Sinan Dirlik: TİP üyeliği meselesine gelecektim, benden önce davrandın madem sorayım. Doğrudur, “duruşunuzu” biliyor insanlar ancak genel anlamda politik bir duruş sergilemekle belirli bir “adres” vermek ayrı şeyler. “Hattı bu denli belirginleştirmek” riskli değil mi? Bu konuyu tartışarak mı adım attın yoksa Doğan Duru’nun politik tutumu Doğan Duru’yu mu bağlıyor sadece? Bir de tabii neden TİP?
Doğan Duru: Üyeliğimi iyi veya kötü manada yorumlayacaklar muhtemelen. Bu soru etrafında değerlendirmeler yapabilir bir noktada mutlaka ama benim için durum ve koşullar bundan çok daha geniş kapsamlı düşünmeyi gerektiren bir boyutta değerlendirmeye ihtiyaç duyar.
Zaten belirgin bir noktada duruyorduk. O durduğumuz yerle az veya çok noktalarda kesişen başka siyasi partiler de var ve fakat TİP’in kendini ifade biçimi beni heyecanlandırıyordu. Bir siyasi partiye üye olmak gibi fikrim yoktu, TİP’e üye oldum… Oradan bir davet de almadım. Bu dönem önemli bir dönem ve siyaseten bir gelecek planlamam yok.

Bir siyasi partiye üye olan ne kayırılmalı ne de ayırılmalı. Her ikisinin, her zaman feci şekilde olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bunun nedeni de iktidar kimse o değil, toplumun düşünce yapısındaki ilkesizlik. Toplum önce eşitliğe, fikir özgürlüğüne, kimsenin kimseden üstün olmadığı noktasına inanarak sahip çıkmalı. Maalesef kendimi bildim bileli hala sığ tartışmaların ve kavgaların yaşandığı bir ortam var ve zaman zaman şiddeti artıyor. Bu AKP döneminde çok daha fazlalaştı. Benim politik tutumum tamamen beni bağlıyor. Örgütlü muhalefetin özellikle bu dönemde çok gerekli olduğunu düşünüyorum ve belli küçük noktalarda fikir ayrılıkları yaşanacak olsa dahi fikir ortaklığı kısmının önemli olduğunu düşünüyorum. Partinin tarihçesini, geçmişteki ayrılıkları, tartışmaları biliyorum. Genel olarak geçmiş, dersler almak için önemli bir kitaptır. Geçmişin yüklü bir bagaj olmaması lazım. Yoksa bu her türlü ileriye gidiş zorlaşır.
Bir siyasi partiye üye olan ne kayırılmalı ne de ayırılmalı. Her ikisinin, her zaman feci şekilde olduğu bir ülkede yaşıyoruz.
Bunun nedeni de iktidar kimse o değil, toplumun düşünce yapısındaki ilkesizlik.
Toplum önce eşitliğe, fikir özgürlüğüne, kimsenin kimseden üstün olmadığı noktasına inanarak sahip çıkmalı.
Tüm siyasi partilerin içinde muhafazakâr bulduğum yanlar, fikirler, yapılar var. Ben muhafazakâr bir insan değilim, olmadım olmayı da düşünmüyorum. Zamanı gelince belki de parti içinden muhafazakâr eleştiriler gelebilir, bunlar da beni bağlar. Karar verdikten sonra partiye başka katılımlar olduğunu da öğrendim ve bu katılımlardan biri de Ahmet Şık olmuştu. Ahmet ile epeydir tanışırız. Çok sever, takdir ederim. O’nun nedenleri ne bilmiyorum ve benim üyeliğimden çok çok çok ama çok daha fazla manalı, değerli. Ahmet’in katılım basın toplantısına gittim orada Erkan Baş ile tanıştım, kısa bir sohbetimiz oldu. Covid-19 tedbirleri yüzünden çok kalamadım, artık normalleşince herhalde oturup konuşma fırsatımız olur. Barış Atay’ı zaten tanıyordum, Parti’ye üye olmamı, internet başvurum üzerinden yarım saat sonra Barış, güzel bir mesaj atarak kutladı. Bu üyelik yüzünden zaten kısmen dışlandığımız sistem bizi daha da dışlayacaktır, muhtemelen Redd daha fazla zarar görecektir. On arkadaşım daha gelse bu belki değişir. Umarım gelirler. Önce bu iktidarın yenilmesi sonra da Türkiye’nin ilkel düşünceler sığlığından kurtulması gerekiyor. Dolayısıyla benim üyeliğimin hiç ama hiç konu olmadığı bir Türkiye’de yaşıyor olmanın hayalini kuruyorum.
Sinan Dirlik: Hazır bu konuya girmişken, şu kültürel iktidar meselesine ilişkin senin fikrini de merak ediyorum. Ne düşünüyorsun bu konuda? Cumhuriyetin kuruluş yıllarından 50’lere kadar bir tek parti iktidarı vardı ve Osmanlının enkazından yeni ve güçlü bir “kültürel iktidar” yükseltmeyi başarmıştı genç Cumhuriyet. Şu anki rejim de 20 yıldır tek başına ekonomik, sosyal, eğitsel, kültürel her alanda tek güç olmasına, üstelik çok büyük parasal kaynaklara sahip olmasına, eğitimden medyaya her alanda “tek sesli” bir yapı kurmaya “muktedir” bir güce sahip olmasına rağmen hala “kültürel iktidarını” kuramadığından yakınıyor ki bunun gerçek olduğunu biliyoruz. Sen nasıl yorumluyorsun bu durumu? Bunca güce, paraya rağmen neden 20 yıldır kültürel iktidarını kuramadı rejim?
Doğan Duru: Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana devletin kültür politikaları her zaman sorunluydu. Kültür politikası kuruluş yıllarında çok daha önemliydi ve ülkenin yeniden inşası ve kendi kimliğini ifade etmesi için bu konuda olumlu sonuçlanan çok fazla çalışmalar yapıldı. Sonrasında da kendi haline bırakıldı diyebiliriz sanırım. Sanırım o dönemde yetkin olan insanların etrafından veya onların seçkisinden bir başlangıç bulduğundan, zamanla her alanda tekrar tekleşmeye doğru gitti. Biz adam kayırmaya, eş dost mükafatına aşırı yenik düşmüş insanlar haline gelmeye başladık. Bu tabii kamplaşmalar, ötekileştirmeler için çok uygun bir puslu hava veriyor. AKP öncesi medyayı hatırlayalım; kimlerin nerelerde olduğunu ve niye olduğunu anlamadığımız bir dönem sonrasında, bazılarının neden orada olduklarını anladık. Tabii bazılarını hala anlamıyorum! Sonra AKP geldi, onlar da aynısını yaptı, kendilerinden olanları yarattı. Televizyonu açınca yorum yapan, isminin önünde “Prof.” yazan çok insan var. O unvanların da çok manası kalmadı. Eskiden en azından işin akademik unvan kısmı bu kadar kolay elde edilebilir değildi. Sanat ve kültür konusunda aynı şeyi yapamadılar, bunu da başka şekillerde yapmaya çalıştılar sanki. Maalesef tabanlarında inançları gereği geleneksel sanatlar dışında ilgi alanı kültür sanat olan insanlar olmadığından, bu konuda kendileri de şikâyet ettikleri biçimde bir kültürel iktidar kuramadılar. Aslında tabanları kültür ve sanat ile olan ilişkisinde izleyici konumunda olmayı kendine asla dert etmiyor bence. Ama Cumhuriyetin ilk dönemindeki gibi içlerinden yetenekli insanları seçmek, onların gelişimini takip etmek gibi şeyler yapabilirlerdi şüphesiz. Belki de denediler ama kültür ve sanat konusunda akademik unvan hediye edilir de yetenek, tecrübe ve sanatsal birikim hediye edilemez. Bunun için gerçekten insanın içinde bir güç, bir istenç olmalıdır. O güç insanı o yola sokar ve sanatçı olması için kendini geliştirmesine doğru çekiştirir. Bir noktada böyle düşünenler varsa bile olan biten, yaşananlar sonrası sanatla ilişki kurabilmiş birinin ben AKP’ye sıcak bakabileceğini sanmıyorum. Yani özetle kültürel iktidar kuramadılar, çünkü gerçek bir sanatçının fikirleri AKP’nin fikirleriyle örtüşemez.

