Türkiye Yahudileri Kırgın…

0
397

Muhafazakâr Fakat Seküler Bir Toplum

Sinan: Türkiye’deki Yahudi toplumunun “seküler” bir toplum olduğunu söyleyebilir misin? 
Marsel Russo: Türkiye’deki Yahudi toplumu muhafazakâr olmakla birlike yapı olarak sekülerdir. Elbette dini içerikli bir takım karar mekanizmaları vardır ama onların sivil hayata yansımaları çok majör değildir. Fakat Yahudiliğini kimi dini olarak, kimi kültürel olarak, kimi milliyetçilik olarak elinde tutmak ister. Aramızda çok dindarlar da var tabii ama dindarlık “yobazlık” düzeyinde midir diye sorarsan hayır, değillerdir. 
Sinan: Ben bir Yahudi ile karşılaştığımda, temas kurduğumda bir Yahudi ile mi karşı karşıyayım yoksa bir “Yahudi” ile mi karşı karşıyayım? 
Marsel Russo: Hımmm… Buna verilecek cevap zaman içerisinde farklılaşabilir. Şimdi seküler anlamda ifade etmek zor, zira Yahudilik sadece bir din değildir… Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, eskiden kendisini çok daha fazla “Türk” hisseden biriyle konuşurdun… Şu anda da kendisini Türk hissediyor, öyle hissetmek istiyor ama biliyor ki buna çok fazla izin verilmiyor artık. Dolayısıyla bazı kırgınlıklar var. Billboardlara, gazetelerin başlıklarına yansıyan çok tatsız, çok kötü şeyler var. Böyle bir antisemitizmi, bu kadar ağır söylemleri hak eden bir toplum olmadı Türkiye Yahudileri. Tabii ki İsrail ile bir gönül bağı vardır buradaki insanların, bu çok doğaldır. İsrail’i kuranların içerisinde bu toplumun anneleri, babaları yer aldı. Ama İsrail de neticede hiçbir zaman Türkiye ile çatışan bir politika izlemedi tarihi boyunca. Türkiye ve İsrail tarih boyunca hiç karşı karşıya gelmediler. Ta ki Mavi Marmara olayına kadar… Bile bile lades bir olaydı bu senin de dediğin gibi. İsrail bu olayı çok yanlış yönetti. Çok daha akıllıca yönetebilirdi oysa… Beklemediği bir noktadan golü yedi. Ama sonuçta o golü yedi ve hafızalarda hep bu yer alacaktır artık. Dolayısıyla sen bugün bir Yahudi ile temas ettiğinde, “daha çok Yahudi, daha az Türk” biriyle karşılaşacaksın. “Nostaljik olarak Türk” diyelim hadi… Ya da sana “Tabii ki Türk’üm” diyecektir ama geri planda hep bir kırıklık, hep bir hüzün olacaktır. Bunu da kimse yadırgayamaz. Bu onun kötü bir Türk vatandaşı olduğunu ya da Türkiye’ye hiyanet içerisinde bir insan olduğu anlamına gelmiyor. Bu onun buruk, kırık, haksızlığa uğramışlık hissini anlatır. Hak etmediği bir takım hareketlerle karşılaşmış her insanda bu duygu belirir. Toplumumuzun bu kadar büyük ölçüde göç vermesinin nedeni de bu burukluk, bu kırıklık hissi var… Biz ne yaptık bu ülkeye kardeşim? Kötü ne yaptık? Bu kadar sene Amerika’daki Ermeni lobisine karşı Yahudi lobisini kullandı Türkiye. Buradan başbakanlarla, cumhurbaşkanlarıyla uçaklar dolusu insan gitti, oradaki Yahudi lobisini organize etmek için. İşine geldiği zaman kullanacağın, işine geldiğin zaman elinin tersiyle itip kakacağın bir toplum olmayı hak etmedi ki Türkiye Yahudileri? O yüzden sana ben bir Türk’üm dediğinde, yüzüne buruklukla bakacak ve düş kırıklığını hissettirecektir ister istemez. 
Sinan: 2015’deki analizlere göre Türkiye medyasındaki en büyük nefret öznesi, nefret söylemindeki en büyük özne Yahudiler.
Marsel Russo: Evet maalesef bu her zaman böyle. Gazeteyi açtığında, karşına sürekli sana nefretle yaklaşan birilerini yazılarını okumak sadece Yahudilere değil, hiç kimseye iyi gelmez… 
Sinan: Fakat Yahudi düşmanı söylemler şiddetli, dramatik bir artış gösterdi 2015’te. Şimdi bu bir vakıa… Bunun karşısında süklüm püklüm, kırgın küskün yaşamayı mı tercih edeceksiniz yoksa bu söylemlerle mücadele mi edeceksiniz? Hepi topu 15-16 bin Yahudi kalmış şu ülkede. Gidenler gidecek,  kalanlar da böyle kırıklıkla mı yaşayacak? Bu arada nefret söylemi tepki verilmediği için iyice arsızlaşacak ve buna izin mi verilecek? Böyle bir iklimde bir avuç kalmış Yahudi toplumu bu ülkedeki kadim varlığını nasıl sürdürülebilir kılacak? 
Marsel Russo: Tabi birtakım kararlar bireyseldir. Kişinin gidip kalması, öyle ya da böyle davranması tamamen kendine bağlıdır. Burada yine düşünülenin ya da oluşturulan genel kanının aksine kolektif bir davranma yoktur. Kolektif olan şey bir tek yaşanmışlıklardır. Bir takım şeyler Yahudi toplumunun kolektif hafızasına işlenmiştir. Bunu da değiştiremezsin. Bu herkes için, Yahudi olmayanlar için de geçerlidir. Bu böyle mi devam edecek sorusuna verebileceğim tek yanıt var, başka bir alternatifimiz yok… Şekeri suya attın mı erir, şeker buna dayanabilir mi? Dayanamaz! Bu nasıl kimyasal, fiziksel bir şeyse, bizimki de sosyolojik bir vak’a… Toplum adil davranmadığı sürece bu böyle devam edecek. Ama maalesef adil bir toplumsal yapıda yaşamıyoruz. Hiçbir konuda adalet yok. Kuvvetli olanın borusunun öttüğü, kuvvetin her şeyi belirleyebildiği bir olaylar zinciri var. Bak mesela Gülen Cemaati ile olan olaylara. 1-2 sene içerisinde her şey alt üst oldu. Ne oldu oysa? Bir sürü insan içeri atılmış, etkisizleştirilmişti. Şimdi bambaşka bir durum var. Referansların bu kadar çabuk yer değiştirebildiği bir ortamda bu soruna verebileceğim nasıl bir yanıt olabilir? Bana kalırsa, Yahudiler bu kırıklıkla yaşamaya devam edecekler. Ta ki yaraya merhem sürülene, adil davranılmaya, sosyal barışa dönük adımlar atılmaya, insanlar arasında nefret değil sevgi, saygı ve güvene dayalı bir dil kurulana kadar. Ancak o zaman onarılır bu kırıklık. Ama şu anki durum öyle bir iklimin çok da yakın olduğunu düşündürmüyor ne yazık ki. 
Sinan: Fakat çok ilginç bir şey görüyorum son dönemde. Yahudi toplumu her şeye rağmen bir iletişim atağına geçmiş gibi görünüyor. Gazete daha etkin hale geldi. Yahudi toplumunun neredeyse tüm etkinlikleri, eskiden görmeye alışkın olmadığımız kadar açık hale geldi. Periscope tan neredeyse her türlü etkinlik yayınlanıyor. Çok yakından takip ediyorum bu hareketliliği?
Marsel Russo: Devam edecektir bu eğilim. Ama kırıklık da devam edecektir. Kırıklığı düzeltecek olanlar da dediğim gibi bizim toplumumuz değil. Çünkü bizim elimizde herhangi bir güç yok. Bizler ne yapabiliriz? Örnek insan davranışı sergilemeye devam edebiliriz. Örnek insan davranışı nedir? Topluma katkıda bulunan, insanlığa katkıda bulunan, güzel şeyler yapmaya çalışan insan olmak… Ha hepimiz böyle miyiz? Tabiî ki değiliz. Her toplumda çatlaklar, patlaklar var. Bizde de var. Ama Türkiye Yahudileri genel olarak bunu yapmaya devam edecektir diye düşünüyorum. Sonuçta bu kırgınlık ta geçecek bir gün ama kaybettiklerimizin, gidenlerin boşluğu bir biçimde kalacak. Biliyorsun, İspanya ve Portekiz, Sefaradlara yeniden vatandaş statüsü verme kararı aldı ve dünyanın dört bir yanına dağılmış Sefaradlara çağrı yaptı. Bir sürü insan da buna başvurdu. İspanya Hükümeti 4500 kişilik bir liste yayınladı. Tabii bunların tamamı Türkiye Yahudisi değil, Güney Amerika’dan Kuzey Afrika’ya kadar dünyanın dört bir yanında yaşayan insanlar başvurdu. Fakat Türkiye’den de hayli insan var. Bir bakan, ironik biçimde “Biz de Osmanlıyız, giden Yahudiler geri gelsin” dedi bir toplantıda. Dönerler tabii… Şimdi bak iş nedeniyle Türkiye’nin bir çok bölgesini geziyorum. Doğal olarak çeşitli görüşlerden bir çok insanla temas ediyorum. Yurtdışı ile de iş yaptığımız için ve adım da Marsel olduğu için bir çok soruyla karşılaşıyorum tabii… “İtalya’da işler nasıl” falan diye soran da var. (Gülüşmeler) . Her ülkede sorunlar var elbette ama bizim sorunlarımızla bir mukayese yaptığımda, bizim sorunlarımızın ne kadar primitif olduğunu görüp üzülüyorum. Adamların sorunları bile kaliteli yahu! (Gülüşmeler) O kadar temel, o kadar yaşamsal, o kadar primitif sorunlarla yüzyüze gelmeye başladık ki… Bu kadar mı geri gidilir diyorum bazen. Bunun Yahudilikle, Müslümanlıkla, şununla bununla ilgisi yok. Bu “bizim” problemimiz. Burada, bu topraklarda yaşayan tüm insanların dertleri büyüyor.
Sinan: Türkiye Yahudileri siyasetle ilgili mi değil yoksa siyaset mi Türkiye Yahudileri ile ilgili değil? Zira 1935’te 1 milletvekili, Demokrat Parti döneminde 2 milletvekili ve bir de yanlış hatırlamıyorsam Doğru Yol Partisi döneminde 1 milletvekili dişında TBMM’de temsil edilmedi Türkiye Yahudileri. 
Marsel Russo: Evet Demokrat Parti döneminde 2 vekil vardı, bunlar da Yassıada’da yargılandılar, ceza aldılar zaten. Bir tanesi yanlış hatırlamıyorsam Kayseri’de cezaevinde ölmüştü. En son Cefi Kamhi, Doğru Yol Partisinden milletvekili olmuştu.
Sinan: Bir elin parmaklarını bulmuyor sonuçta… Bu Türkiye Yahudilerinin siyasallaşmamasından, siyasete mesafeli durmasından mı kaynaklanıyor? 
Marsel Russo: Bazı partilerin gençlik kollarında, bazen il veya ilçe teşkilatlarında bulunmuş kişiler var ama bunun ötesinde pek yok evet. Neden yok? Sorunlara duyarsız olunduğundan ya da siyasete mesafeli olunduğundan değil. Yoksa ABD’de, İtalya’da, Avrupa’nın bir çok ülkesinde milletvekilliği yapmış çok sayıda Yahudi var. Hatta Avrupa Parlamentosu Başkanlığı yapmış, Holokost kurbanı Simone Veil var. Bizde çıkmadı maalesef. Biraz da sistemden kaynaklanıyor bu tabii… 
Sinan: Sistem izin vermedi? 
Marsel Russo: Evet… Ona bakarsan sivil bürokraside de, orduda da bulamazsın… Yahudi bir kaymakam, vali, polis teşkilatı yöneticisi, ordu mensubu… Buralarda da yok. Şimdi akademik dünyada var bir miktar ama yakın geçmişe kadar üniversitelerde de yer bulamazdı Yahudiler. Sistem de buna pek izin vermedi ama galiba bizler de bu konuda çok arzulu davranmadık. Demokrat Parti, bizim toplumdan delege istediği için, “buyurun gelin, partimizde siyaset yapın” dediği için çıktı. ANAP, CHP içerisinde de birkaç kişi oldu benim bildiğim kadarıyla. Gönül bağıyla bir siyasi partiye bağlanan çok insan oldu tabii ama aktif siyasette, aktif kamu görevinde, senin sorduğun anlamda olmadı hiç. Dediğim gibi biz de pek istekli olmadık zaten. Cefi Kamhi milletvekili oldu da ne oldu yani? Oraya Yahudi kimliğiyle mi gitti yoksa Cefi Kamhi olduğu için mi gitti, buna bakmak lazım. Ha, bana sorarsan biri böyle siyasete girdiğinde zaten Yahudi kimliğiyle girmemeli. Sen ülke için giriyorsun siyasete, dolayısıyla bunu aşmış olmak gerekir. 
Sinan: Kimliklerin ezildiği, yok sayıldığı bir toplumda da mı?
Marsel Russo: Batıda Yahudi milletvekilleri var. Bunlar Yahudi kimlikleriyle siyaset yapmıyorlar. Belirli bir amaçları var politika yapmak için. Kimi zaman değişik kamplarda olabiliyorlar. Çok ironik mesela… Chomsky Yahudidir bildiğin gibi. Chomsky Erdoğan’ı eleştirince, Yahudiliği hatırlandı. Ama Chomsky aynı zamanda dünyanın en büyük İsrail düşmanlarından biridir. 
Sinan: Türkiye’den söz ediyoruz ama? Batıda Yahudilerin kimlik siyaseti yapmamaları çok normal?
Marsel Russo: Ben her koşulda ülke adına siyaset yapılmasından yanayım. Bizim adalete, barışa ve uzlaşıya ihtiyacımız var bu ülkede. Maharet, uzlaşı içerisinde birbirini anlamak… Ülke için siyaset yapıldığında uzlaşının, barışın daha kolay tesis edileceğine inanıyorum. Ha mesela ben hiçbir zaman siyaseti düşünmedim. Ne burada, ne başka yerde. Çünkü siyaset maalesef çıkar ilişkilerinin ön planda tutulduğu bir yapı. 
Sinan: Peki Marsel, çok teşekkür ediyorum. Türkiye Yahudilerini tanımaya ve anlamaya dönük bir sohbet dizisinin ilk adımını seninle attık. Paylaştığın bilgiler için teşekkür ediyorum.
Marsel Russo: Ben teşekkür ederim. Bu tür çabalara çok değer veriyorum. İhtiyacımız olan bu… Umarım arkası gelir.