Türkiye Yahudileri Kırgın…

0
403

“Biz Eskiden Ayrı Gayrı Bilmezdik…”

Sinan: Arap gözlüğüyle bakmaktan söz ediyorsun fakat bunu 1948’e, İsrail’in kuruluşuna götürebiliriz en fazla. Ama Türkiye’de Yahudilere dönük tepkilerin öncesi de var? Çok daha öncesi var üstelik?
Marsel Russo: Arap milliyetçiliği ile Yahudi milliyetçiliği 20. Yüzyılın başında kafa kafaya geldi. Bunun da sahası, bugün Filistin dediğimiz, hattı zatında coğrafi bir bölgeyi tanımlayan bir kara parçası. Bunun da hakemi Büyük Britanya. İlk Arap milliyetçileri, solcu, sosyalist görüşe sahip, çoğunluğu da Hristiyanlar. Orada yaşayan Hristiyan Araplar, 1915-20’lere kadar tıpkı Yahudi toplumu gibi Arapların hem iş alanında, hem eğitim alanında, hem sosyal alanda kalkınması için çaba sarfetmişlerdir. Burada tarihsel kırılma noktalarından biri Arap milliyetçiliğinin içine İslam dokusunun emdirilmeye başlanmasıdır. O zaman Arap toplumu içindeki hristiyan ve Müslümanlar kutuplaşmaya başlamıştır. Ama biliyorsun, Hristiyan Araplar azınlıktaydılar. İroniktir, Hacı Emin El Hüseyni’yi Kudüs Müftüsü olarak atayıp, ona “Arap toplumunun resmi temsilcisisin” diyen kişi Britanya’nın genel valisi Herbert Samuel’dir. Kimdir Samuel? Balfour Deklarasyonunda etkin rol oynayan bir Yahudidir. Müslüman Kardeşler’in o topraklarda nüvelenmesi 1948 öncesidir zaten. İslamiyetin Arap milliyetçiliği dokusuna emdirilmesi, göçmen Bedevilerin bir yerde toparlanmaya başlaması ve Hacı Emin El Hüseyni ile karşısındaki diğer ailelerin güç savaşları hep o dönemdedir. İsrail Devletinin kurulmasından sonra da Hüseyni’yi çok etkin bir isim olarak görüyoruz. Arap dünyasında Yahudi karşıtlığı bu dönemde güçlü bir şekilde ortaya çıktı. 
Sinan: Ben hâlâ Türk toplumundayım… Neden? 
Marsel Russo: E çünkü Türk toplumunun son 5-10 yıldır hadiselerin din gözlüğüyle değerlendirmeye yatkınlaştığını biliyorsun.
Sinan: Ama hayır, şimdi Trakya olayları, Varlık vergisi, Aşkale orada duruyorken, bunu son 5-10 yıla indirgemek büyük haksızlık olmaz mı?
Marsel Russo: Trakya olaylarınınvarlık vergisi hadisesinin karakteri biraz değişik. O olayların bugün yaşananlarla, bugünkü Yahudi düşmanlığı eğilimleriyle fazla bir benzerliği yok. Trakya olayları 1934’teydi biliyorsun. 1934 konjonktürüne baktığında Almanya’da Nasyonal Sosyalist Parti iktidarda. Türkiye’de ise çok bıçkın bir Alman hayranlığı var. O dönemde devleti yöneten kadrolarda kendisini Almanya’ya, Alman Nazizmine yakın hisseden bir çok isim var. 
Sinan: Recep Peker falan…
Marsel Russo: Gibi… Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarında da var, devlet bürokrasisi içerisinde de var. Öyle bir ortamda yaşandı Trakya Olayları… Ha, Trakya olayları bir pogrom mudur? “Semi Pogromdur” diyelim. Ama bak 6-7 Eylül tam bir pogromdur. Bana kalırsa Kristallnacht” tan çok da farkı yoktur. Hatta tamamen aynıdır diyebilirim. Varlık vergisine gelince… Bugün yaşanan Yahudi düşmanlığıyla pek ilgisi yoktur bu uygulamanın. Sermayenin Türkleştirilmesi sürecinin bir parçasıdır o. Ha diyeceksin ki, bütün bunların aynı şekilde savaş anında yapılıyor olması birer tesadüf müdür? Hayır bir “gerekliliktir”. Böyle uygun görülmüş ve böyle yapılmıştı. Doğru muydu? Tabii ki değildi. Doğru muydu? Tabii ki doğruydu… Nereden baktığınıza bağlı olarak değişir bunun yanıtı. 
