Gönüllü Kulluk Üzerine -2

0
200

Canım okuyucu! Geçen hafta Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev kitabından yola çıkarak hem kitabın içeriğine hem de günümüze denk düşmesine dair yazmıştım. Kitabı tekrar tekrar okuyorum ve her okuduğumda heyecanlanıyorum. Bende düşündürdüklerini de sizinle paylaşmak istiyorum.

Baştan belirteyim kitap tanrı kulluğunu değil “kula kulluğu” eleştiren bir yerden yazılmış. Zaten en sonunda da şu cümleleri söylemiş; Kanımca doğru düşünüyorum ve yanılmıyorum; çünkü tümüyle özgürlükçü ve yumuşak huylu olan Tanrı’ya tiranlıktan daha aykırı bir şey olamaz ve Tanrı orada (cehennemde) tiranlarla suç ortakları için bazı özel cezalar hazırlamıştır.

Cennet ve cehennemin yeryüzünde olduğuna ve her ikisini de kendimizin yarattığına inanan biri olarak söyleyeyim ki tiranlar da faşist diktatörler de zorba yöneticiler de benim gibi düşünüyorlar. Tanrının varlığına inanıyor olsalardı bu kadar kötülük yapamazlardı. İnanıyorlarsa da kafalarındaki tanrı kavramı kendileri gibi kötü olmalı!

Demem o ki bu yazıda ve kitapta sizin tanrı inancınıza dokunulmadı. Ne var ki eğer gönüllü kulluk yani zorba yöneticilere kulluk üzerine bir eleştiri yapıyorsak şunu da söyleme zorunluluğu hissediyorum; bir yere kulluğun kabulü başka bir yere kulluğun kabulünü de kolaylaştırıyor.

Gelelim asıl konumuza… Geçen hafta bazı insanları zorba yöneticilere kulluk ettikleri, ya da zorbalığı kabullendikleri için eleştirmiştim. Özgür ruhları ve kulluğu ret edenleri yanıma alıyor ve sevgiyle kucaklıyorum. Kulluğunun farkında olmayanları düşünmeye davet ediyorum. Şimdi kulluğunun farkında olarak kötülüğe ortak olanları yazacağım.

Yandaş kulluğu ya da suç ortaklığı nasıl başlar ve gelişir?

Kitabın yazarı Etiene de La Boetie diyor ki; Tiranı koruyanlar süvari bölükleri, yaya insan sürüleri ya da silahlar değildir. İlk bakışta inanmak istenmez ama gerçektir: Tirana destek olan ve tüm ülkeyi kulluk altında tutan hep dört ya da beş kişidir. Her zaman beş ya da altı kişi tiranın gözüne girmiş, gerek kendilerinden gelen istekle, gerek tiranın çağırmasıyla, ona yaklaşmış ve böylece gaddarlıklarının, eğlencelerinin yoldaşı, zevklerinin pezevengi ve yağmaladıklarının ortağı olmuşlardır. Bu altı kişi şeflerini toplum için kötü olması gerektiği doğrultusunda etkiler ve bu kötülüğün yalnızca şefin kötülüklerinden değil, fakat kendilerinden de kaynaklanmasını sağlar. Bu altı kişinin de çıkar sağladıkları altı yüz kişisi vardır. Altı kişi tirana ne yapıyorlarsa, bu altı yüz kişi de altı kişiye aynı biçimde davranır. Bu altı yüz kişi de buyruklarında altı bin kişiyi tutar; kendilerinin para hırslarında ve gaddarlıklarını uygulamalarında yardımcı olmaları, gerektiğinde bu gaddarlıkları uygulamaları için ve öylesine çok kötülük yapsınlar ki ancak kendilerini yasa ve ceza araçlarının sayesinde koruyabilsinler diye bu altı bin kişiye, toplumsal konumlarını yükselterek ya eyaletlerin ya da maliye işlerinin yönetimini verirler. Bunlardan sonra gelenler çok daha fazla kalabalıktır. Bu ağı çözmeye kalkışacak kişi, tirana da altı bin kişi değil, fakat yüz binlerin, milyonların bağlandığı görülecektir.

Bu bölümü okuyunca 16.yüzyıldan bu yana zorbaların ve yandaşlarının yöntemlerinin aynı olması karşısında kahkaha atarak gülüyorum. Bu bölümü okurken yandaş nasıl bulunur, suç ortaklığına nasıl gidilir, adalet sistemi kimi korur, kimi korumaz, birbirine suç bağı ile bağlı insanlara karşı seçim çalışmalarını kürsülerden yürüten, bu kirli ilişkileri halkı ikna ederek bozabileceklerini düşünen muhalefetin kafası nasıl işler accayiiip görüyorsunuz.

Suç Ortaklığı:

Oysa gaddarlığı benimsemiş iktidarın ortaklığını bozmak kolay değildir. Çünkü “örgütlü kötülük” dediğimiz iktidar ve avanesi arasındaki ilişki bir dostluk ilişkisi değildir. Onlar kötülüğe başladıkları andan itibaren artık bir suç ortağıdırlar.  

Gaddarlığın, namussuzluğun, adaletsizliğin olduğu yerde dostluk olamaz. Kötüler kendi aralarında toplanınca bu bir komplo olur, yoksa bir arkadaş topluluğu değil. Birbirleriyle konuşmazlar, fakat birbirilerinden çekinirler. Dost değil suç ortaklarıdırlar.

