Baba, Aşık, Ozan: Mahmut Çınar

0
598

Sinan Dirlik: “Önce karanlık vardı. Tanrı ışık olsun dedi ve ışık oldu” diye başlar İncil. Hepimiz için önce karanlık vardı. Hatta çoğumuz hala kısmen karanlıktayız… Senin karanlığın ne zaman bitti ne zaman ışık oldu?

Mahmut Çınar: Çok zor bir soru? Örneğin, sen kendinle ilgili bu kadar net, keskin dönemler çizebiliyor musun? Ben çizemem herhalde. İsterdim aslında, ki bu bir yandan da kişisel tarihinle çok analitik, rasyonel bir şekilde yüzleştiğin anlamına gelir. Ha, ama bak aydınlanma zamanlarım vardır. Mesela Tanrı inancıyla ilgili tutumumun, üzerine öyle derinlikli, uzun uzun düşünmemiş olsam da bir anda nasıl değiştiğini hatırlıyorum, bir gece yarısı… Ya da örneğin, son sınıfa geçmek üzereyken Gazi Üniversitesi’ndeki bölümü bırakmaya karar verdiğim ânı hatırlıyorum, yine gece, hatta sabaha karşı. Bütün akşam ders çalışmışız, finaller var. Sonra uyku tutmadı, düşün, düşün, zaten okul sıkıntılı, politik ortam korkunç, kafan biraz basıyorsa, kendini üniversitede gibi hissedemeyeceğin bir yer. Ev arkadaşlarımı uyandırdım, “Ben yarın sizinle okula gelmiyorum, bir daha da gelmeyeceğim” dedim. İlk kez şarkı yazdığımı anladığım, ilk kez bu ülkede, şöyle bir ortamda üniversitede hoca olmak istemediğimi anladığım anlar gibi nice an geldi aklıma. Bir de benzer bir ânı yakın zamanda yaşadım, özel hayatımla, evle ilgili olarak. Bunlar belki hayatımdaki büyük olaylar ama aslında senin sorundaki o ışığı da ufak ufak yaratmışlardır. Belki de bunlar gibi nice kırılıma sayesinde bugün hayatımdaki iki hakiki ışığa, oğluma ve sevdiğime kavuşmuş halde yaşıyorum. Çok net bildiğim bir şey var: Hayatımın çok şükür ki en mutlu olduğum zamanlarını yaşıyorum. Daha fazlası için de çalışıyorum.

Sinan Dirlik: İlk dinlediğim şarkın hangisiydi diye düşünüyorum. “Geldin” mi yoksa “Eski Bahar Şarkısı” mı emin değilim. Ama galiba ilk olarak “Eski bahar şarkısı” nı dinleyip “kim la bu?” demiştim. Sonra bir baktım Ezginin Günlüğü solisti olarak çıktın karşımıza. Arada Hüsnü Arkan’la şarkı yapmalar falan… Bir de yeni EP… Tamam “Eski bahar şarkısı” da vurucuydu ama yeni EP de belirgin bir demlenme hissettim ben. Anladın sen onu… Bu yolculukta olgunlaşıyor musun sen? Nasıl değerlendiriyorsun kendi yolculuğunu?

Mahmut Çınar: Bunu hissetmiş olman çok güzel çünkü bu zaten üzerine düşündüğüm de bir şey. Şöyle bir özet geçsem daha iyi anlatabilirim aslında: Benim bugüne kadar yazdığım şarkı sayısı 15’i geçmez. Oturup saymadım ama hadi olsun bir eksik bir fazla… Şarkı yazmayı, şarkılarım yayınlanırken, insanlar dinlerken öğreniyorum. Bu tabii çok büyük bir şans. Pasaj Müzik benimle görüşmek istediğinde, bana bir albüm yapmam önerildiğinde üç, dört şarkım vardı. Lakin niye bilmem, kendime güvendim çünkü o üç-dört şarkıya gelen yorumlar çok olumluydu. Hele de müzisyenlerden gelenler… Dolayısıyla, kervanı yolda dizdim aslında. Bir şarkı yazıyordum mesela, hop, iki ay sonra yayınlanmış oluyordu. Sağolsunlar, firma da bana çok güvendi, hiç sorgulamadılar, “Yahu senin başka şarkın yok mu? Bu değil de o olsa…” filan hiç duymadım. Şansım o işte, ne yazdıysam o yayınlandı. Hatta biliyorsun, o az sayıda şarkıdan birini Hüsnü Abi albümüne aldı, ki bu mesela beni çok şımartabilecek bir şey.

