Huzursuz, Fütursuz, Dupduru…

0
1072

Sinan Dirlik: Akdenizli, doğulu bir toplum olmanın getirisi belki de? Samimiyet ve sırnaşıklık, hatta yavşaklık arasındaki çizgiler hayli bulanıklaştı. Ama “bildiğimiz anlamda popüler” değilsen de kendi kulvarında bir “ünlüsün” sonuçta ve muhtemelen bu da sana dair “istendiği anda erişilebilir, bulaşılabilir, sırnaşılabilir olmak için her an hazır ve nazır sayılman” beklentisini besliyor? Sanatçıların başlarda hoşlarına giden “meşhur olma” durumu bir noktadan sonra “benim özel hayatım nerde” çığlıklarına dönüşüyor. Muhtemelen tutturması zor bir denge… Var mı insanlarla ilişkinde balansı tutturabilmek için danıştığın bir “Piyarcın”, “İlişki yöneticin” falan?

Doğan Duru: Benim doğal yaşam biçimim bildiğimden beri aynı, hiç değiştirmedim. İletişim yöntemleri de şekli de aynı. İnsanlar bazen başka sanıyor ama değil. Herkesin kendine göre farklılıkları kadarı var kendime ait huylarım ve kurallarım. Ö zaten herkesin dikkat etmesi gereken bir konu. Saygı diyemiyorum, çünkü saygıdan da önce sorun olan en büyük konuyu çözmek gerekiyor. Çok daha ilkel bir sorunu var toplumun ve yapının. Türkiye’de iletişim veya davranış konusunda görünen görünmeyen baskılar var ve bunlar davranış üzerinde de iletişim üzerinde de çok etkili.

Sorunun konusu olmadığı için detaya girmeyeceğim ama; iletişimde saygı, sınır aşma, yavşaklık gibi tanımlar doğru olmakla birlikte, bence o konuya gelene kadar sanırım çok daha temel insani hakların hakkının teslim edilmesi ve kişinin hak ve özgürlüklerinin koruma altına alınması, ifade özgürlüğü konusunda sorun yaşamadığımız bir ülkede yaşıyor olmamız lazım. Ondan sonra her konu tartışmaya açılabilir daha derin konuşabiliriz belki.

Saygının, sevginin, hoşgörünün olmadığı bir dönemde yaşadığımızı ve sosyal medya iletişim aparatları sayesinde de herkesin herkese ulaştığı tuhaf bir mesafesizlik içinde; güçlüyü eleştirmekten korkan, zayıfı yermek için kümelenen geleneksel yöntemi şimdi sosyal medya iletişimi içinde görmek kısaca. Bence PR’cının da işi kolay değil… Herkesin iletişimini kendi yapması sanırım daha kolay.

Sinan Dirlik: Çok ilginç bir yerde durduğunu/ durduğunuzu düşünüyorum gerek senin, gerek Güneş’in, gerek Redd’in. Hiç bir zaman “ortalığı yıkan” sanatçı ve gruplardan biri olma hevesiniz yokmuş gibi duruyorsunuz fakat müzik yolculuğunuz sürekli bir çıta yükseltme çabasını da gösteriyor. Gülme lütfen! Müzikten anlayan, bu konuda “analiz yapabilecek” biri değilim ama ilgiyle izlediğim müzisyenlerden biri olduğun için biraz salakça bir merakla soruyorum bunu. Bana bir müzisyen olarak hedefini ve hayalini söyler misin?

Doğan Duru: Yeniyi aramak için çok güzel bir yoldur sanat. Asla bulamadığın için de aramaya devam edersin. Bu seni ya ustalaştıracaktır bir noktada veya delirtecektir doğal olarak.

Yaptığımız şeylerin daha çok insana en azından ulaşmasını aslında çok istiyoruz. İnsanlara ulaşsın, bazı ağlara takılmasın. İnsanlar ister dinlesin ister beğensin ister beğenmesin, orası onlara kalmış. Ama ulaşmasını zorlaştıran engeller var.  Ortalığı yakıp yıkma gücünde olmamıza karşın bir türlü ‘’ortalığı yakmış’’ olmamamızın, tez konusu olabilecek nedenleri var.

