Birbirimizden Başka Kimsemiz Yoktu-3

0
529

Sinan Dirlik: Peki, problemler nerede başladı? Anladığım kadarıyla İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerdeki ekipler çok hızlı bir şekilde organize olup sahaya hızlıca ulaştılar. Ama sahadan gelen eleştiriler çok büyük. Peki sorun nerede çıktı?

Hakan Özdemir: Profesyonel kurtarma ekipleri son derece hızlı bir şekilde organize oldu ve ilk 8-10 saatlik dilimde afet bölgesine ulaştı. Koordinasyon ve organizasyon sorunları burada başladı. Ekiplerin birçoğu ekipmansız gelmişti. Dolayısıyla ekipman sıkıntı çok ciddi boyuttaydı. Şimdi bu tür durumlarda şöyle olur. Biz böyle öğrendik. Ekipler sahaya ulaşır, AFAD tüm ekiplerin koordinasyonunu ve organizasyonunu yaparak görev yerlerine dağıtır. Oradaki koordinasyon eksikliği sıkıntıların en büyük kaynağı oldu. İlk gün, ikinci gün, hatta üçüncü gün bizler sadece vatandaşlarla muhataptık. Çok az yerde AFAD’dan araçlar ve ekipler vardı. Onlara da hak veriyorum tabii, ortada çok büyük bir afet var, onlar da insan, ne yapacaklar. Ama alandaki o organizasyonsuzluk hepimizi etkiledi ne yazık ki…

Sinan Dirlik: Bu, afetin büyüklüğünden ve çok geniş bir alana yayılmış olmasından mı kaynaklanıyor yoksa ortada başka sıkıntılar mı var?

Hakan Özdemir: Çok büyük bir afetti. Bu gerçeği yadsımamak lazım. Belki böyle bir şey beklemiyordu merkezi yönetim. Tamam 11 il etkilendi ama baktığınızda Adıyaman, Kahramanmaraş, en çok da Hatay. Türkiye’nin en büyük organizasyona sahip ili İstanbul. AFAD olsun, il ve ilçe belediyeleri olsun, ekiplerin hepsi akredite durumdadır İstanbul’da. Biz Antakya’ya gittik ama o kadar büyük bir enkaz var ki, hangi birine gideceksin? Hangi birine yetişeceksin? Ya bu kadar binanın da yıkılmaması lazımdı. Yani bu kadar bina yıkılmışsa ortada büyük bir yönetim sorunu var demektir. Evet gıda sorunu vardı, su sorunu vardı, ambulans sorunu vardı, cenaze aracı sorunu vardı. Ama bütün bunlar afetin çok büyük olmasından mıdır, Antakya’nın bu kadar etkileneceğinin öngörülememesinden, tahmin edilememesinden midir ya da başka bir sorundan mıdır gerçekten bilemiyorum.

Sinan Dirlik: Öngörülemez miydi bu? Mesela İstanbul’da olası bir afetin sonuçlarına dair bir öngörünüz, fikriniz yok mu? Hatay bunu niye öngörememiş olsun?

Hakan Özdemir: Öngörülmemiş olur mu? Hatay üzerinde daha önce bir çalışma yapılmış, tatbikat yapılmış. Hatay’ın zemininin kötü olduğu biliniyor. Yapı stoğunun durumu biliniyor. Öngörülememiş olması mümkün mü? Burada öngörülemeyecek tek bir şey olabilir, o da 2 tane yüksek magnitütlü depremin gerçekleşmiş olması. Gerçi 5 tane deniyor ama 2 tane büyük depremin peşpeşe olmuş olması belki öngörülemeyebilir. Ama hasarın öngörülememesi pek mümkün değil. İstanbul’daki hasar da öngörülebiliyor mesela şu anda. O yüzden riski azaltmaya çok değer veriyoruz. Yani şu an İstanbul’da bir deprem olsa, İstanbul AFAD’ın organizasyon kapasitesine en yakın il Ankara. Peki bir İstanbul depreminde Ankara her yere yetişebilecek mi? O yüzden Türkiye’deki tüm belediyelerin, merkezi yapıların İstanbul ekipleri kadar hazırlıklı ve hızlı olabilmesi lazım. Çünkü İstanbul’un riskini ne kadar azaltmaya çalışırsanız çalışın, yine de yıkılacak binalar olacak. Çünkü buradaki yapılar çok yüksek, çok katlı yapılar. Dolayısıyla İstanbul’da çok hızlı, çok organize arama kurtarma faaliyeti gerekecek. Bunu kabul etmek gerekiyor.

Kadıköy/BAK

Sinan Dirlik: Diyorsunuz ki İstanbul birçok yere yetebilir durumda ama birçok yer İstanbul’a yetebilecek mi? Temel endişe bu?

Hakan Özdemir: Evet, doğru model o çünkü. İstanbul AFAD, kaymakamlıklar, belediyeler arasındaki ilişkilerin barış zamanında kuvvetli olması çok ama çok önemli. Biz şimdi eğitim birimleriyle temas halindeyiz, İstanbul AFAD ile çok güçlü temas halindeyiz, tatbikatlar yapıyoruz, sohbetler ediyoruz, yeri geliyor malzeme paylaşıyoruz. 39 ilçe var, bunun 20’ye yakını akredite durumda. İstanbul’daki belediyeler çok büyük yatırımlar yapıyor. Ama İstanbul dışındaki büyük kentlerdeki belediyelerin de bu yatırımları yapması lazım. Acilen yapması lazım. Hatta Başkanımız biz Antakya’ya giderken hemen uyardı, bizim birçok kardeş belediye projemiz var, bu belediyelerle hızla iş birliği yapmamız lazım dedi. Nitekim Çankaya Belediyesi ile bir iş birliği protokolünü hemen yapacağız. Bizim bölgeyi üçe dörde bölerek yakından tanımalarını, bölge planlarını, nereden nasıl müdahale edebileceklerini öğrenmelerini sağlayacağız. Yani asıl sorun bu şu anda. Evet İstanbul olarak biz her yere yetişebilir durumdayız da bizim başımıza bir afet geldiğinde bize kim nasıl yetişecek?