Sinan: Sen nereden bakıyorsun?
Marsel Russo: Tabii şimdi husumet ile bir insanın elinden malını mülkünü almaya kalkıyorsan, bunu ödeyemediği için çalışma kampına, taş kırmaya gönderiyorsan, bunun izah edilebilir bir tarafı yoktur. Tabii ki doğru değildir. Bugün öyle bir süreç yaşıyoruz ki, eğri olan her şey doğru, doğru olan her şey eğri oldu. Dolayısıyla her şey nereden baktığınızla doğrudan ilişkili. Bugün durumu değerlendirmeye kalktığımızda, karakter olarak antisemit olaylar olarak anılabilir ama var oluş şekilleri aynı tabana oturmuyor. Bugünkü Türk toplumundaki Yahudi düşmanlığı ya da Yahudi korkusu, adını ne koyarsanız koyun, daha çok dini bir perspektifle bakılan, siyasileştirilmeye çalışılan, İsrail- Filistin eksenine oturtulan ve aslında o eksenin de bahane olarak kullanıldığı bir antisemitizmdir. 
Sinan: Araplara da öyle ayılıp bayılan bir toplum değil Türk toplumu.
Marsel Russo: Bizim neye bayıldığımız belli değil ki Sinan? Biz, bizim gibi düşünmeyen, davranmayan hiç kimseye bayılmıyoruz. Şu anda bizim referanslarımız o kadar kaydı ki! Solcu solculuğunu tanımlayamıyor, solcu olmayan ne olduğunu tanımlayamıyor! Herkes rüzgârda savrulan yaprak misali, rüzgâr nereden kuvvetli eserse oraya doğru savruluyor. Böyle bir ortamda kendini nereye konumlandıracağını da kestiremiyor insanlar. Şu anda benim gördüğüm şey şu: Türkiye’de yabancı olmaktan kaynaklanan bir Yahudi karşıtlığı var. Buna antisemitizm demek çok “koyu” gelebilir. Tabii ki bazı çevreler çok antisemit ama bazı çevreler de bunun üzerinden kazanç elde ediyor. 
Sinan: Yeri gelmişken açar mısın şu herkesin yerli yersiz kullandığı kavramı? Antisemitizm nedir? 
Marsel Russo: Antisemitizm yanlış olarak kullanılan bir tabir. Semit nedir? Sami ırkı. Sami ırkının karşıtı olmaktan bahsediliyor. İyi de sadece Yahudiler Sami ırkının mensubu değil ki? Araplar da Sami ırkına mensup! Arapları da içine alan bir Sami ırkından söz ediliyor burada fakat popüler tanım, bunu Yahudi karşıtlığına indirgiyor. 
Sinan: Çoğu insan, Araplarla Yahudilerin aynı kökten geldiğini göz ardı ediyor çünkü. İbrahim kavmi sonuçta?
Marsel Russo: Tabii ki, bunlar kardeş! Zaman içerisinde bu kardeşler bir biçimde kavgalı hale gelmişler. Aslında çok basit, çok kolay halledilebilecek bir mesele olan toprak sorunundan ibaret bu. Arap- İsrail ya da Arap- Yahudi anlaşmazlığı çok basit bir toprak sorunuyken, bugün artık dini platforma da çekilen çok karmaşık bir hale geldi. Bütün dünya Yahudilerini ilgilendiren, tehdit eden ya da sıkıntı veren bir hale geldi. 
Sinan: Bunda İsrail milliyetçiliğinin rolü yok mu sence?
Marsel Russo: Eğer İsrail politikalarından söz ediyorsak sen de biliyorsun ki İsrail politikalarının tamamı, İsrail halkının tamamı tarafından onaylanmıyor. Buna karşı çıkan, yüksek sesle itiraz eden ve dikkat et lütfen, çok önemli bir şey söyleyeceğim, susturulmayan bir muhalefet bulunuyor. Türkiye’de muhalefetin susturulduğunu ve bir biçimde devre dışı bırakıldığı bir ortamdayız. Ama İsrail’de sesi hayli yüksek çıkan, ciddi bir muhalefet bulunuyor. 
Sinan: Üstelik sadece sol karakterli bir muhalefet de değil. Çok katı Yahudi dinsel grupların da İsrail politikalarına muhalefet ettiğini biliyoruz. 
Marsel Russo: Her türlü düşünce ve görüşten muhalefet var… Bence İsrail politikaları ve İsrail’deki milliyetçi unsurların söylem ve davranışları, Yahudi düşmanlığı için ancak bir bahane olabilir. Bu bahane ülkeden, eğitimden, ekonomik yapıdan bağımsız biçimde çok geniş bir coğrafyada karşılık buluyor. Bakıyorsun Norveç’te de var bu. Neden böyle oluyor? Bunun üzerine bir çok kitap yazılıyor. Felsefi bir konu haline geldi. Bu düşmanlığın yaşanmışlıklarla da çok bağlantısı olduğunu sanmıyorum. Çünkü Yahudiyi hiç tanımamış, hiç temas etmemiş toplumlarda dahi Yahudi düşmanlığı gelişebiliyor. Oysa birine düşman olabilmen için onunla bir biçimde bire bir iletişime geçmiş olman gerekir diye düşünüyorsun değil mi? Ne bileyim, komşuluk yapmıştır, o sana kazık atmıştır, çalmıştır, çırpmıştır, bir şeyler yaşanmıştır aranızda? Osmanlı ile Yahudiler arasında tarih boyunca hiçbir majör sürtüşme yaşanmadığını konuştuk az önce. En fazla aile içerisindeki ufak tefek sürtüşmeler kadar sürtüşme olmuştur. O kadar…
Sinan: Rumlara, Ermenilere atfedilen tırnak içerisindeki “ihanet” de söz konusu değil? 
Marsel russo: 
Evet, böyle bir hadise de yok. Gelinen noktanın bence tek açıklaması, Araplaştırılmış, İslamlaştırılmış bir bakış açısının taban bulması Türkiye’de. Bak bunu gerçekten böyle düşünüyorum. Türk toplumu çok saf, naif, temiz duygularla dolu bir toplumdu çünkü. 30-40 sene öncesini düşünüyorum, ilkokulda, ortaokulda, üniversitede… O kadar güzel ilişkilerimiz oldu ki! Ermenisi vardı, Rumu vardı… Kimse kimsenin ne olduğuyla ilgili değildi. 
Sinan: Sen kendini kimliğinle ifade etmezsen niye ilgilensin ki?
Marsel Russo: Kendini ifade etme ihtiyacı da duymuyordun. Arkadaştık biz.
Sinan: Yapma Marsel! Kendini kendin olarak ifade edebilmene izin veren bir sistem mi var Türkiye’de? Adam, seni sen olmaktan çıkman şartıyla tolore ediyordu. Kunta Kinte’yi TV dizisinde herkes sever, herkes onun için ağlardı. Ta ki sokaklarda siyahlarla karşılaşmaya başlayıncaya kadar!
Marsel Russo: Benim kim olduğumu çok da sorgulamıyordu ama kimse?
Sinan: Tam tersine sorguluyordu. Sorguluyor ve sana her zaman belirli marjla, potansiyel tehlike olarak yaklaşıyordu. Azınlıklar masası diye bir garabet var bu ülkede hâlâ!
Marsel Russo: Ama ben gündelik olaylardan bahsediyorum. Devlet katında ya da kanun önündeki durumlardan söz etmiyorum. 
Sinan: Türkiye toplumunu devlet politikaları manipule etmiyor mu? 
Marsel Russo: Evet, bugünkü toplumu devlet politikası manipule ediyor, doğru… 
Sinan: Eskiden?
Marsel Russo: Eskiden de öyleydi. Ama biz bunları gerçekten hissetmiyorduk. Kendimizi biraz geri çekiyorduk aslında. Travma içerisinde büyümüş bir neslin çocuklarıydık biz. Bu travma nedir? Trakya olayları, varlık vergisi, 20 kura askerlik, işte 6 milyon insanın yok olduğu bir süreç yaşanmış. Çok çalkantılı bir dönemde büyüyen insanların çocuklarıydık. 
Sinan: Ama bak az önce söylediklerinle bu söylediklerin çelişiyor? 
Marsel Russo: Benim anlatmaya çalıştığım şey şu Sinan: Bütün bunlara rağmen bizler birbirini anlayan, tanıyan, birbiriyle iyi geçinen insanlardık. 
Sinan: Kusura bakma ama nerede? Büyük kentlerde! Orta sınıf arasında.
Marsel Russo: Tabii, bizim seviyemizde… Benim okulumda, sınıfımda… Dedim ya?
Sinan: Gayet korunaklı bir ortamda yani… 
Marsel Russo: Bunu genele yayılı olarak tartışacaksak, en güzel örnek askerliktir. Askere gidiyorsun. Muhtemelen kendi bölüğünde ya da birliğinde tek gayrı Müslimsin, tek Yahudisin. Herkes gibi kısa künye okuyorsun. Adını, soyadını, nereden geldiğini söylüyorsun. Orada bakışlar hemen sana dönüyor. Ama bak bu kötülükten olmuyor. Senin değişik olduğunu gördüğü için, kimdir nedir bu adam merakıyla dönüyor Ben askerliğim sırasında güler misin ağlar mısın dedirten cinsen 2-3 olay yaşadım. Birinde dediler ki sen çavuş olamazsın! Neden? Çünkü Yahudisin! Peki tamam, ne olacağım? Onbaşı da olamazsın. Hatta sen çavuş talimgâhta da kalamazsın. Tabii bunu gayrıresmi olarak söylüyorlar. Bir gün içtima alanındayız, herkes toplandı, bölük komutanı geldi. Dağıtım yapılmama kararı verilmiş ama komutan “kimler gitmek istiyor” diye sordu. Birkaç kişi öne çıktı, ben de çıktım. “Sen niye kalmak istemiyorsun?” dedi. “Ben kalmak istiyorum ama siz beni tutacakmısınız?” dedim. Hadiseyi bilmediği için şaşırdı komutan. Yanındaki Asteğmene sordu, asteğmen kulağına bir şeyler fısıldayınca, “tamam, sen yanıma gel” dedi. Gittim, “sen bölükte kal” dedi. Beni göndereceklerdi ama tuttular. Çavuş olamadım, onbaşı dahi olamadım. Ama yazıhaneyi de bana teslim ettiler. Bir keresinde bir yazı geldi. “Bölüğünüzdeki sakıncalıların ve gayrimüslimlerin listesini gönderin” diye bir yazı. Sene 1983! Bizde “sakıncalı” yoktu ama 1 tane gayrimüslim vardı: Ben! Oturdum, kendi ismimi yazdım ve götürüp Bölük Komutanına teslim ettim. İronik bir şey tabii! Şimdi burada bir antisemitizmden söz etmek mümkün müdür? Bilemiyorum… Bir gün bizim Pesah bayramı bitti, birden bire beni çağırdılar ve “sen izne gidiyorsun” dediler. “Neden?” dedim, “Sizin bayramınız varmış, 10 gün izinlisin” dediler. “Abi bayram bitti? Ne izni?”… “Yok, gidiyorsun!”… Beni zorla izne gönderdiler iyi mi? (Gülüşmeler) 
Sinan: İş hayatında?
