Birbirimizden Başka Kimsemiz Yoktu-3

0
529

Sinan Dirlik: Sürekli son derece hayati kararlar vermekle karşı karşıya kaldınız anladığım kadarıyla… Çok ağır bir sorumluluk bu? Tamamen size mi ait bu karar?

Hakan Özdemir: Evet ne yazık ki bana ait. Operasyonda öncelikli kararlar bana ve ekip liderlerime ait. İşte Mustafa Bey, Nazlı Hanım… 5-6 arkadaşımız var tim lideri olarak. Evet hayati kararlar vermemiz gerekiyor. Göreve giderken yanımıza ne alacağımızı belirlemekten başlıyor bu. Arama kurtarma çalışmaları sırasında operasyonel kararları da kapsıyor. Bazı durumlarda enkazda canlı teması yakaladık. Biliyoruz içeride canlı var ama giremedik. Çünkü minnacık bir nokta var girilebilecek ve oraya dokunduğunuz anda neyle karşılaşacağınızı, daha büyük bir hasara yol açıp açmayacağınızı hesaba katmak zorundasınız. Oraya can kurtarmaya gidiyorsunuz, ekibinizden tek bir canı dahi riske atamazsınız. 49 kişiydik, bir ara 80 kişiye ulaştık, sonra 55-60’a düştük. Evet bazen risk aldığımız durumlar olmadı değil ama çok şükür kimsenin kılına zarar gelmeden döndük sahadan. Bir yandan operasyondaydık, arada insani yardıma da koştuk. Hekim arkadaşımız, kaldığımız yerde sağlık hizmeti de verdi. Gönüllülerimiz arasındaki eczacılar yanlarında getirdikleri ilaçları dağıttılar. Bu arada Kadıköy Belediyesinin tırı da yetişti 2. Gün, Samandağ ve Defne’de halka sıcak çorba dağıtmaya başladılar. Öyle bir imkânsızlık ortamı ki Sinan Bey, yakıt yok mesela. Yakıt olmayınca araç çalıştıramıyorsunuz, jeneratör çalıştıramıyorsunuz, ne bileyim aydınlatmayı sağlayamıyorsunuz. Öyle bir imkânsızlık, öyle bir kaotik ortam!  Karayollarından temin etmeye çalıştık biraz. Herkesin ekstra ekstra performansıyla, çabasıyla yapılabildi her ne yapıldıysa. Kadıköy Belediyesi 2. Gün yakıt, gıda, kıyafet getirdi.

Odabaşı Mahallesi

Sinan Dirlik: Bakın işte bu anlattıklarınız çok da kabul edilebilir şeyler değil. Siz can kurtarmaya gidiyorsunuz oraya kelle koltukta. Ekipmana ihtiyacınız var ama suya ve gıdaya da. Siz önceliğinizi can kurtarmaktan yana kullanıp suyunuzdan gıdanızdan taviz veriyorsunuz ki bu, yaptığınız iş düşünüldüğünde hayati önem taşıyor. Merkezi yönetimin hiç değilse can kurtarmak için çalışan insanların güvenliğini, ayakta kalabilmeleri için asgari düzeyde ihtiyaçlarını sağlamasını beklemek çok şey mi?

Hakan Özdemir: AFAD’ın kriz merkezinde birileri vardı ama…

Sinan Dirlik: Pardon, sizi anlıyorum, dikkatli bir dil kurmaya çalıştığınızın farkındayım ama… Siz daha ilk gün sahaya ulaşabilmişseniz, Kadıköy Belediyesi ve diğerleri ikinci gün sahaya tırı dayayıp sıcak çorba servisi yapabilmişse… Merkezi yönetimin, AFAD’ın, Kızılay’ın sahada başta sizin gibi can kurtarmaya çalışanların ve elbette halkın ihtiyaçlarını karşılamasını beklemek çok büyük bir şey olmasa gerek? Kimse yol yoktu, havaalanı çökmüştü demesin, siz nasıl gittiyseniz, Belediyelerin, gönüllülerin tırları kamyonları nasıl ulaştıysa AFAD, Kızılay, Merkezi yönetim yardımları da ulaştırılabilirdi.