Birbirlerinin benzeri ve “yoldaşı” olan hırsızlar arasında ganimetin paylaşımında bir çeşit dürüstlük vardır, birbirlerini sevmeseler de hiç olmazsa birbirlerinden çekinirler; birliklerini bozarak kuvvetlerini zayıflatmak istemezler”

“Ya Hu adamlardaki örgütlülüğe bak! Oh may gad… Hiç birbirlerini satmıyorlar. Hiç açık vermiyorlar. Hep birbirlerini kolluyorlar. Aralarında nasıl sağlam bir dostluk var” deriz. Dünyanın bütün ülkelerinde halklar benzer şaşkınlık cümlelerini kurar. Hatta, zaman zaman aptallık edip bazı durumları itiraf edecek olanları bile hemen üst bir görevle ödüllendirmelerini, kariyerlerini korumalarını, ceza alabilecekleri bir davada bile yargıçları ayarlayıp kurtarmalarını, mafya örgütü liderlerini tahliye ettirmelerini, es kaza ifşa edilen ciddi suçları aklamalarını hayretle izleriz ya hah işte o hep “çorap söküğü gibi” bir sondan korktukları içindir. Bir kez açık verirlerse bu ortaklığın ipini çekeceğimizden korkarlar. Bu “sözde dostluğun” dünya halklarının birbirleri arasındaki iyi insanların dostluk ilişkisi ile ne alakası vardır? Bize öğretilen ya da bizim doğru bulduğumuz sadakat “çocuğun dahi halka karşı suç işlese buna izin vermemelisin” üzerine kurulu iken zorbanın, tiranın, faşistin ilişkisi suç ortaklıklarının bozulmaması üzerinedir.

Daha dün Çorlu tren katliamının duruşması vardı ve yıllardır süren hatta sürünen dava yine bir arpa boyu yol alınmadan 1 Eylül’e ertelendi. Bir halk mahkemesi kurulsaydı rayların bakımını yapmayandan başlar, onu denetlemeyenden devam eder, o rayların üzerine hızlı tren oturtan mühendisten, seçim çalışması malzemesi olarak alelacele hızlı treni devreye sokun diye “emri verene” kadar herkes bu davada sanık olurdu. Oysa davanın sanıkları hep “emir kuluydu.” Diğerleri yargılanamazdı. Çünkü ipin ucu bir kişiyi işaret ediyordu ve aralarındaki bu “dürüstlük ilişkisi” bozulamazdı.

Bunun gibi yüzlerce dava… Onlardan hakkınızı almak mı istiyorsunuz? Öyleyse bıkmadan usanmadan gördüğünüz her insana aklını kullanmanın, kötüyle ortaklık kurmamanın “dayanılmaz hafifliğinden” bahsetmelisiniz. Sahte zenginlik, sahte kariyer hesaplarının doğru olmadığından, yaşamın bu kadar uzun olmadığından bahsetmelisiniz.

Zenginlik vaat etmek, sonra da malına çökmek

Etienne kitabın bir yerinde diyor ki; Zenginlik kadar insanları tiranın gaddarlığına kul kılan hiçbir şey olmadığını ve yine zenginlik kadar tirana karşı işlenmiş ölümü hak eden bir başka suçun bulunmadığını görürler. Tiran yalnızca zenginliği sever. Yalnızca onu imrendirircesine dolgun ve alık bir biçimde kendilerini kasaba sunar gibi huzuruna çıkan zenginleri yok eder.

Kim olursanız olun sistemin kabul ettiği belli sayıda zengin vardır. Onlar büyük kapitalist suç ortaklarıdır. Ülkelerin birçoğunda yönetime gelen bazı günümüz tiranları o zenginliğin içinde yer alacaklarını hayal ederler. Suç ortaklığına dahil olurlar. Dünyanın birçok ülkesinde görmüşsünüzdür. 20 yıl 30 yıl iktidarda kalırlar ülkelerini satma karşılığında servet sahibi olurlar ama uluslararası bir komplo ile birden devrilirler ve uluslararası sermaye hepsinin malına çöker. Ya idam ettirilirler ya da sürgün hayatında izlerini kaybettirirler. Küçük tiranlar da altlarındaki altı kişiye, altı kişi altındaki altı yüz kişiye ve altı yüz kişi de altındaki altı milyona aynısını yapar. Suç ortaklıklarında üstteki, alttakinin kendisinden zengin olmasını istemez, ipini çeker, malına çöker.

Ne yapmalı?

Kitabın bir yerinde Etienne kulluğun sefaletinden bahsediyor; Kendine ait hiçbir şeye sahip olmayarak ve rahatını, özgürlüğünü, bedenini ve yaşamını başkasının ellerine vererek yaşamaktan daha sefil bir durum olabilir mi?

Ancak özgür ruhlu insanlar, haysiyet (onur) kavramının ne olduğunu bilirler ve kulluğun sefil bir şey olduğunu fark edebilirler. Öyleyse çocuklarımıza, gençlere, kadınlara, rast geldiğimiz, konuştuğumuz, sohbet ettiğimiz her insana özgürlüğün tadından bahsetmeliyiz. Çünkü özgürlüğün ne olduğunu bilmeyen onu talep edemez ve kulluğunun sefilliğini fark edemez. Eğer özgür ruhlu insanları çoğaltamazsak “gönüllü kulluğu” yok edemeyiz. Ve o gönüllü kulluk zorbanın eli-kolu olarak bizi dövmeye devam eder.

NOT: Haftaya size özgürlüğün tadını anlatacağım. Ve tadına bakmanız için size onu dilimli pastalar halinde sunacağım. Sevgi ve dostlukla…