Eren C. Çekiç: “Burada Serkan’a dönmek istiyorum. Roman sivil toplumu yaklaşık olarak yirmi yıllık bir geçmişe sahip ve yeni doğan bir bebeğin bir süre sonra emeklemesi şeklinde yolculuğuna devam ediyor. Bu süreçte mutfakta olanlardan biri de sensin. “Romani Godi yolculuğu nasıl başladı?”
Serkan Baysak: “Çok teşekkürler Eren. Duyduğum şeyler gerçekten güzel. İnsanın gururunu okşuyor. Ve takdir ettiğim biri olarak senden bunları duymak daha da güzel. Umarım düşüncelerin hep aynı olur. Ben aktif olarak makine mühendisliği yapıyorum. Uludağ Üniversitesi mezunuyum. Yaklaşık olarak 11 yıldır Roman sivil toplum alanında çalışıyorum. Hikayem aslında öğrenciyken başladı. O zamanlarda Roman Eğitim Fonu ve Avrupa Roman Hakları Merkezi ile eğitimlere katılım ve gönüllü çalışmalarla devam etti. Son üç yıldır daha da aktif olarak Roman gençlik grupları ile çalışıyorum. Ama “Romani Godi” ile hikayemiz yeni başlıyor desek yeridir. Arkadaşlarla bireysel olarak neler yapabiliriz diye konuşurken ortaya bazı başlıklar çıktı. Bunların en önemlisi bir Roman hafızası oluşturmaktı. Hemen akabinde Türkiye’de ve yurt dışında belirli kurumlarla görüşmelere başladık. Bunun yanı sıra direk Romanlarla çalışmayan sivil toplum kuruluşları, kurumlar ve üniversiteler ile iş birliği halindeyiz. Romani Godi şu anda bizim hayal ettiğimizin ötesinde bir şekilde yolculuğuna devam ediyor. İlerleyen dönemler içerisinde biz oluruz ya da olmayız bu çok önemli değil ama bu işe katkı vermek isteyenlerle birlikte bu çatı altında hafıza oluşturma çabası devam etsin diyoruz.”
Eren C. Çekiç: “Roman toplumu Türkiye’de en dezavantajlı durumda bulunan, temel haklarına erişmekte zorluk çeken ve derin yoksulluk yaşayan bir toplum. “Romani Godi oluşturmaya sizi iten sebepler nelerdir?”
Serkan Baysak: “Son dönemdebazı kişi ve kurumlarla araştırma yaptık. Tarihi zenginliği olduğunu düşündüğümüz, dili ve kültürü ile yaşayan bir toplum var. Fakat Türkiye’de bu etnik kimliğe ait çok fazla veri yok. Bu hem verilerin doğruluğu açısından hem de sayısal açıdan bir durum. Biz araştırma yaparken bunun zorluğunu yaşadık. Yaptığımız araştırma ve görüşmelerde Romanların hep bilinmeyen bir toplum olduğuna dair sonuçlara ulaştık. Ya oyun havalarıyla ya da haberlerde duydukları kriminal olaylarla biliyorlar, çok nadir Esma Recepova gibi güzel örneklere de yer verildiği oluyor. Biz de hem Romanları tanımayanları hem de Romanlarla ilgili çalışma yapmak isteyenlere bir hafıza oluşturmak ve farklı dillerden çevirilerle var olan bilgileri bir araya getirmek istiyoruz. Bu bir ihtiyaç. Öncelikle bu alanda çalışma yaptığımız için bizim kendi ihtiyacımız ama Roman sivil toplumunda herkes bunu bir ihtiyaç olarak görecek mi emin değilim. Üçümüzün de ortak amacı bugüne kadar Romanlarla ilgili Türkiye’de neler yapılmış bunu kayıt altına almak. Bu konuda yazılmış yazıları, araştırmaları ya da doğru bilinen yanlışları/yanlış bilinen doğruları ortaya koymak istedik.”
Eren C. Çekiç: “Burada en çok dikkatimi çeken olay Romlar, Domlar, Lomlar ve Abdallar olarak belirtmeniz ve tüm Roman gruplar için çalışmanız oldu. Açıklamanızda bir de Roman olan ve Roman olmayan kısım var. Sanırım Roman olmayan kısma Göktan giriyor. Hahahahh.”
Göktan Yıldırım: “Hahahah… Öncelikle merhaba Eren. Kısaca kendimi tanıtmak isterim. Hukuk fakültesi mezunuyum. Yaklaşık 5 yıldır sivil toplum ile çalışıyorum. Çocuklarla çalışmayı hep önceliyorum. Çocuk alanında farklı örgütlenmelerde görevler aldım ve gönüllü oldum. Son 4 yıldır Roman sivil toplumu içerisinde çalışmalar yapıyorum. Ankara’da Hayal Ev çalışmasında yer aldım. Evet, Roman değilim ama Roman meselesi nasıl gündemime girdi onu cevaplamak isterim. İlk temasım Ankara’da Roman Hakları Derneği ile oldu. İlk gittim ve Roman tarihini dinledim. Bu zengin tarihi öğrendiğim gibi farklı şehirlerden Roman arkadaşlarım oldu hepsinden çok şeyler öğrendim. Çok zengin bir Roman kültürü ve tarihi var. Bunun aslında çok görünmediğinin de farkına varmam uzun sürmedi. Romanlar yaşadıkları her toprağın yerli halkı olmuş ve oralara bir şeyler katıp, bir şeyler öğrendiler. Öğrendikleri her şeyi zenginleştirdiler. Örnek vermek gerekirse gittikleri bir coğrafyada bir müzik aleti öğrendilerse onu zenginleştirdiler ya da yeni bir müzik aleti öğrettiler. Dillerinden kattıkları değerler vardı. Romanlar bu coğrafyaların yerli halkı ama bu yerli halk ile ilgili hiçbir şey bilmiyor insanlar. O yerli halk aslında görünmüyor. Herkes için eşit bir yaşam yoksa hiçbirimiz için yaşam yoktur mottosu motivasyonumu sağlıyor. Romanlar eğer bu coğrafyada herkes kadar eşit görünmüyorsa benim için yaşamın bir inşası mümkün gözükmüyor ve yaşam yaşana bilirlikten çıkıyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduktan beri Romanlar bir sürü şey yaşadı ama bunlar olumlu ve olumsuz şekilde gerçekleşti ama bilinmiyor maalesef. Roman hafızası meselesinde beni en çok düşündüren şey bu ülkede 30’lu, 40’lı ve 50’li yıllarda ve sivil toplum kuruluşlarının oluşmasına kadar geçen süreçte Romanların neler yaşadıklarıdır. Eşit bir yaşam inşası için bugün bu oluşumun bir parçasıyım.”