Hakan Özdemir: Evet, bizim kamyonumuz da karayoluyla geldi. Evet, bu organizasyonsuzluktan bahsediyorum zaten. Sinan Bey bütün bunların değerlendirilmesi gerekiyor. Bakın biz nasıl ki sahadan döner dönmez biz bu operasyonda neleri doğru yaptık, nerelerde eksiğimiz vardı, neleri daha iyi yapabilirdik diye düşünüp tartışıyorsak AFAD’ın da merkezi yönetimin de aynı değerlendirmeyi yapacağına inanıyorum ben. Kadıköy Belediyesi olarak da arkadaşlarımız bir değerlendirme yapıyorlar mesela. Bunu tüm birimler yapmalı. En kritik ilk 3 günde çok ciddi organizasyon sorunları, çok ciddi koordinasyon sıkıntıları yaşandı ne yazık ki… 3. Günden sonra zaten belediyelerin, derneklerin, stk’ların organizasyonları yardımları etkin biçimde devreye girdi. 

Sinan Dirlik: Sadece sizinle konuşmuyorum tahmin edeceğiniz gibi… Sahadan gelen bütün bilgiler sizin çok dikkatli bir dille aktardığınız bilgileri teyit eder nitelikte. Bu da ister istemez merkezi yönetime, AFAD’a, kamu kurum ve kuruluşlarına güveni zedeledi. Açıklanan ölü yaralı sayılarından başlıyor bu güvensizlik. Sizinle konuştuğumuz bugün 46.104 ölü sayısı verildi ama bu sayının güvenilir olmadığına dair çok fazla duyum var. Siz ne dersiniz?

Hakan Özdemir: Bakın ben Antakya için konuşayım. Antakya diye bir şehir yok artık. Buradan siz neyin ne olduğunu çıkartın. Resmi sayılar  var tabii ama adı üzerinde resmi sayılar, kayıt altına alınabilmiş sayılar bunlar.

Sinan Dirlik: Ne zaman öğreneceğiz gerçeği?

Hakan Özdemir: Her şey tamamlandığında, ortalık biraz daha sakinlediğinde anlaşılacağına inanıyorum. Bakın 1999 depremi gibi değil bu. O dönemde TC Kimlik numarası diye bir şey yoktu, e- devlet, dijital altyapı yoktu. Şimdi var. Bu verilerin gizlenebilmesi mümkün değil artık. Ha ne olur? Mesela 50 bin ölü var denir, 50 bin de kayıp… En fazla o şekilde olur ama sonuçta gerçek sayıların gizlenebilmesi artık kolay değil.

Sinan Dirlik: Siz şu an açıklanan sayıları gerçekçi buluyor musunuz?

Hakan Özdemir: Nasıl bulurum? Sahadaydım, Antakya’daydım… Arama kurtarma ekipleri gelmeden önce vatandaşın enkazdan çıkarıp defnettiği cenazelerin olduğunu biliyoruz. Bu şekilde bayağı bir defin oldu. Kayıt dışı definlerin olduğunu da tahmin ediyoruz. Yüzlerce savcı ellerinden geldiğince görev yapmaya çalıştılar tabii ama şöyle bir durum da var. Bizim toplumumuzda cenazeyi bir an önce defnetmek gibi bir eğilim var. Kent merkezlerinde savcıların duruma daha hâkim olduğunu düşünüyorum ama köylerde, küçük birimlerde kayıt dışı defin olduğu muhakkak. Enkazların bir an önce kaldırılması kararı da işi bir miktar zorlaştırdı.

Sinan Dirlik: Bütün bu anlattıklarınızdan aslında çok daha fazla canın kurtarılabileceğini, ölü sayısının bu kadar korkunç bir tablo oluşturmayabileceğini anlıyorum. Her şey hızlı, doğru ve organize biçimde yapılabilseydi merkezi yönetim tarafından… Enkaz altında kaç gün dayanabilir sağlıklı bir insan?

Hakan Özdemir: Gördüğünüz gibi 10 güne kadar enkaz altından canlı kurtarabilmek mümkün. Ama en kritik, en önemli zaman dilimi ilk 3 gün. İlk 3 günde hızlı, organize, doğru yönetilmiş bir çalışmayla çok daha fazla insanı canlı kurtarabilmek mümkün. Ama şunun da dikkate alınması gerektiğinin altını çizmek istiyorum. İş makineleri deniyor mesela. Tamam, iş makinesi ekibin işini kolaylaştırır, doğru. Ama iş makinesinin bir bloğu kaldırmasıyla bitmiyor iş. Onun demirlerini kesmek, betonunu kırmak gibi birçok ayrıntı var. İş makinesini enkazın üzerine çıkartamazsınız. Bakın biz kırıcı bile kullanmadan 14 can kurtardık. İlk 2 gün çok ama çok sınırlı kullandık iş makinelerini. Hatta ilk 3 gün özellikle iş makinelerini kullanmayı tercih etmeyiz.