Yeni şarkılarla ilgili yorumunda haklısın. O da şundan kaynaklanıyor aslında, bana bir şarkıcı güveni geldi. Hani “ne yapsam oluyor” gibi değil de, “ben sanırım yazabiliyorum” güveni. Bir de bu süreçte çok değerli şarkı yazarlarıyla tanıştım, hatta ahbap oldum, onların şarkı yazma süreçlerini uzaktan yakından izledim. Baktım başka türlü de yazılabiliyor şarkı. Mesela bu “Ben Sana Küstüm“ü, tam olarak böyle bir özgüvenle yazabilirdim. İki, üç yıl önce bu melodi ve bu sözler gelseydi, muhtemelen not bile almazdım çünkü belirli sınırlar içinde bir yol oluşturmaya çalışıyordum. O sınırlar da bana, “Aman, çok arabesk olmasın!”, “Bu sözlere şöyle derin bir şeyler de kat, anlatacağını azcık daha dolaylı anlat”, “Aman, melodiyle daha çok uğraş, biraz kompleks bir şeye çevir” filan diyordu. O yola minnettarım tabii ama sanki o sınırların dışında doğru bir adım atma zamanım da gelmişti. 

Hah evet tam da bunu merak ediyorum. Şarkı yazmak nasıl bir süreç? Melodi mi geliyor önce? Yoksa zaten sözlerin kendi melodisi mi var? Bir de tabii bu işin ticari yanı var, yani “bu iş yapar” üzerinden mi gidiyor yoksa “yemişim iş yapmasını, içimden gelen bu” diyorsun ve aslında içinden gelenin, Sinan’ın kulağına indiğinde Sinan’ın zaten yüreğine işleyeceğinden emin mi oluyorsun?

Mahmut Çınar: Farklı şekillerde şarkı yazdım şimdiye kadar. Yani mesela ilk enikonu şarkım olan “Eski Bahar Şarkısı”nda, melodi ile sözler birlikte geldi ama birkaç haftada. Evden işe giderken otobüste, vapurda… Sonra bir gün, “Dur şunu bir yazayım” dedim, oturdum biraz karaladım, sonra gitarı elime aldım, çıktı. Mesela şey de oluyor, elimde gitar varken bir rif çalmaya başlıyorum, onun üzerine zaten aklımda bir şekilde dönen bir söz geliyor, “Aa, oldu sanki” diyorum. “Bul Beni” de mesela öyle bir şarkı. “Bu iş yapar mı?” diye sorgulayarak yazdığım tek şarkı, herhalde “Büyük Aşklar”. Onda, sözler ne kadar gerçek ve içimden gelmiş olursa olsun, bir 90’lar pop armonisi, ritmi yakalamak istedim. Gerçi o kadar da iş yapmadı. Şarkılarımın tümünde ama, tek bir şey kesin: tüm sözler hakiki. İçimden geliyor gerçekten de. Zaten ben mesela, dinlerken biraz sıkılıyorum çünkü aslında aynı hikâyede, çok da yaratıcı olmayan bir gezinti benim şarkılarım. Ha, hikâyenin kendisine bayılıyorum, onunla ilgili şarkı yapmayı çok seviyorum, o ayrı. İşin en güzel kısmı ise, senin sorunun sonundaki nüansta gizli aslında. Bir şey anlatıyorsun ve bir bakıyorsun yüz binlerce, belki milyonlarca insan da aynı duyguyu anlatmak istiyormuş; senin şarkılarını dinliyorlar, birbirlerine gönderiyorlar vesaire. Bu ilk kez olduğunda çok şaşırmıştım.