Türkiye Yahudileri Kırgın…

0
403

Nereye Gitti Bu Yahudiler?

Sinan: Kadim Yahudi tarihi çok daha eski olmakla birlikte İncil’de Efes ve Konya’da faaliyette olan sinagoglardan bahsediliyor. Yahudiliğin Anadolu’daki tarihini biz genellikle İspanya’dan Osmanlı’ya kaçışla ilişkilendiririz. 500 yıllık bir tarihi ilişki olduğunu düşünürüz fakat anladığım kadarıyla neredeyse 2500 yıla yakın bir geçmişi var Yahudilerin Anadolu’daki varlığının?
Marsel Russo: Esas itibariyle MS 70’de Bet Ha-Mikdaş’ın, yani Büyük Tapınağın 2. Kez yıkılması ve akabinde büyük sürgünün başlamasıyla birlikte Yahudilerin bir kısmı ken’an topraklarından yukarıya, Anadolu’ya doğru çıkmaya başladılar. Bugünkü Akdeniz kıyılarına dağılmaya başladılar. Bu bir düfizyondu, dağılmaydı. Bu dağılma sırasında Kuzey Afrika’ya doğru giden de oldu, Arap yarımadasına giden de oldu, Anadolu’ya gelen de oldu. Anadolu’ya gelenler o zamanki Roma İmparatorluğunun içerisinde kaldılar ve Doğu Anadolu’dan Karadeniz’e Anadolu’nun dört bir yanına dağıldılar. Bir kısmı Hazar kıyılarını takip ederek Rusya’nın yaylalarına dağıldı. 
Sinan: Hatta bunların tek Türk- Yahudi devleti olan Hazar Türk İmparatorluğunu kurdukları söylenir yanlış bilmiyorsam? 
Marsel Russo: Söylenir. Belki tam Yahudi değildir ama etkilenmiştir. Dediğin gibi, Anadolu’daki Yahudi varlığı 500 sene ile kısıtlı değil. Roma imparatorluğu döneminde Anadolu topraklarına dağılmış ciddi topluluklar var. Efes ve Konya’dan söz ettin ama Van’da, Antep’te de ufak tefek sinagoglara rastlayabilirsiniz. Keza hiçbir zaman Osmanlı Türk hakimiyetine girmemiş olan İran’da da çok ciddi bir Yahudi toplumu bugüne kadar gelmiştir. Keza Bağdat Yahudileri… Ve tabii Zahor’da merkezileşmiş Kürt Yahudileri… Zahor’da Kürtçe, Aramice konuşan çok ciddi bir Yahudi topluluğu var. Bunların çoğu zaman içerisinde İsrail’e göç ettiler ve burada sıkı bir Kürt-Yahudi toplumu oluştu. Tarihte Yahudi Krallığı İsrail ve Yehuda olmak üzere ikiye bölünmüştür ve merkezi Samiriye olan İsrail Krallığının, yani kaybolan 12. Kabilenin devamı olarak görülür Kürt Yahudileri. Hülâsa Anadolu topraklarındaki Yahudi varlığı 500 yıldan ibaret değil. Tabii ki Sefarad göçünden sonra Anadolu’da, Osmanlı coğrafyasında Selanik gibi, Edirne, Bursa, İzmir gibi yeni yerleşim merkezleri oluşmuş ve çok nüfus almıştır. Göçle gelenler, yalnızca 2. Beyazıd zamanında değil, sonraki yıllarda da bu merkezlere politik kaygılarla yerleştirildiler. 
Sinan: Anadolu Yahudiliği’nin tarihi üzerine çalışmalar yapılıyor mu?
Marsel Russo: Evet. Mesela bundan birkaç sene önce Antalya’da bir sinagog’un kalıntıları bulundu. Bunlar devlet desteği gerektiren çalışmalar tabii… Ama Anadolu’daki Yahudi varlığının anıtsal eserleri ayağa kaldırılıyor. Edirne Sinagogu bunun taçlandırılmış hali bence… Sinagog uzun yıllardır harap haldeyken biraz bizim cemaatin itelemesiyle, biraz yurt dışında yaşayan Edirneli Yahudilerin maddi desteğiyle ve tabii Trakya Üniversitesi’nin, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, Kültür Bakanlığının katkılarıyla ayağa kaldırıldı. Balkanların en büyük sinagogudur Edirne Sinagogu… Keza Gaziantep’teki sinagogun da ayağa kaldırıldığını biliyorum. Çok fazla mezarlık var örneğin. Mezar taşlarının üzerinde yazılanlarla günümüze taşıdığı mesajlar, bu mezarlıkları tarihi açıdan çok daha önemli kılıyor. Bu mezarlıkların yavaş yavaş ortaya çıktığını biliyoruz. Toplumumuz içerisinde bunu kendisine iş edinmiş profesyonel ya da profesyonel ruhlu amatörler var. Kitaplar yazılıyor bu konuda. Naim Güleryüz var mesela. Keza Rıfat Bali’nin bir çok kitabı var ama Bali daha çok tarihsel olayları inceler. Naim Güleryüz ise yapılarla, fiziki eserlerle ilgili bir çok araştırmaya, kitaba imza atmış çok önemli bir araştırmacıdır. 