Başka bir ülkede müzik yapıyor olsak muhtemelen daha iyi olurdu durum. Bu sadece müziğimizin oraya yakınlığından değil önceki tüm cevapladığım sorularda anlatısı olan toplumsal iletişim, özgürlük alanı, ifade hürriyeti ve eleştiri kültürü ile alakalı sanırım.

Redd Sokakta

Misal ben toplumsal muhalefetin bu dönemde hiç ihtiyaç duymadığı kadar çok ihtiyacı olan şeyin örgütlü muhalefet olduğunu düşündüğüm için TİP’e katıldım. Belki cesaret veririm, örnek olurum bir faydam olur düşüncesiyle yaptım bunu. Daha önce de kendi yöntemlerimizle muhalefet yapan bir grup olarak; rengimiz fikrimiz net olduğu için uzak durulan bir grup olduk. Bunu da kendi bildikleri gibi tanımlamayı seçtiler ‘’huysuz’’ gibi gösterildik. Çalıştığımız PR şirketleri oldu ama hepsi ‘’kimse istemiyor sizi, siyasi buluyorlar’’ derlerdi ve kendimizi tanıtabileceğimiz yer sadece kendi biletli konserlerimiz oldu. Şimdi bir de TİP’e katıldım, düşün daha başımıza neler gelecek.

Ne zaman çok oluruz, ne zaman sanatçı kendini rahatça ifade eder hale gelir; o zaman o sektör bileşenleri, olması gerektiği gibi siyasi eleştiriyi değerlendirme haddinde olmadığını anlar.

Amerika’da Floyd’un polis şiddetiyle katledilmesi mesela… Konforlu bir tepki alanı, tüm sanatçıların, oyuncuların etiketlerle kırmızı halıya çıktığını görürsünüz. Aynısı burada olduğunda da yok olurlar. Markalar, sponsorlar ve tüm sistem sonuçta iktidarla bir sempati ilişkisi kurmak zorunda. Bu ilişki etkisiz hale zor gelir ama sanatçıyı bu ilişkide uyumlu bir parça olarak görme biçimine yüksek itiraz edilebilir. Ne zaman çok oluruz, ne zaman sanatçı kendini rahatça ifade eder hale gelir; o zaman o sektör bileşenleri, olması gerektiği gibi siyasi eleştiriyi değerlendirme haddinde olmadığını anlar.

“Mış gibi” muhalif görünümlü gruplar, insanlar var. Onların başarı hikayesi bence hem toplumsal muhalefeti hem de sektörün bileşenlerini kandıracak bir iletişim dili bulmuş olmaları. Grubun sayfasından şarkı paylaşıp, bireysel olarak da konforlu konuları paylaşmak misal, bunun en başvurulur örneği. Bu insanların herkesi hala kandırıyor olmalarının nedeni;  sempatilerinin asla yok olmayacak kadar dikkatlice, sağlam yapılmış bir maske olması. Bunlar çok kalabalıklar ve bunlar birbirlerine yakın dururlar. Bunları eleştirdiğiniz için zaten sistem sizi kara listeye alır. Elleri kolları da uzundur, güzel ağlarla kandıra kandıra kaleleri alırlar. En şapşal, cahil olanı bile iki yılda o maskeyi yaptı.  En hızlısı da o oldu. Yıllarca tekke, sonra geldi maske. Bir bakarsınız muhalif gazetelerde paylaşımları konu olur, aslında bir paylaşımları bile yoktur.

Böylesi tuhaf koşullarda, bu arkadaşların uyumlu bir aparat gibi davrandığı dünyada bizim yakıp yıkma gücümüz olsa da bunu yapmamız oldukça zor. Kısaca yine de olduğumuz yer güzel. Takipçilerimiz, dinleyicilerimiz bizi anlıyor ve oldukça kalabalığız. Çünkü sürekli üretip kendimizi yeniliyoruz. Bu yenileme, bir arayışın, kendinden sıkılmanın, kendini eleştirmenin tezahürü ve bu böyle de devam edecek. Sesimiz çıkacak, müziğimiz de yenilenerek devam edecek, kendi sahnemizde ortalığı yakmaya devam edeceğiz. Aranızda hiç Redd dinlememiş olan?