Yasemin: Erdi Abi soyadın neydi?
Erdi Bayrak: Ergin Bayrak.
Yasemin: Ergin mi?
Erdi Bayrak: Ergin Bayrak benim adım?
Yasemin: E ama Erdi abi diyoruz sana?
Erdi Bayrak: Şimdi borçlu olduklarıma adımı Erdi diye veriyorum, alacaklı olduklarıma Ergin diye veriyorum. İki isim taşıyorum. (Bütün kahve gülüyoruz)
Yasemin: Ben sana yine Erdi abi diyeceğim ama. Erdi nereden çıktı peki?
Erdi Bayrak: Tamam Erdi de. Adım Ergin ama Erdi diyorlar işte ne yapalım?
Yasemin: Erdi abi sen aslında Karadenizlisin ama Tekirdağ’da çok güzel bir kahve işletiyorsun. Trakya’ya gelip kahve açmak nasıl oldu?
Erdi Bayrak: Evet Karadenizliyim. 27 sene kamyonculuk yaptım. En son bu Tekirdağ’a geldim, tuğla çekmeye başladım. İstanbul’a tuğla götürüyordum. Orada bir kaza yaptım. Adamlar çok misafirperverlermiş, ayağımı yere bastırmadan beni aldılar bir yere hapsettiler. Kazayı kasıtlı yapmışım gibi. “Arabaya niye vurdun?” dediler. “Yahu bir kazadır oldu” dedik. Beni orada iki üç saat alıkoydular, polis geldi de kurtardı beni oradan. Bu olaydan sonra dedim “Allah’ım bu kamyondan benim rızkımı kes!”. Geldim Tekirdağ’ına (YÖ: Çoktan Trakyalı olmuş Erdi abi. Trakya’da Tekirdağ’dan sonra gelen ekler Tekirdağ’a değil, Tekirdağ’ına şeklinde söylenir. Aynen onun kullandığı dille aktarıyorum.) Amcamın arabasına müşteri çıkmış, amcam arabaya 4 milyar para istiyor. Onun arabanın modeli benimkinden daha düşük, benimki yüksek. Dedim adama “alıcı mısın, tut elimi” tuttu elimi. “Vermeyeni de almayanı da” dedim. 2.5 milyara kendi arabamı verdim. Amcam dedi “ne diyorsun?”. Amcama dedim ki “istiyorsan ver parayı, arabayı sen al, ben yapmayacağım bu işi”. Adama arabayı sattım, eve geldim koç kestim, mevlit okuttum kurtuldum diye. Ondan sonra geziyorum, iş güç yok. O sırada babam, şu an kahvenin de bulunduğu yerin inşaatını başlattı.
Aynı zamanlarda bir arkadaşa ev tutacağız, bir ev görmeye gittik 8 bin lira ev kirası, 8 bin lira da emlakçı istiyor. Dedim bu iş iyiymiş. Babamın yaptığı inşaatın bir bölümünü çevirdim kontrplakla, üç dört tane de telefon getirdim, İstanbul Topkapı’dan bir masa sandalye aldım, koydum, oldum burada emlakçı. Oradan işi ilerlettim, dedim bir de kahve açalım. Bizim inşaatın giriş katına da kahveyi açtık, oldum kahveci. E ne yapalım, yaşlandık, şoförlük yapmıyoruz, işte böyle geçinip gidiyoruz.
Yasemin: Baban Tekirdağ’da mı oturuyordu?
Erdi Bayrak: Babam Almanya’daydı. Binanın kaba inşaatını yapmıştık ama.
Yasemin: Tekirdağ’a ilk gelişiniz nasıl oldu da inşaat yaptınız?
Erdi Bayrak: Tekirdağ’ına ilk gelişimiz şöyle oldu; ben İstanbul’a tuğla getirdim, İstanbul’dan bu tarafa bir yük aldım. Tekirdağ’ına geldim, dönüş yükü sordum, dediler tuğla yükü var. Gittim fabrikadan tuğla yükledim, baktım parası iyi. Yoğun da, günlük iş var. Burada yalnız çalıştım bir iki ay. Sonra dedim ki 5-6 aylığına çocukları getireyim. 5-6 ay kalır gideriz. O geliş! Geldik, burada kaldık. Çocuklar burada büyüdüler. Sonra babamlar geldiler. Biraderler ev aldılar buradan. Buraya yerleştik, olduk Tekirdağ’lı. 89 senesinde geldim buraya ben. Siz o zaman Çağdaş Sitesinde oturuyordunuz. Baban da gıda dağıtım işine yeni başlamıştı, onunla da o zaman tanıştık.
Bir gün babanla konuşuyoruz, dedi ki bana “ben daireyi satıyorum”. Şu an oturduğunuz evden bahsediyor, kahvenin üstündeki evden. “Niye satıyorsun, paraya ihtiyacın var mı?” dedim, “yoo, satacağım, başka yerden ev alacağım” dedi. “O daireyi satın almaya gelene küfür edeceğim” dedim. “Niye” dedi, “satamazsın kardeşim, ayrılamazsın bu mahalleden” dedim “sattırmıyorum”. “Yav sen bela mısın” dedi gitti. Annene demiş ki adam daireyi sattırmıyor, annen de “iyi yapıyor” demiş. Annen de istemiyordu burayı satmayı. Komşuluk kolay mı kazanılıyor, ben böyle komşuyu nereden bulacağım. Rahmetli babanla çok iyi dostluğumuz vardı.