Sinan Dirlik: Peki, 6 Şubat günü, saat 14.00 sularında bölgeye ulaştınız. Nasıl bir tablo vardı?

Hakan Özdemir: Çok korkunçtu. Biz Odabaşı Mahallesine yönlendirildik. Çok ama çok fazla enkaz vardı. Biz gittiğimizde ilk yarım saatte bir kişiyi canlı olarak kurtarabildik ama her bir canlı kurtarma çalışması normalde ortalama 3-4 saat sürer. Biz gider gitmez çalışmalara başladık, sesli arama cihazımız vardı, arama köpeğimiz vardı, termal kameramız vardı. Sahada çalışmaya başladığımızın ilk yarım saatinde 6 yaşındaki Ecrin’i çıkardık enkazdan. İlk 2 gün hızlı aramaya yoğunlaştık. 6 kişi, 10 günde resmi olarak 105 ama 150’ye yakın canlı kurtarmayı başardık.

Sinan Dirlik: Neden “resmi olarak” 105 de “gerçekte” 150’ye yakın?

Hakan Özdemir: Tam olarak sayı verebilmek mümkün değil çünkü. Öyle bir karmaşa yaşanıyor ki orada. Siz enkaz altından birini çıkarmaya yoğunlaşırken bir başkası geliyor, şurada biri var kurtarın diyor. Aynı anda enkazın bir yerinden ya da birçok farklı enkazın başından birileri geliyor ve benim yakınımı da kurtarın diye yalvarıyor. Birini çıkarıyorsun sonra takibini yapacak durumda değilsin, hemen bir başkasına koşuyorsun. Her yerden “önce benim yakınımı kurtar” haykırışları geliyor. Bir karar vermen gerekiyor ama bu kararı verebilecek durumda değilsin, çünkü her can değerli. Ekibini de korumak zorundasın. Çünkü o ekip başka canları da kurtaracak. Geliyor vatandaş, şu enkazın altında canlı var diyor, ama o enkaza giremezsin, ekibi sokamazsın oraya. Ya da bir enkazda çalışıyorsun, geliyor vatandaş, koş diye… Bırakamazsın başladığın işi… Bitirmek zorundasın… Ekibi riske atmamaya özen göstererek, kurtarılabilecek her cana yetişmeye çalışırken yaşanan psikolojik baskı inanılmaz. Zaten çok ağır koşullarda çalışıyor ekipler. En temel ihtiyaçların bile karşılanamadığı, saatlerce aç, susuz, yorgun, uykusuz çalışılıyor. Arama Kurtarma ekibindeyseniz bunlara hazırlıklısınız zaten ama işin içerisine insani yük girdiğinde psikolojiniz ister istemez sarsılıyor. Antakya’da yaşadıklarımızı bir daha asla yaşamak istemem.

Sinan Dirlik: Temel ihtiyaçlarınızı nasıl karşıladınız? O yoğun mücadelede sonuçta insansınız, dinlenmeniz, temel ihtiyaçlarınızı karşılamanız gerekiyor?

Hakan Özdemir: Ceza İnfaz Kurumuna sığındık. Sağ olsunlar arkadaşlar kapılarını bize açtılar, vardiya aralarında dinlenebileceğimiz bir yer verdiler. İkinci günden itibaren vardiya sistemine dönmek zorunda kaldık, başka türlü sürdürebilmenin imkânı yoktu çünkü. Müthiş bir fiziksel efor sarfediyor insanlar. İlk iki gün gıda da yoktu. Suyu da ikinci günün sabahında temin edebildik.

Sinan Dirlik: Pardon, AFAD en azından su, gıda gibi temel ihtiyaçlarınızı temin edemedi mi? Can kurtarmak için insanüstü bir çaba veriyorsunuz orada. O kadarını da mı yapmadılar?

Hakan Özdemir: İkinci gün AFAD’a gelen bir tır vardı, oradan temin ettik suyu. Normalde bizim arama kurtarma çalışması için giderken kendi gıdalarımız olur yanımızda. Ama İstanbul’dan yola çıkarken bir tercihte bulunmak zorunda kaldık. Ya ekipmana öncelik verecektik ya da kendi su ve gıda ihtiyacımızı. Ben ekipmana öncelik verdim fakat şimdi sorguluyorum bu kararımı açıkçası. Kimsenin benim niye suyum yok, niye yiyeceğim yok dediği de yok Sinan Bey ama sonuçta fiziksel bir çalışma yürütüyorsunuz ve ne kadar direnirseniz direnin ne kadar dayanıklı olursanız olun bir noktada suya, gıdaya ihtiyacınız oluyor. Uçaklarda çok sınırlı yer vardı, ekipmana daha fazla yer açabilmek için gıdadan vazgeçtim ama bir daha böyle bir durumla karşılaşırsam su ve gıdayı da önceliklendireceğim sanırım.