Çalışma Hayatının Vebası: Mobbing

0
476

HF: Size günde ne kadar çağrı geliyor ve ne kadarı şikâyete dönüşüyor?

Ne yazık ki imkansızlıklar nedeniyle istatistik oluşturamıyoruz, ancak her gün ciddi sayılarda şikâyet veya destek talebi ile karşılaşıyoruz.  Ama şunu söyleyebilirim, çalışan kesimin %50 kadarı mobbinge bir veya birden fazla kez uğruyor. ALO 170 hattına da yoğun başvuruda bulunulduğunu biliyoruz.  

HF: Çözüme ulaştırma oranları nasıl ve bunu hangi faktörlere bağlıyorsunuz?

ALO 170 iletişim merkezi, sorunu telefonla çözmeye çalışır. Bu safhada sonuç alınamazsa,  şikayetçi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının İş Teftiş Kuruluna yönlendirilir.  Oradan bir müfettiş görevlendirilerek sorun irdelenir. Söz konusu farklı kurumlardaki memurlar ise, ilgili bakanlıklara yönlendirilir. Sonuç alma oranlarımız yüksek. Tabii kurumların başarısı, istihdam edilen kalifiye kişi sayısı ve yöntemle doğru orantılıdır. Bu merkezin daha aktif olması ve alanda eğitim almış yeteri sayıda uzman psikoloğun görevlendirilmesi, çözüm oranlarının yükselmesine fayda sağlayacaktır. Görev alan kimseleri, soruna çözüm getirmede ne kadar etkin kılabilirsek, yapıyı o kadar işlevsel hale getiririz. Dersimizi sıkı çalışmaya devam etmeliyiz. 

HF: Siz son zamanlarda “Siber Mobbing” kavramı üzerinde özellikle duruyorsunuz. Mobbing bu sefer başka bir kılıkta mı karşımıza çıkıyor?

Teknolojinin hızlı gelişmesiyle ve hayatımızın hemen her alanına girmesiyle bu konu gittikçe daha çok önem kazanmaya başladı. Tanım ile başlayalım, “İş yaşamıyla ilgili ve teknolojik araçlarla, planlı olarak, kişi, kişiler veya işletmelere yönelik gerçekleştirilen bir mobbing türü bu. Hakaret amaçlı, incitici, karalayıcı veya ayrımcı söz ve görsellerle paylaşımda bulunarak, mağdur ya da mağdurları yıldırma, etkisizleştirme, itibarsızlaştırma veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan, marka veya kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine veya sağlıklarına zarar veren, kötü niyetli ve olumsuz paylaşımları” “Siber Mobbing” başlığı altında toplamak mümkün. Mobbingin bu türü, oldukça etik dışı yollardan ve çoğunlukla sahte hesaplar aracılığıyla gerçekleşiyor. 

Burada şunu özellikle belirtmek isterim. Yüz yüze mobbingde “belirli bir süre ve sistematik” konusunu siber mobbing tanımına almadık. Çünkü sosyal medyada çıkan bir görsel ya da bilgi paylaşımı aynı anda binlerce kişi tarafından görülebilmektedir ve sonucu çok daha yıkıcı olabilmektedir, yani bir kez dahi paylaşım siber mobbing/teknolojik yıldırma için yeterlidir. Ancak bireysel mail veya bireysel WhatsApp görüşmelerinde belirli bir süre ve sistematiklik aranmaktadır.  

HF: İsmail Bey, siz bundan önceki tüm röportajlarınızda “Bağcıyı dövmenin değil, üzüm yemenin” esas olduğunu vurguluyor, cezalandırma mekanizmalarından çok rehabilitasyon ve ödüllendirmeye inandığınızı belirtiyorsunuz. Sizce bu nasıl bir avantaj sağlar?

Cezalandırma en kestirme çözüm gibi görünse de kalıcı sonuçlar sağlamaz. Halbuki mobbing uygulayan birinin, bu soruna bir başkasını daha maruz bırakmaması için rehabilitasyona, bir tedaviye ihtiyacı vardır. Kökte yatan nedeni anlamadan ve onu yok etmeden çözüm bulamayız. Aynı süreç tekrar eder durur. Zinciri kırmanın yolu eğitimden ve rehabilitasyondan geçmeli, ben buna inanıyorum. 

HF: MEYAD olarak mobbinge ilişkin çözüm önerileriniz nelerdir?

