuçta herkesle her konuda anlaşamıyorsunuz ama anlaşmazlıklarımızın dayanışmaya engel olmadığını görüyoruz hep birlikte. Herkesin herkesle yeni bir ilişki biçimi geliştirdiği bir felaketin içinden geçiyoruz. 20 yıldır birlikte çalıştığım arkadaşımla yoldaşlaşıyorum mesela. Birbirimizle yeniden hemhal oluyoruz. Bütün insanlarla böyle bir süreç yaşıyoruz ve bunun çok sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Bizim açımızdan çok öğretici bir süreç.

Sinan: Doğru, onu da sormak isterim. Evet henüz her şey çok sıcak çok taze ama… Türkiye bir şeyler öğrenebildi mi bu afetten. Türkiye İşçi Partisi ne öğrendi?

Doğan Ergün: Türkiye öğrendi mi, öğrendiyse ne öğrendi göreceğiz…  Türkiye İşçi Partisi açısından ise Türkiye’deki pek çok kurum gibi pek çok konuda yeterince hazır olmadığımızı, çok ama çok daha fazla ve hızla hazırlanmamız gerektiğini öğrendik. Bizim Türkiye’nin herhangi bir yerindeki parti yöneticimize, parti üyemize ulaşamama gibi bir sorunumuz olmaması gerektiğini öğrendik. Bunun için daha etkin, daha hızlı iletişim için ne gerekiyorsa yapmamız gerektiğini öğrendik. İlk 2 saatte birçok arkadaşımıza ulaşamadık ki bu bizim açımızdan kabul edilebilir bir durum değil. Bu, derhal kapatmamız gereken bir boşluk. Birçok konuda politik üretimimiz var ve bu üretime güveniyoruz. Ama barınma sorununun, özellikle depremlerde, afet yönetimi sürecinde daha fazla dile getirmemiz, bunlar üzerinde daha derinlikli çalışmamız gerektiğini öğrendik. Temel politika belgelerimiz elbette var ama acil durum yönetimi, afet yönetimi sürecine çok daha fazla önem vermemiz gerektiğini pratiğin içerisinde öğrendik. Bence Türkiye’deki her kurum bu süreci böyle bir öğrenme süreci olarak değerlendirmeli. Bir şey daha öğrendik! Bu ülke, gerçekten Orhan Kemal’in sözünü ettiği Bereketli topraklar! Her açıdan bereketli, özellikle de insanlar açısından, gençler açısından. Kullanılmayı bekleyen öyle büyük bir potansiyel var ki! Bunu kullanmamak, bunu harekete geçirmemek büyük suç! Sanatçısıyla, gençleriyle, akademisyenleriyle, teknik insanlarıyla müthiş bir potansiyelimiz var. Sanki birileri özel olarak uğraşmış da bu müthiş potansiyel kullanılmıyor. Akıl alır gibi değil. Biz nasıl olmuş da bu potansiyeli değerlendirememişiz diye düşünmeliyiz ülke olarak. Biz hep Türkiye’de sosyalistlerin neden hep kendi içlerine konuştukları üzerine düşünüyorduk uzun süredir. Sosyaistler neden hep kendi mahallelerine konuşuyorlar? Oysa dışarıya, kendi mahallemizin dışına sesimizi ulaştırabilmemiz, derdimizi anlatabilmemiz gerekiyor. Bu büyük potansiyele erişmek, ivmelendirmek gerekiyor. Şimdi bütün bunları deneyimlemiş olduk ve bence bütün bahaneler yıkıldı. Şimdi önümüzde bu büyük insan kaynağını kullanma yükümlülüğü var. İnsanlar geliyor ve ben seninle paylaşmaya açığım diyorlar. Yeter ki işe yaradığını göreyim, yeter ki sana güveneyim. Şimdi Türkiye sosyalistleri insanlar için, doğa için, tüm canlılar için faydalı fikirlere sahip olduğunu ve bu alanlarda faaliyet içerisinde olduğunu göstermesi lazım.  Ancak bunu başarabilirsek bu insanların o müthiş potansiyelini değerlendirebiliriz. Onlar da zaten inanamayacağınız kadar gönüllüler, açıklar…