Sinan: Sonuç itibarıyla belki bazı okuyucularımız için de bir sürpriz olacak ama Yahudiler, Anadolu’nun kadim halklarından biri?
Marsel Russo: Gayet tabii! Yahudiler, her ne kadar dağınık olarak yaşadılarsa da, Anadolu’nun en eski halklarından biri. Yahudi toplumu, her nerede yaşadıysa, yaşadıkları toprakları yönetenlerle iyi geçinmeye çalışan bir toplum olmuştur. Roma’nın Roma olduğu dönemde, daha Hristiyanlaşmadığı dönemde de, Ortodoks Kilisesinin kurulup zaman içerisinde Katolik Kilisesinden kopuşu döneminde de Yahudiler Anadolu’daydılar. Roma’nın parçalanıp Doğu ve Batı diye ikiye bölündüğü dönemi ve Bizans dönemini yaşadılar. 
Sinan: Bursa da önemli bir merkezmiş mesela? Osmanlı’nın Bursa’yı fethinden 2 yıl önce, 1324 yılında sinagog açılmış mesela?
Marsel Russo: Hala var Bursa’da sinagoglar. İstanbullu Yahudiler senede 1-2 kez Şabat duası için giderler Bursa’ya. Ankara’da da var mesela ama pek etkin değil. Şu anda İstanbul dışında etkin olan en büyük topluluk İzmir’de. Akhisar’da, Tire’de çok kuvvetli bir Yahudi toplumu vardır. 
Sinan: “Çok kuvvetli” derken? Zaten topu topu 20 bin civarında Yahudi var Türkiye’de bildiğim kadarıyla? 
Marsel Russo: Öyle deniyor ama ben sayılmaya kalkılırsa onun çok daha altında çıkacağını düşünüyorum. Son 3-5 senedir değişik ülkelere özellikle gençler arasında ciddi anlamda göç veriyor Yahudi toplumu. Gençler yeni bir yaşam kurmak için kopmaya başladılar.  Dolayısıyla şu anda 20 bin var mıdır bilmiyorum ama herhalde 15 bin kişi falan vardır.
Sinan: Öncesi bir yana, Büyük göçte İspanya’dan Osmanlı coğrafyasına 150 bin yahudinin geldiği biliniyor. 20. Yüzyılın başlarında Osmanlı topraklarında 200 binlik bir Yahudi nüfusu yaşıyordu. 100 yılın sonunda Yahudi nüfusunun %90’ından fazlasının artık Türkiye’de yaşamadığını bilmek hüzün verici. 
Marsel Russo: İspanya’dan göçle gelen nüfusun tam olarak rakamını bilmiyorum. Çok büyük bir göç dalgasıydı bu ve tamamı da Osmanlı’ya gelmedi. Bir kısmı kuzeye, Fransa- Belçika- Hollanda istikametine gitti. Bir kısmı İtalya’ya dağıldı. Büyükçe bir bölüm Balkanlara dağıldı. Daha sonrasında Selanik önemli bir merkez oldu. Osmanlı coğrafyasına gelindiğinde İstanbul’a önemli bir nüfus geldi, bunlar daha çok Balat tarafına dağıldılar. Çoğu uzun süredir kapalı olsa da, Balat’ta bir çok tarihi sinagog bulunuyor. 20. Yüzyıl başlarında ise 200 bin civarında Yahudi nüfusun yaşadığı doğrudur. Bu nüfusun bir bölümü 1. Dünya savaşı öncesinde özellikle batıya doğru, Fransa’ya gitti. Fransız kültürünün özellikle Tanzimat’la birlikte Osmanlı coğrafyasında güç kazanması, Yahudi toplumunu da etkiledi. Belki Fransa’nın seçilmesinden en büyük etken bu… Bu nüfusun çok büyük bölümü zaten 2 Dünya savaşı sırasında yok edildi. Çok az bir bölümü, Türkiye ile bağlarını koparmadıkları için, Türk pasaportu sayesinde geri dönebildi. 1948’de İsrail’in kurulmasıyla önemli bir nüfusun İsrail’e yerleştiğini biliyoruz. Sonrasında yeni dünya ilgi çekmiş ve bir kısım nüfus ABD’ye gitmiş. Neticede Türkiye’deki Yahudi toplumu, hızla azalmış. Tabii bunda ekonomik, sosyal, siyasal bir çok neden aranabilir… 
Sinan: Türkiye Yahudileri geniş toplumla çok entegre bir topluluk olmasına rağmen Türk Müslüman toplum, Türkiye Yahudilerini bu kadar içselleştirmiş görünmüyor. Neye bağlıyorsunuz bunu? 