Marsel Russo: Yüzüme karşı yaşamadım ama arkamdan yaşadığımı biliyorum. Bize sipariş vermediklerini, ya da “Bak sen Yahudisin ama ortağından bile iyisin” laflarıyla karşılaştım. Bu yücelten bir tanımlama mıdır, değil midir emin değilim. Oturup güleyim, sevineyim mi yoksa üzerinde düşüneyim ve hüzünleneyim mi bilemiyorum. Bunlar hayatın içerisinden ufak kırıntılar. Hepimizin böyle anlatabileceği anekdotları var. Kimi daha ağır yaşamıştır, kimi daha hafif. Kimi daha ağır algılamıştır, kimi daha hafi. Ama işin özüne bakarsan, her toplumda olduğu gibi, bizim içinde yaşadığımız büyük toplumda da Yahudi düşmanlığı var. Ve emin ol, bunun nedeni İsrail, İsrail’in milliyetçi kanadının politikaları ya da Filistin sorunu falan değil. Bunlar hep bahane bence. Siyasi anlamda bir adım atmak gerektiğinde bu para eden bir söylem. Bunu nakde çevirmek o kadar kolay ki! Alıcısı çok! Popüler! Fiyatı bazen düşüyor, bazen çıkıyor. Ama bak bunu yalnızca iktidarda görmüyorsun. Muhalefet de, CHP de yapabiliyor bunu. Aslına bakarsan Türkiye Yahudi toplumunun CHP ile barışması o kadar zor ki. Çünkü varlık vergisini getirmiş, bir takım şeylere engel olmamış bir parti olarak görüyor bizim büyüklerimiz. Bizler ya da bizden sonrakiler böyle görmüyoruz ama bizden önceki 1-2 nesil, o günleri yaşayanlar, babası Aşkale’ye gönderilenler… Ben anneme kaç kez sordum mesela, “anlat olup bitenleri” diye. Benim annem Ankara doğumludur. 14 yaşlarında İstanbul’a geldiler. Ankara’da yaşadığı bir olayı anlatır annem. Büyükbabam bir gün demiş ki “hadi gel, seninle tren istasyonuna gideceğiz”. Anneannem de bir sürü börek, poğaça falan hazırlayıp hepsini değişik değişik paketlere koymuş. Gitmişler tren garına. Annem şöyle anlatır: “Gar bomboştu. Halbuki ben İstanbul dönüşlerimizden hatırlarım, gar cıvıl cıvıl olurdu. Gidenler, gelenler, yolcu karşılayanlar, hamallar! Gittiğimizde gar bomboştu. Peronda 2-3 kişi vardı sadece. Bir baktık kara bir tren geliyor. Tren durdu ama kimse inmedi. Bir sürü insan trenin camlarından sarktı. Babam elindeki torbadan, anneannemin hazırladığı o paketleri tek tek alıp, tren camlarından içeri atmaya başladı. Tanıdıklarının isimlerini seslendi hep, “falanca, burada mısın?” diye…
Sinan: Çok sinematografik bir anı bu… Aşkale treniydi herhalde?
Marsel Russo: Evet. Benim annem, annemin babası buna tanık oldu. Benim ailemden Aşkale’ye giden olmadı. Çünkü Marupççular’da ailenin koskoca bir hanı vardı, o hanı varlık vergisinin karşılığı olarak verip Aşkale’ye gönderilmekten kurtuldular. Sonra babam o hanın kiracısı oldu. Hanın sakinleri, hamalları falan babam ne zaman gitse ayağa kalkarlar, önlerini ilikleyip “merhaba patron” derlerdi. Ailede Aşkale’ye giden olmadı ama Aşkale gerçeği hafızalarımıza kazındı. Hep bir küskünlük hissedildi CHP’ye karşı. Şimdi bunlar geçmişte, tarihte kaldı tabii, küskünlük de bir yere kadar… Şurada hepimiz birlikte yaşıyoruz, neden küs kalalım ki? Anlamaya çalışalım. En başa dönersek, biz entegre oluyoruz evet… Anlamaya, adım atmaya çalışıyoruz. Başka çaremiz yok çünkü.