Ulvi Yaman: Sevgili Funda, öncelikle çok teşekkür ediyorum beni kırmadın ve röportaj isteğimi kabul ettin. Asıl merak ettiğim Türkiye’de Kültür Endüstrileri konusundaki çalışmaların ve bu konudaki görüşlerin, yayıncılık, akademi, üniversite ama sırayla gidelim. Müzikten başlamak istiyorum. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi mezunusun ve yüksek lisans yaparken Müjdat Gezen Sanat Merkeziyle birlikte akademisyenlikten müzik üretimine doğru bir geçiş söz konusu. Gerçi akademisyenlik devam ediyor ona geleceğiz. Müzik konusunda “yapmak istediklerimi yapabildim” diyebiliyor musun? Bunu iki açıdan soruyorum bir tanesi istediğin kendi özgün tarzını, dilini oluşturabildin mi? İkincisi ise her tecimsel üretimde olduğu gibi müziğin pazarlanması konusunda hangi engellere takıldın? Birçok şeyle ilgileniyorsun bundan sonra müzik devam edecek mi?
Funda Lena: Müziğe ilk başladığım dönemde sektöre dair neredeyse hiç bilgim yoktu. Çok saf bir düşünce yapısıyla yalnızca popüler olabilmiş eserlere ve sanatçılara bakarak kendimi ve eserlerimi onlarla karşılaştırıyordum ve en az onlar kadar iyi eserler yapabilirsem aynı yollardan yürüyebileceğim gibi şu an çok naif, hatta cahilce diyebileceğim bir yerden değerlendiriyordum. Gerçekten de iyi müzik üretmek konusunda şanslıydım çünkü Türkiye’deki (ve hatta üçüncü projemde dünyadaki) çok çok iyi müzisyenlerle çalıştım. Her bir şarkım kendi içinde müzikal anlamda oldukça kaliteliydi. Fakat kendime özgün bir tarz ve dil oluşturma konusu, geriye dönüp baktığımda kendimi en çok eleştirdiğim konulardan biri. Şu anki bilgi ve tecrübemle, bugün birlikte çalıştığım veya danışmanlık verdiğim sanatçılara işin daha en başında anlattığım bir konu bu ama o zamanlara baktığımda çok farklı tarzlarda denemeler yaptığımı görüyorum. Bu bir bakıma iyi bir şey ama tutarlı bir marka kimliği oluşturmak konusunda doğru bir strateji değildi.
İşin pazarlama konusu ise tam anlamıyla tökezlediğim noktaydı. O zamanın üzerinden geçen on yıllık süre boyunca sürekli olarak bu konular üzerinde derinlemesine araştırmalar yapan, ders ve danışmanlıklar veren biri olarak aslında o dönem yaşadığım olumsuzluklar benim öğrenme sürecimin ilk dönemini oluşturdu diyebilirim. Çünkü biliyorsunuz insan en çok hatalarından ve kötü tecrübelerinden öğreniyor. O zamanlar kendi çapında müzik yapan biri olarak yine çok naif bir düşünceyle ana akıma oynayabileceğim gibi bir yanılgıya sahiptim. O nedenle de ilk olarak ana akım radyoların kapısını çaldım. Şarkılarımın bu radyolarda ve müzik TV kanallarında çalınması için çaba harcadım fakat müzik ve medya sektörlerinin sonradan çok detaylı şekilde öğreneceğim işleyiş mekanizmaları dolayısıyla bu konuda pek bir yol kat edemedim. Yazılı basında şanslıydım. Hemen hemen bütün büyük gazetelerde tam sayfa söyleşilerim yayınlandı (çünkü Boğaziçi Üniversitesinden birincilikle mezun olmuş, Yale Üniversitesi’ne doktora değişim programına gitmeyi reddetmiş ve bunun yerine albüm yapmayı tercih etmiş biri olmam dolayısıyla hikâyem haber değeri taşıyordu). Bundan dolayı da hikâyemi birçok insan duymuştu fakat buna paralel olarak müziğiniz çeşitli mecralarda dönmediği sürece bunun pek bir anlamı olmadığını gördüm.
