Bu yazıda da öncelikle Türkiye sınırlarından bir ilk albümle başlayayım. Bu yeni çıkış İstanbul semalarından ve bilindik isimlerden değil. Ankara’nın yeraltı barlarından doğan bir kayıt. Ankara’lı stoner ve psychodelic rock grubu Strider’ın ilk albümü Midnight Zen çıktı. Strider vokalde Atılım Karaca, gitarlarda Selçuk Çelebi ve Yiğit Çiçek, bas gitarda Sertuğ Kostik ve davulda Mertcan Kabaş’tan oluşuyor. Albümde 5 şarkı var ve toplamda 35 dk.’lık bir albüm. Çok uzun bir kayıt olmasa da albümün yurtdışında benzer türde çıkan albümlerden aşağı kalır hiç bir yanı yok. Besteler bence gayet başarılı. Vokaller, gitarların tonları, bas gitarın yürüyüşüyle oluşan groove gerçekten iyi. Albümde tek sevmediğim yer davul kayıtları. Sanki müziğin üstüne sonrada yapıştırılmış gibi. Stoner rock albümlerinde biraz tozlu bir kayıt yapılır genelde groove etkisini arttırmak için ama burada bu durum besteleri boğar hale gelmiş. Ancak, bu tür kayıtlar artık dünyanın her yerinde benzer sorunlar içeriyor ve albüm buna rağmen değerinden hiç bir şey kaybetmiyor. Kapak resmi ve tasarımı da bence oldukça iyi. İşin asıl üzücü kısmı bu albümü yabancı siteleri tararken öğrenmiş olmam. Ülkede bir tek Açık Radyo albümü fark edip grubu da davet etmiş. Onun dışında neredeyse hiç bir şey bulamadım. Yurtdışında ise albüm hakkında yeraltı bloglarda yer almış ve bir çok stoner ve psychodelic listeye girmiş. Ellerine sağlık hepsinin. Ben stoner rock’a çok bayılan birisi olmamakla beraber bu albümü sanırım saykodelik tarafı nedeniyle oldukça beğendim. Rock seviyorsanız bence mutlaka kulak kabartın. Pişman olmayacaksınız. Ankara’ya gittiğimde grubu canlı olarak da izlemek istiyorum aslında. Bence kafaları oldukça ilginç ve sahneye bunu nasıl yansıttıklarını merak ediyorum. Ankara’da olup bu yazıyı hasbelkader okuyanlar da bence bunu bir denesin derim.

Türkiye’den Atlantik ötesine geçmem gerekiyor şimdi. Çünkü, belki de gelecek dönemin eski usul rock ve Americana müzikte en büyük yıldızlarından biri olmaya aday 21 yaşında gencecik bir adamın ilk albümü. Bu genç adamın ismi Myron Elkins. Albümünün ismi ise Factories, Farms & Anfetamines. Albüm bence bu yıl bir çok rakibinin içinden de önemli bir farkla öne çıkacak bir albüm. Şarkıları dinlerken oldukça modern gitar ve ritm seslerine rağmen Dylan’ın Johnny Cash’in rüzgar gibi estiği 60’ların ortasındaki folk rock dönemine gidiyor insan. Bu histe Elkins’in yaşını hiç göstermeyen oldukça enteresan sesi çok etkili. Bu yaşlı es bu genç adamdan nasıl çıkıyor diye düşünmeden edemiyorsunuz. Bu albümü bence kesinlikle dinlemelisiniz. Hem Elkins’in sesi ile yaşadığınız bu curcunadan bir süreliğine de olsa uzaklaşacak hem de bu sesi dinledikçe ve gitarı kullanışına çok şaşıracaksınız. Bence bu genç adam gelecekte bu türün en önemli yıldızlarıdan biri olacak. İlk takip eden siz olun. Unutmayın Warner ve Elektra birisine boşuna yatırım yapmaz. Dinleyin, anlayacaksınız.