Marsel Russo: Türk Yahudi toplumu geniş topluma entegredir evet… Okuyan, gelişen, yenilikleri takip eden, batıya dönük bir toplumdur. Kendi geleceğine yatırım yapmak isteyen, haklı olmak için değil mutlu olmak için yaşayan bir toplum. Bu sadece Türkiye’de değil, Yahudilerin yaşadıkları bütün ülkelerde geçerli bir özelliktir. Dolayısıyla bunu Türkiye’deki geniş topluma entegre olmak olarak mı yoksa hayatın kendisine entegre olmak olarak mı okumak gerekir, üzerinde düşünmek lâzım. Yahudi toplumu hayatın kendisine entegredir çünkü… Azınlık olarak yaşayan toplumların geniş topluma olabildiğince entegre olması doğal bir süreci ifade eder aslında. Ters mekanizma çalışmıyor mu? Oturup bir muhasebe yapmaya girişirseniz çalışmıyor. Çünkü korkunç bir bilgi kirliliği ve yönlendirme var. Üstelik bu yönlendirme tutarlı, bir amaca hizmet eden bir yönlendirme de değil. Toplumda zaten  yabancıya, aykırıya, genele ters düşene karşı çıkma, ondan kaçınma gibi bir eğilim var. Bundan bizler de nasibimizi alıyoruz. Evet iş yapıyoruz, normal vatandaş statümüz var. “Normal vatandaş statüsünden” sadece medeni kanun önünde, yasalar nezdinde eşit olduğumuzu kastetmiyorum. Yani yaşıyoruz işte beraber… iyisini de yaşıyoruz, kötüsünü de yaşıyoruz. Burada kişinin kendisini nereye konumlandırdığından ziyade, karşısındakinin onu nasıl gördüğü, nereye konumlandırdığı belirleyici oluyor. Türkiye Yahudilerinin konumlandırıldığı yer çok da sağlıklı bir yer değil. Geniş toplum bize işine geldiği zaman şöyle, işine geldiği zaman böyle davranabiliyor.Geçmişe doğru gittiğimizde bunu örnekleri hem toplumsal, hem bireysel hayatımızda çok fazla… Herkesin bu konuda bir anısı vardır. “Benim Yahudi kimliğimle başıma hiçbir şey gelmedi” ya da “ben bundan dolayı hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadım” demek maalesef mümkün değil. Ama bu Türkiye’ye özgü bir şey de  değil. Sosyolojik olarak küçük olan her zaman büyük olandan etkilenir. Bu etki menfi de olabilir müspet de olabilir. Maalesef bizde biraz daha menfi oluyor. Biz bunu kanıksamış bir toplum olarak biliniriz.
Sinan: Kafamı kurcalayan şu: Türk-Müslüman toplum Rumlara, Ermenilere karşı nefretini önünü sonunu düşünmeden de olsa, nedenleri üzerinde kafa yormasa da, tarihsel olarak bir biçimde kendince gerekçelendirmeye çalışıyor. Hadi Rumlara kızmalarının nedeni, Yunanistan, Kurtuluş savaşı diyelim. Hadi Ermenilere kızmaların nedeni Taşnak çeteleri, Asala vs diyelim.  Fakat Yahudi toplumuyla hiçbir husumet, hiçbir çatışma yaşanmadı tarih boyunca. Buna rağmen Yahudiler için de en az “Afedersiniz Ermeni…” söylemi kadar çirkin bir tutum var. Bunu neye bağlıyorsun?
Marsel Russo: Yahudilerin ulusal kimliklerini keşfetmesi 20. Yüzyılın başlarına denk gelir. Yahudilik bir din midir, etnik kimlik midir, ulusal bir karakteri var mıdır falan diye bir sürü şey tartışılabilir ama Yahudiler kimliklerini keşfettikleri andan itibaren nerede yaşarlarsa yaşasınlar rahat olmadılar. Çarlık döneminde Rusya’da, Doğu Avrupa’da pogromlarla karşılaştık. 