Sinan Dirlik: Farkındasın, “tekinsiz sularda” yüzüyorsun anlattıklarınla? Söylediklerin sadece iktidarı değil, azıcık deşilirse kendisini muhalif olarak tanımlayan hatırı sayılır bir kesimi de “hoşnut etmeyecek” tonda şeyler. Türkiye siyasette olduğu gibi kültür sanat alanında da bunca populizme meyilliyken bu müdanasızlığın, bu bağımsız duruşun biraz fazla “dik başlı” algılanacağından, yalnızlaşmaktan çekinmiyor musun? “Tribünleri coşturacak” bir şeyler söylemek istemez misin? :)))
Doğan Duru: Farkındayım tabii! Durumun böyle olması bile belli başına bir sorun zaten. Neden farkında olmam gerekiyor mesela? Neden bu kadar umursamam gerekiyor? Kimseyi hoşnut etmek konusunda bir görevim yok, olmamalı! Muhalif kesimin kendi içinde eleştirisinin fazla olması çok doğal ve olması gereken de bu zaten. Benim için sanat zaten dik başlı ve bağımsız olmalı. Söyleyeceklerim, nasıl yaşayacağım ve neler anlatacağım konusunda kimseye hesap vermem gerekmiyor. Bugüne kadar durduğum yerde kimseye yanlamak, kimsenin tuzağına düşmek veya kimse tarafından kullanılmak gibi tecrübeler yaşamadım. Zaman zaman insanlara söylediklerim ters, saçma veya tam tersine çok hoş gelebilir ama benim tribüne oynamak gibi bir derdim yok. Yalnızlık fikriyle barışık olan insanların ki ben bununla çok barışığım, her türlü ilişki biçiminde daha az hata yaptığı kesin. Kendi üretimlerim, yaptıklarım ve yapmayı planladıklarım için yaşıyorum. İnsani, vicdani sorumluluklarıma rağmen susmayı veya konforlu alanlar seçip orada tribüne oynamayı seçebilirdim çoğu gibi… Çoğuyla aramızda büyük farklar var, benim sanatla aramdaki bağ ‘’tutmuş bir şarkı sonrası başlayan bir hikaye’’ değil.
Bu iktidar sonrasında kim gelir, nasıl olur bilmiyorum ama artık ruhumuz nefes alamaz hale geldi.
Çeşitliliğe, farklarda benzerlik aramaya ve güzel günlere ihtiyacımız var.
Gelin konfor alanınızı terk etmeyi göze alın.
Umarım daha çok insan, kendini yakın gördüğü bir çatı altında toplanır veya olduğu yerden sesini daha duyulur şekilde çıkartır. Bu iktidar sonrasında kim gelir, nasıl olur bilmiyorum ama artık ruhumuz nefes alamaz hale geldi. Biraz daha kalabalık olmaya, biraz daha gürültü yapmaya ve birbirimize destek olmaya ihtiyacımız var. Çeşitliliğe, farklarda benzerlik aramaya ve güzel günlere ihtiyacımız var. Gelin konfor alanınızı terk etmeyi göze alın.
Bugüne kadar nasıl yaşadımsa öyle yaşayacağım, buradan eleştiri gelir şuradan tepki gelir kısmı beni ilgilendirmez. Ha peki illa ki eleştirecek misiniz beni? Ve hala ve yine ben miyim eleştirilecek olan… Peki eleştir!
Benim kayıplarım daha fazla olacak evet ve bir beklentim de yok siyasetten. Tek derdim küçük de olsa bir faydam olur mu? Hepsi bu…
