Sinan Dirlik: Pandemi tüm sektörleri vurdu ama tamamen fiziksel sosyalleşmeye odaklı ve neredeyse tamamen güvencesiz müzik piyasasını daha da güçlü vurdu. Sen nasıl yaşadın bu süreci? Kişisel olarak nasıl etkilendin? Ezginin Günlüğü nasıl etkilendi?
Mahmut Çınar: Tüm müzisyenler gibi korkunç bir döneme girdim tabii. Korkunç bir döneme girdiğimizi de anlamadım aslında, sanırım birçoğumuz anlamadık. Sınırlı bir süre kapanacağız, zaten önlemler alınacak, virüs büyük bir tehlike olmaktan çıkacak ve bizler çıkıp şarkılarımızı söylemeye devam edeceğiz diye düşünüyorduk. Kendi aramızda, “İyi işte, kısa bir tatil yapmış oluruz” filan diyorduk. Ezginin Günlüğü olarak yoğun biçimde konser verdiğimiz bir dönemdi. Kısa bir Güneydoğu turnesine çıkmıştık hatta. Batman’da bir konser verdik ve her şey iptal edildi, evlerimize döndük. Gruptaki herkes benzer şekilde etkilendi tabii. Neyse ki herkesin öyle veya böyle bir ek geliri, bir güvencesi var. Zaten Türkiye’de müzisyen olmak istiyorsan, mutlaka bir yerlerde bir güvencenin olması gerekiyormuş, bunu anlamış oldum. Ben, grupta ek işi olmayan tek elemandım sanırım, o nedenle biraz daha ağır geçirmiş olabilirim süreci. Bir süre sonra bunun böyle gideceğini, açılma olsa da bu iktidarın uzunca bir süre bizim ekmek yememize pek izin vermeyeceğini, dolayısıyla iş aramam gerektiğini anladım. Bir iki çeviri işi yaptım, sağa sola “iş arıyorum, zor durumdayım” diye mesajlar attım. Geri dönenler oldu sağ olsunlar ama hiçbirinden bir şey çıkmadı. Sonra artık iş tamamen başa düşünce zaten aklımda olan bir projeyi kağıda döktüm, aklımdaki partnerlerle paylaştım ve hayata geçirdik.

Sinan Dirlik: Tuğba ie birlikte Gazete Duvar için şahane bir iş yaptınız: “Askıda Sanat”. Bu fikir nasıl doğdu? Senin bu projedeki rolün ve işlevin ne oldu. Askıda Sanat iyi bir dokümanter çalışma olarak çıktı ortaya. Bundan hareketle Mahmut Çınar’dan Tuğba ile veya başkalarıyla dokümanter çalışmalara gireceği sonucunu çıkarmalı mıyız? Bir bilezik daha mı ekledin yani kendine? Bir de Lazanya aşkına söyler misin abi, neden “Tuğba S.” ? Vallahi kimseye söylemem, nedir Tuğba’nın “S” si?
Mahmut Çınar: İşte o sözünü ettiğim proje Askıda Sanat. Aslında şöyle: Benim akademik hayatımdan bir sivil toplum ortaklığı geçmişim var. Projecilik de diyebilirsin buna. Çok projede bulundum, çok da içime sinen işler yaptık insanlarla. Hatta yıllar önce bir ara baktım ben baya sivil toplum adamı oluyorum, bir dernek kurdum, Medya Araştırmaları Derneği diye. Şimdi başka arkadaşlarımız o dernek çatısı altında çok güzel ve epeyce de bilinen işler yapıyorlar. Neyse, bir iki sene önce Friedrich Neumann Vakfı, ki Türkiye ofisleriyle çok yoğun mesaim olmuştur geçmişte, sanat ve baskı üzerine bir etkinliğe davet ettiler beni. Gürcistan’dan, “bu konuda biz de bir şeyler yapabiliriz” fikriyle dönmüştüm ancak işte koşullar, yoğunluk derken rafta kaldı o fikirler. Pandemide aklıma FNF ile bu konu altında bir iş yapmak geldi. Gazete Duvar da çok açık ve iyi niyetli davrandı derken başladık programa. Rolüm bu yani. Tuğba ile yaptık projeyi. Sevgili Haluk Kalafat da her ihtiyacımız olduğunda destek verdi bize, sağ olsun. Yani aslında bizim açımızdan hem bir projeyi gerçekleştirmek, hem de işsiz kaldığımız bir dönemde böyle bir iş yapmak anlamında çok anlamlı bir iş oldu. Sonuç içimize de sindi. Dediğin gibi, süreçleri belgeleyip ciddi bir veri de oluşturmuş olduk. İzlenmeler de iyiydi, ki bu da önemli bence. Şimdi Tuğba ve Haluk ile, bu işi biraz daha geniş kapsamlı ve uluslararası bağlamda, hatta daha profesyonel biçimlerde ele alma niyetimiz var. Bakalım…
Aslında programcılık benim eskiden beri bileğimdeki bilezik diyebilirim. Öğrenciyken televizyonculuk yaptım. Canlı yayın programlar hazırladım, sundum. Haftalık programlar yaptım. Her şeyini kendim yaptığım, mevsimlik işçilerin çocuklarıyla ilgili bir kısa metraj haber/belgesel programım da Genç İletişimciler Yarışması’nda “en iyi televizyon programı” kategorisinde birinciliğe değer görülmüş, birçok yerde ve hatta CNN Türk’te gösterilmişti. Adı “Okul”du. Dolayısıyla o işler, o tür fikirler beni çok kaşır açıkçası. Hep belgesel fikirleri gelir aklıma mesela, ki bence çoğu epeyce güzel belgesellere dönüşebilecek fikirler. Çünkü ben belgesel delisiyim, bildiğin gibi değil. Belgesel namına her şeyi izlerim, saatlerimi veririm. Ama canım ben de şaşırdım ne olacağımı. Zaman olsa da çeksek, ne güzel olur.
Tuğba S., güzel değil mi? Behzat Ç. gibi. Gizem katıyor, ben sevdim. Şaka bir yana, Tuğba bazı özel nedenlerle bu projede soy ismini kullanmak istemedi. Biliyorsun, bizim gazetecilik tarihimiz müstear isimlerle yazan gazetecilerle doludur, bu da öyle bir şey oldu.