Bu konuya Şubat ayı bültenimizde yer verdik. Çözüm yollarını altı başlıkta değerlendirmek mümkün; yapısal düzenlemeler, eğitim ve rehabilitasyon, şikâyet mekanizmaları, ödüllendirme, yasal düzenlemeler ve sivil toplum kuruluşları. Yapısal düzenlemelerde ilk sıraya, her türlü atamanın liyakat ve ehliyet esas alınarak, adalet ilkesi ile yapılması gereğini alıyoruz. İş tanımlarının açık ve net yapılması çok önemli. Yönetim anlayışı değil, “yönetişim” anlayışı benimsenmeli. Eğitim, benim üzerinde en çok durduğum başlık. İşe girişte, oryantasyon sırasında ve düzenli aralıklarla mobbing eğitimleri zorunlu kılınmalı, mobbing mağdurları ve ailelerine rehabilitasyon desteği sağlanmalı. Şikâyet mekanizmaları devreye girdiğinde, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunca işin uzmanları tarafından ele alınmalı ve ivedilikle sonuçlandırılmalı. Mobbing şikâyeti gelmeyen kurumlara “mobbingsiz kurum bayrağı” verilmesi gibi ödüllendirme yöntemleri uygulanmalı ki konunun önemi gereğince anlaşılsın. Yasal açıdansa, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve 4857 sayılı İş Kanunu’nda caydırıcı düzenlemeler yapılmalı, TCK’da yapılacak düzenleme ile “mobbing suçları” için hapis cezası öngörülmeli. Mobbing Yasasının çıkarılması özellikle önemli. Kamu ve özel sektörün, sorunun çözümüne yönelik etkin iş birliği yapmasıysa elzemdir. 

HF: Mağdurları özellikle ikaz etmek istediğiniz bir nokta var mı?

Elbette. Mobbingin Türkiye’de hiç konuşulmayan bir tarafı var, o da ailelerin bundan ne kadar etkilendiği. İnsanın kalesi olarak değerlendirdiğim “aile” içerisinde, bu konuda şeffaf davranmanın önemini özellikle vurgulamak isterim. Tamam, çalışan işini alıp olduğu gibi evine getirmesin ama böyle önemli bir konuda yaşadığı rahatsızlıkları da mutlaka yakınlarıyla paylaşsın. Annesi, babası, eşi… Çünkü mağdurun kendini güvende hissedeceği bir alana ihtiyacı var. Aile bireyleri de paylaşılan sorunu lütfen hafife almasınlar. “Burası iş hayatı, olur öyle atışmalar, tartışmalar” deyip geçmesinler. Özellikle içe dönük bireylerde intihara varan sonuçları olan böyle bir meseleye, lütfen dikkatlice kulak kabartsınlar, mağdurun yanında olsunlar ve ona destek çıksınlar.

HF: Belki çoğumuzu acı acı gülümsetecek bir soru soracağım. Bugüne kadar işverenler arasında size gelip “İş yerimin güvenli bir çalışma atmosferi vadettiğini göstermek benim için önemli, bu iş yerinde mobbing yaşanmadığına dair akreditasyon istiyorum.” diyen oldu mu?

(Gülümseyerek) Bizim konuyu anlatmamız sonucunda daha hassas davranan işverenlerimiz olduğunu mutlulukla söyleyebilirim. Ancak “Mobbing de nereden çıktı, bizim başımıza bela ettiniz” diyenler de oldu. Halbuki bu durumdan ne kadar olumsuz etkilendiklerinin bir farkında olsalar… Mobbing yüzünden çalışanın bir birim kaybettiği yerde, yöneticisi on birim, iş yeri yüz birim kaybediyor. Ülke ekonomisinin kaybından bahsetmiyorum bile. 

1
2
3
4
5
6
Önceki İçerikFranco’nun Ardından: Kelebeklerin Dili
Sonraki İçerikDenize Karşı İnanılmaz Bir Saygısızlık Var!
Ankara Atatürk Anadolu Lisesi ve ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nü bitirdi. Kurumsal hayata Tepe Holding bünyesinde, iç mimar ve ürün tasarımcısı olarak atıldı. Ürün ve mekân tasarımları yaparken bir yandan da modayla ilgilendi ve yarışmalara katıldı. Aldığı derecelerle yönünü modaya çevirdi. Ankara, İstanbul ve Fransa’nın Nice şehrindeki çeşitli firmalar için koleksiyonlar hazırladı ve uluslararası fuarlarda sergiledi. Bir yandan da yerel gazeteler için moda yazıları hazırladı ve röportajlar yaptı. Hande Fabbro 2021 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde “Gazetecilik” okumaya başladı. 2017 yılından beri kurumsal iletişim ve perakende yöneticiliği alanında çalışırken, tasarımda etik ve sürdürülebilirlik, mutlu ve pozitif yönetim modelleri başlıklarına özel olarak eğiliyor. Siyasal felsefe alanında üç eser çevirisi bulunan Hande Fabbro, İngilizce, Fransızca ve orta derecede İtalyanca biliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz