Sibel Öz’le Yokuş Yukarı…

0
179

Bazen bazı yaşlarınızdan birkaç mevsim eksilir, sonra ne o yaşlarınızda olursunuz ne de o mevsimler geri gelir. İnsan ömrünün kendi telaşından şikayetçi zamanı, çocukluğunu nerede bıraktıysa ezberini gözyaşıyla geldiği dünyaya bir gülüşle tavır almakla bozar. Adına “hayat” denilen bu tavır, uğultuların arasında bir ses bırakır.  Çocuklar sokakta oynarken evlerin açık pencerelerinden içeri giren sesleri bu yüzden hüzünlendirir. Geçmişin kokusu geleceğin korkusuna eklenir. 
İnsan hayatının en derin kırgınlığı kokular ve korkular arasındaki o henüz kimsenin öğle uykusuna yatıramadığı yorgunluğundadır. Dönüp dönüp çocukluğun o henüz sesi kırılmamış zamanlarına duyduğumuz özlem hep yadırgadığımız yerlerin boşluğundandır. Çünkü gün farklı biçimlerde aydınlanırken, güneşin sarısının her yere aynı mesafede durmadığını öğretirler, biliriz. Farklı biçimlerde getirirler günleri, yaşarız. Evler yıkılır, yollar değişir, bir soluklanmak için ucuna iliştiğimiz kaldırımlar parça parça kalır, sabah selam verdiğimiz bakkalın yeri derin bir boşluğa emanet edilir, ağaçlar dallarını rüzgardan esirger, sokakta oynayan çocukların sesi kırılır, toz toprak uçuşurken yerini yadırgar, kent hüznünü peşi sıra ona hükmedenlere bırakır. “Yokuş Yukarı İstanbul” bütün bu gerçekliklerin içinde, Sibel Öz’ün geçmişe zarif bir dokunuşu. Kitaptaki öyküleriyle yazar, koşarken ayağı taşa takılıp yere düşen mazinin üzerine sürülen tentürdiyot yakmasın diye cümleleriyle üfleyip nefes veren… “Yarısı gümüş”, “yarısı köpük” olan bir dünyaya on iki öyküyle yalın, incelikli, kimi zaman şiirsel kimi zaman ironik bir üslupla cevap veriyor. Unutmadık diyor aslında, bize yaşattığınız hiçbir şeyi unutmadık. Zira hepimiz, her gün yokuş yukarı çıkıyoruz. Yokuş yukarı tırmanmak için başladığımız yeni günün içinde iz bırakacak öyküler okumak isterseniz Yokuş Yukarı İstanbul kitabıyla Sibel Öz, tedirgin ellerinizi tutmak için bekliyor.  Biz kitap üzerine söyleştik. Öykülerin arasında gelen baharı karşılarken son cemre umudunuza düşer belki… Keyifli okumalar.
Röportaj: Funda Dörtkaş