Yaşadığım tüm zorluklar neticesinde beş yıllık sektör deneyiminden sonra sektörde bir şarkıcı olarak var olmaya çalışmanın çok da bana göre olmadığına karar verdim. Fakat sahada bilgi ve tecrübe edinmiştim ve hayatım boyunca her ne yaparsam yapayım başta müzik olmak üzere kültür sanatın odağımda olmasını istediğimi biliyordum. Akademik bir geçmişim de olduğu için müzik endüstrisi ve diğer kültür endüstrileri üzerine akademik çalışmalar yapmanın hem benim için daha doğru bir yol olacağını hem de sektöre daha faydalı olacağını düşünerek bu alanda doktora yaptım. 2015 yılından beri de İstanbul Bilgi Üniversitesi Sanat ve Kültür Yönetimi Bölümünde Müzik Endüstrisi ve Yönetimi dersini veriyorum. Bu süreçte endüstri üzerine kitap ve raporlar da yayınladım. Son 1-2 yıldır ise sektöre yönelik doğrudan faaliyetlere de yeniden başladım diyebilirim. Çeşitli sanatçılara danışmanlık veriyorum, kendi sahip olduğum yayınevi için çocuk şarkıları, yabancı şarkıcılar için İngilizce şarkı sözleri yazıyorum. Ve yeni yeni yine farklı sanatçılar için müzik yapım ve yönetimi alanında profesyonel hizmet vermeye de başladım diyebilirim. Kendim bundan sonra profesyonel anlamda şarkı söyler miyim? Kesin bir düşüncem olmamakla birlikte, “olabilir” diyelim…

Ulvi Yaman: Pazarlamadan devam edelim. Dijital dönüşüm, internet, herkese ilk başta özellikle kültür endüstrilerinde üretim yapanlar için eşitsizliği ortadan kaldırabilecek, eş, dost, dayı olmadan da yeteneklerini ortaya koyabileceğin bir platform olduğu yanılgısı yaşattı. Zamanla anladık ki kazın ayağı öyle değil, reel ortamdaki tekelleşme, sektörü domine etme kriterleri burada da yaşanıyor, hem de çok daha fazla. Hem albüm çıkararak fiilen bunu deneyimlemiş biri olarak hem de bu konuda akademik çalışmalar yapan biri olarak nasıl yorumluyorsun?
Funda Lena: Senin de dediğin gibi iki binli yılların başında internetin müzik sektörünü demokratikleştireceği gibi bir inanış vardı. Sektörün “hit” odaklı yapısından uzaklaşacağı, küçük çaplı şirketler ve bağımsız sanatçılar tarafından çıkarılan müzik eserlerine talebin daha dengeli dağılacağı düşünülüyordu. Fakat yıllar geçtikçe yapılan araştırmalar, çok dinlenenler listeleri üzerinde yapılan analizler tam tersi yöne bir “trend” gösterdi. Yani müzik talebi giderek daha da fazla “star” odaklı oldu. Elbette ki diğer taraftan eskiden hiç mümkün olmayacak şekilde binlerce bağımsız sanatçı yapımcılara bağımlı olmadan dijital ortamda varlık göstermeye başladılar ve bunların içinden bir bölümü bugün gerçekten de başarılı noktalara gelebilmiş durumdalar, bu da gelecek için umut vaat eden bir durum fakat bu durum çoğunluk için geçerli değil. Sportify’a şarkı yükleyen sanatçılardan çok azı kayda değer dinlenme rakamlarına ulaşabiliyorlar. Binlerce sanatçı ise hiç keşfedilemeden dijital ortamın dehlizlerinde kaybolup gidiyor. Bunun en önemli sebebi hem müzik dinleme platformlarının hem de sanatçılar için başlıca tanıtım mecrası olan sosyal medyanın popüler olandan yana olan algoritmaları. Ben hep şunu söylüyorum, evet internet tüm müzisyenlere kolayca “erişilebilir” olma şansını tanıdı. Biliyorsunuz “erişilebilirlik” kavramı kültür politikasında çok önemsenen bir kavram fakat bir sanatçının/şarkının erişilebilir olması dinleyicilerin o sanatçıya/şarkıya gerçekten de erişeceği anlamına gelmiyor maalesef. Yıllar içinde gördük ki dijital platformlarda da kayda değer başarılar elde edebilen projelerin birçoğu yine büyük yapımcılar ve ana akım medya tarafından bir şekilde destek görenler. Ama şunu da söylemem gerekiyor, bu durum yavaş da olsa ve şu an için iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sayıda sanatçı için de olsa kırılıyor. 2014 yılında doktora tezim için incelediğim radyo ve TV’lerde en çok dinlenen şarkılar ile dijital platformlarda en çok dinlenen şarkılara baktığımda bu iki listenin birbirine çok paralel olduğunu görmüştüm. Yani ana akım müzik medyasında majör sanatçı ve yapımcıların payı neyse dijital platformlarda da hemen hemen oydu. Fakat bu yıl yeni yazmakta olduğum bir kitap bölümü için 2021 yılına ait radyo-TV ve dijital müzik platformu verilerini yeniden inceledim. Ve gördüm ki dijital platformlardaki bağımsız/alternatif sanatçı ve grup oranı artmış durumda. Bu tabii ki kendiliğinde olmuş bir durum değil, dijital platformların daha adil bir hale geldiği anlamına da gelmiyor. Belli sanatçıların dijital platformun kurallarını çözmüş, markalaşma, pazarlama, kısacası müzik yönetimi konusunda sabırlı şekilde doğru adımları atıyor olmalarından kaynaklanıyor.