Sinan: Hadi Hristiyan fanatikler de “Vay siz İsa’yı öldürdünüz” demiş olsunlar?
Marsel Russo: Oraya geleceğim. Fransa’da bir Dreyfusu yaşadık. Evet her ne kadar İngiltere’de bir Benjamin Disraeli çıktıysa da ve çok etkin olduysa da neticede o da konvört olmuş, hristiyanlığa geçmiş birisidir.  dolayısıyla bizler kendi kendimizi yaşamalıyız, savunmalıyız fikriyle başlayan bir yapılanma
Sinan: Defansif?
Marsel Russo: Hayır bir umut diyelim. Nitekim kendi geleceğine karar verebilme, kendi geleceğini elleri arasına alabilme, kendini savunabilme temelli, aslında ulusal karakteri olan bir fikirdir. Bu fikir Herzl’ın II. Abdülhamit ile yaptığı temaslarla, Osmanlıyla da tanıştı.
Sinan: Siyonizm?
Marsel Russo: Aynen! Siyonizm Yahudi ulusalcılığıdır. Yahudi kültürü içerisinde ulusal karakterin ortaya çıkmaya, önem kazanmaya başlamasıdır. 20. Yüzyılın başında Yahudi toplumları içerisinde pek kabul görmediği gibi, olumsuz karşılanan, marjinal olarak kabul edilen bir fikirdi üstelik. Sultan II. Abdülhamit’le olan görüşmeleri hepimiz biliyoruz. Bu, çok yanlış aksettirilen, sanki Osmanlının geleceğine ipotek konmuşçasına aksettirilen bir meseledir ki aslında Duraklama döneminden itibaren çok kötü yönetilen Osmanlının geleceğine II. Abdülhamit’ten çok daha önce ipotek konulduğunu biliyoruz. Osmanlı Duraklama döneminden itibaren o kadar kötü yönetilmişti ki, ona ipotek koyacak belki de en son unsur Yahudi tebaaydı. Sonuçta dediğin gibi, ne Osmanlıyla ne Türkiye Cumhuriyetiyle siyasi anlamda Yahudilerin herhangi bir çatışması, siyasi talepleri olmamıştır. Ama Yahudilerin Araplarla ciddi problemleri oldu. Bu problemler nedeniyle Türk halkı sonraki yıllarda olayı İslamla bağdaştırmaya, hadiseleri daha çok dini platforma çekmeye ve biraz da Arap gözlüğüyle bakmaya başladı. 100 senedir bu problemler devam ediyor, devam etmeye de mahkûm. Çünkü bunun bir çözümü yok maalesef. Bölgesel bir karakter taşımaktan çıkan, bütün dünyanın, bütün devletler topluluğunun meselesi haline gelen bu mesele, İslam kardeşliği babında Türkiye’ye de sıçradı. Bunu antisemitizm olarak görmek ne kadar doğru bilmiyorum. Tamamen ırkçı bir antisemitizmden söz etmek pek mümkün değil ama siyasileşmeye dönük bir Yahudi düşmanlığından bahsedebiliriz. Bunun merkezinde de sanıldığı gibi İsrail yok. İsrail kaynaklı tepkiler elbette var ama Türkiye’de ve Avrupa’daki antisemitizmin bence birebir İsrail ile ilgisi yok. Ortada artık gelenekselleşmiş bir “her şeyi Yahudiye bağlama” yaklaşımı var. Örneğin Gezi olaylarına bak. “Faiz lobisi ve Yahudiler” diye başlayan cümleler kuruldu. Mantıklı düşündüğün zaman, ne ilgisi var kardeşim diyorsun. Gezi olayları sonuçta Türkiye’de sosyal bir patlama olarak ortaya çıktı. Böyle bir sosyal tepkiyi nasıl Yahudilere bağlıyorsun? Ya da Mustafa Koç vefat etti, hemen laf arasına sokuşturulan bir “ailesi Yahudiydi!” ifadesi! Nedir bu? Daha da ilginci var. Geçen bir dostum anlattı, taksiye biniyor, şoförle sohbete başlıyor. Şoför çok dertli Tayyip Erdoğan’dan! O kadar dertli ki, şöyle kötü, böyle kötü saydırıyor. İnanılır gibi değil ama lafı şöyle bağlıyor şoför: “E zaten Yahudi!”. Anlatabiliyor muyum? Artık bunda rasyonellik aramak mümkün değil. İnsanların diline dolanmış bir şey bu. Tekrar başa dönersem, evet, haklısın, Yahudilerin Türkiye toplumuyla hiçbir zıtlaşmaları olmamıştır. Olmamasına rağmen bunlar yaşanıyor maalesef.