Şimdi biraz rock’dan caz’a doğru uzanacağım. Yine bu yılın bence oldukça iyi albümlerinden biri de yine bu dönemde bizlerle buluşmuş, Kovacs’ın Child of Sin albümü. Kovacs Türk seyircisi ve dinleyici tarafından bilinen bir müzisyen. Bir çok kez Türkiye’de konserler vermis. Hatta bu yıl İKSV Caz Festivali kapsamında Okay Temiz ile sahne de alacak. Albümde gerçekten boş şarkı yok. Albümün bütünlüğü de çok iyi. Şarkı sıralamaları da çok iyi yapılmış. Albüm başlayıp öyle bir bitiyor ki insan neden bitti ki şimdi diyor ister istemez. Kovacs’ı Amy Winehouse ile karşılaştıran çok ama bence bambaşka bir tarzda söylüyor şarkılarını. Öyle ki, albümü dinlerken 10 şarkıdan 6 şarkıyı kendi uzun listeme almışım. Benim seçtiğim o altı şarkı Fragile, Goldmine, Child of Sin, Freedom, Not Scared of Giants ve Mama. Freedom’daki oryantal yapı oldukça keyifli ki ben genelde oryantal yapı kullanımlarının çok sırıttığını düşünür ve sevmem ama bu şarkıda oldukça iyi oturtmuşlar. Albüme adını veren Child of Sin şarkısında Rammstein’dan Till Lindermann’da konuk vokal. İkisinin uyumu gerçekten çok başarılı.

Yazının devamında bir kaç caz albümüne de dikkat çekeceğim. Zira o albümlerin de aslında Kovacs’ın albümünden aşağı kalır yanı yok kendi müzik dilleri açısından. Ancak, şimdi Ukrayna’nın bombalar ve tanklar altında ezilen topraklarından çıkmış çok yetenkli bir progresif rock projesini anlatmam gerek. Bu projenin sahibi Ukraynalı Anthony Kalugin. Projenin adı ise Sunchild. Anthony Kalugin’in ismin progresif rock dünyasını yakından takip edenler küçük bir topluluk Karfagen isimli grubundan bilecektir. Sunchild ise Kalugin’in yine Ukraynalı bir grup müzisyenle gerçekleştirdiği bir yan progresif rock projesi. Yan proje demem size yanıltmasın. Bu albüm Sunchild prjesi ile çıkardığı 9. albüm. Albümün ismi ise albümdeki şarkılar (benim tefrikalar ve bu yazı gibi) gibi oldukça uzun, Exotic Creatures and a Stolen Dream. 56 dakikalık albüm sadece 4 şarkıdan oluşuyor. Bu şarkılardan Life Lines, toplam 7 bölüm ve 26,5 dakika. Northen Skies ise 4 bölüm ve 14,5 dakika. Ancak, her iki şarkı da muhteşem. Besteler çok iyi, kayıt ise şahane. Life Lines başlar başlamaz size içine çekiyor ve o sürenin nasıl geçti anlamıyorsunuz. Geçen yıl Karfagen’in albümüne de bayılmıştım ama bu albüm kayıt ve prodüksiyon açısından o albümden daha temiz. Ben bu albüme bayıldım. Şarkıların sürelerine takılmadan bir şans vermenizi şiddetle öneririm. Pişman olmayacağınızı düşünüyorum, hele progresif rock, özellikle 70’lerdeki Camel, Caravan, Yes dönemini seviyorsanız.

80’lerin arena rock ve hard rock dönemini özleyenleriniz var mı bilmem ama Estonya’da bu döneme özlem duyanlar bir araya gelerek First Night isimli bir grup oluşturmuş ve 2023 Ocak ayının ikinci haftasında ikinci albümleri Deep Connection’ı çıkarmış. Albümü dinlemeye başlar başlamaz pantolonunuzda pileler, omuzlarınızda vatkalar oluşuyor. Tamamen 80’lerin Journey, Def Leppard, Foreigner, Boston’un hem stadları, hem plakçı raflarını hem de MTV’yi salladığı döneme dönüyorsunuz. Albüm tam bir zamanda yolculuk. Şarkıları dinlerken bilmiyor olsanız grubun Estonya grubu olduğuna inanmanız mümkün değil. Albüm yeni bir şey vadetmiyor ancak bestelerin hepsi çok iyi ve prodüksiyon da başarılı. Vokaller tam o dönem vokalleri. Gitarı kullanışları ve ritmler oldukça başarılı. Ahir zamandan uzaklaşmak istediğinizde size bir saatliğine de olsa bunu sağlayacağını garanti edebilirim.

Sert çocukların dünyasında ise bu haftanın ağır topu tabii ki Obituary’ydi. Death Metal’in kurucularından biri olan grubun 6 yıl aradan sonra çıkardığı yeni albümü Dying of Everything’de 2023 Ocak ayı içinde raflarda yerini aldı (evet bizim zamanımızda albümler raflarda yerini alırdı). Mevcut death metal albümlerini dinlediğinizde bu albüm biraz thrash metal’e kayıyor diyenler çıkacaktır mutlaka. Dünyada da kimi eleştiriler albümün iyi ama standart dışı olmamasından dem vurulmuş hep. Ben albümü gerçekten beğendim. Artık eskisi kadar sert metal türlerini sürekli dinlemesem de bu albümdeki özellikle bas gitar işleyişi ve gitar kullanımlarını oldukça başarılı. Gerçekten iyi riff’ler bularak sırf tipik death metal tematiği içinde bu riff’leri öldürmemiş gayet güzel işlemişler. Death Metal içinde gittikçe artan teknik gösterme çabalarına hiç bulaşmayıp şarkıları en basit hallerinde tutmayı başarmışlar. Bunu yaparken de riff’lerin üzerine oldukça sağlam ana gitarlar oturtmayı başarmışlar. My Will to Live’de bunu çok iyi duyabiliyorsunuz mesela. Ortada öyle şirret bir solo olmamasına rağmen zaten türün temel özelliği olan atmosfer üretimini çok iyi tamamlamış. By the Dawn’da da aynı şeyi duyuyorsunuz. Albümün bence en iyi şarkısı Barely Alive, The Wrong Time ve By the Dawn. Sert müzik sevenlerin bu yıl listelerinde olacağını düşündüğüm bir albüm bu. Bence o listelere girmeyi de sadece bir Obituary albümü olduğu için değil iyi bir albüm olduğu için hak ediyor. Bir önceki yazımda bu albümü merakla beklediğimi yazmıştım. Beni düş kırıklığına uğratmadı.

Bu hafta yayınlanan bir kaç güzel 45’likler ile ilgili de size haberdar etmem iyi olur sanırım. Zira gerçekten enteresan tekliler yayınlandı bu hafta içinde. Bunlardan en bizden olanı Hollanda’dan Altın Gün’ün Rakıya Su Katamam teklisi. Ben Altın Gün’ün Anadolu rock düzenlemelerini sevenlerdenim. Türün gücünün ne kadar evrensel ve zamandan bağımsız olduğunu göstermesi açısından da dinlemesi ayrı bir keyif. Teklinin 2. şarkısı da Leylim Ley. Su katmadan içiniz, pardon dinleyiniz. ????
Bu hafta çıkan diğer ilginç teklilerden biri ise post punk dönemini başlatan gruplardan biri olan Public Image Ltd. (PiL)’in Hawaii teklisi. Ben şarkıyı beğendim. John Lydon yine pek enteresan söylüyor. Bir başka ilginç tekli ise thrash ve endüstriyel metal’in önemli gruplarından Prong’un Breaking Point teklisi. Şarkı gerçekten çok iyi. Ancak benzer bir şeyi Mansekin’in yeni teklisi Gossip için söyleyemeyeceğim. Tekliyi benim için ilginç yapan şey şarkıda Tom Morello’nun konuk olarak gelip gitar çalması. Şarkıyı sevemedim ama Tom Morello bence 2000’lerde beni en heyecanlandıran gitaristlerden biri. Onun hatırına bir kulak kabartın.
Bu hafta (yani 2023 Ocak ayının ikinci haftasında) çıkan albümleri türlerine göre listelemeye geldi sıra. Bu listede gözüme çarpan bazı albümler hakkında da kısa kısa bilgiler vermeye çalışacağım. Çünkü burada da çok özel albümler var aslında. Geçen haftaki tür sıralamasına uyarak listelemeye çalışacağım. Özellikle caz ve klasik müzik sevenlerin çok keyif alacakları albümler bulacaklarını düşünüyorum. Rock ile ilgili listelerde ise adını bile bilmediğimiz bazı gruplara denk geldim. Meraklılarının kaçırmamasını öneririm.
