Benim Hala Umudum Var!

0
452

“başımıza gelecek en kötü şey paralel hayatlar kurmamızdı. birlikte yaşama mücadelesine büyük değer veriyorum ve ülkemin bir gün yeniden ve gerçekten bütünleşmesi için mücadeleden vaz geçmemek gerektiğine inanıyorum”

Sinan: Merhaba Nikos. Seni kendime çok yakın hissettiğim için zaman zaman kendi aramızda konuştuğumuz gibi “Yoldaş” ve “sen” diye hitap edeceğim. Herhalde sorun olmaz senin için?

Nikos Moudouros: (Gülüyor) Olur mu hiç? Çok teşekkür ederim.

Sinan: Böylece “sert sorular” sorduğumda daha az kızarsın bana belki.

Nikos Moudouros: (Gülüyor)

Sinan: Neşe Yaşın’ın dizelerini hatırlıyorum seni gördüğümde. “Benim yurdum ikiye bölünmüş/Hangi yarısını sevmeli insan…” Kendi vatanının “öteki” tarafındasın şu anda. Güney’deki söylemle “işgal altındaki” bölgedesin. Ne hissediyorsun buraya gelip giderken?

Nikos Moudouros: Her zaman aynı hissiyat içerisinde oluyoruz buraya geçerken. “Niye böyle oldu?” sorusunu içimizde hissederek… Bu kadar çok ortak yanımız, bu kadar çok ortak geleneğimiz, bu kadar çok ortak endişemiz olmasına rağmen hala daha “paralel hayatlar” kuruyoruz burada. Çok üzülüyorum bunun için. Bence en büyük sorun budur. Maalesef “paralel hayatlar” kurduk ve ilk andan itibaren bunu düşünüyorum: “Nasıl böyle olduk biz?… Nasıl hala daha bölünmüşlük içerisinde yaşamaya devam ediyoruz. Ama Kuzey’e her geçişimde ruhumuzun olması gereken en temel şeylerini de güçlendiriyorum ben. Yani “vay halimize” diye dövünebilir, üzülebilirim de… Ama diğer taraftan da “mücadeleye değer” hissini güçlü biçimde duyuyorum. Bu mücadeleye değer veriyorum. Ülkenin bir gün yeniden ve gerçekten birleşip bütünleşmesi için verilen mücadelenin değerini hissediyorum her geçişimde…

Sinan: Ne oldu da bu ülke bölündü Nikos?

Nikos Moudouros: Birbirimizi anlamadık sanırım. Mesela ortak bir devletimiz vardı bir zamanlar: Kıbrıs Cumhuriyeti diye… Toplumlarımızın hiç te küçümsenmeyecek bir “aşırı kısmı” nasıl oldu da Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bıraktı? Kıbrıs Rum toplumu üzerinden konuşursam mesela, toplumun “aşırılığa kayan” bir bölümü Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bir “aşama” olarak gördü. ENOSİS’e giden yolda bir aşama… “Kıbrıs Cumhuriyeti ile ENOSİS yolunda bir aşama kaydedeceğiz, sonra bunu da aşıp ENOSİS’e kadar mücadele etmeye devam edeceğiz” diye düşündüler. Diğer tarafta da Kıbrıslı Türk Toplumunun “aşırı” bir kısmı da benzer biçimde Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bir aşama olarak gördü. “Aşırılık” içerisindeki bir Kıbrıslı Türk kesim de Kıbrıs Cumhuriyeti’ni “Taksime giden yolda bir aşama” olarak gördü. Yani ister Kuzey’de olsun ister Güney’de olsun, Kıbrıs’ın “elitleri” ne yazık ki Kıbrıs Cumhuriyeti’ni “ortak devlet” olarak göremedi.

Sinan: İçselleştiremediler, içlerine sindiremediler yani ortak devleti?

Nikos Moudouros: Kesinlikle. Bugüne kadar böyle bir düşünce çok büyük, çok güçlü ve çok etkili olmasa da varlığını sürdürdü. Bunu söylememiz gerekiyor. Kuzey’de de, Güney’de de bu eğilim belli kesimlerde hala daha varlığını sürdürüyor. Yani bu sadece bir tarafta var olan bir eğilim değil. Her iki tarafta da var maalesef. Örnek vereyim: 1963’ten itibaren Kıbrıs Rum toplumunun elit bölümleri, yani sağcı, aşırı sağcı bölümleri, faşistleri amaçları doğrultusunda Kıbrıslı Türklere saldırmaya başladı. Bu bilinen bir şeydir. Ama hala daha Rumların bir kısmı bunu saklamaya çalışıyor. Saklamak istiyor. Yaşananları kabul edemiyor. Ama bakın, Kıbrıs sorunu dediğimiz şey tesadüfen ortaya çıkmadı. Yani sadece Türkiye’nin işgali ile oluşturulan bir sorun değildi. “Bizim de günahlarımız var” diyebilirsek, bunu söyleyebilme cesaretini gösterebilirsek, Kıbrıs’ın gerçek tarihini öğrenebilirsek, birlikte bir geleceği kurgulayabiliriz. Tarih önemli bir şeydir. Kıbrıs’ın gerçek tarihinin öğrenilmesi de başlı başına bir mücadeledir. Her iki taraftan da, Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Rum ilerici güçler büyük bir mücadele verdiler bunun için. Büyük ve sonu olmayan bir mücadeledir bu bence… Bu mücadeleye bıkmadan devam etmeliyiz. Ve sanıyorum bugünlerde kazanmaya çok daha yakınız.

Sinan: Tarihle yüzleşme konusunda mı?

Nikos Moudouros: Evet. Kıbrıslı Rum toplumunda büyük bir yüzleşme süreci yaşanıyor. Belki görünmüyor yeterince, belki Kıbrıslı Türk arkadaşlarımıza, Kuzey’e bunu yeterince gösteremiyoruz ama büyük bir yüzleşme prosedürü var. Mesela Kilise’nin yorumuyla ilgili, Kilise hiyerarşisinin rolüyle ilgili, aşırı sağcıların rolüyle ilgili, sermaye aktörlerinin yaptıkları yanlışlarla ilgili büyük bir tartışma ve yüzleşme yaşanıyor. Özellikle son 2-3 yıldır yepyeni bir toplumsal diyalog başlamış durumda. Bakın mesela ekonomik bir krizden geçiyoruz. Tamam, kardeşim, kriz var! Sermayenin görevleri nedir bu kriz sürecinde? Yani sadece işçiler mi ödeyecek bu krizin maliyetini? Bunu konuşmadan, tartışmadan çözebilir miyiz? Evet bu kadar zaman harcadık ama sonuçta şimdi olabiliyor artık bu diyalog. Mesela Kıbrıslı Türklerin yeri nedir Kıbrıs Halkı içerisinde? Bu yeni bir diyalog, yeni bir tartışma konusudur. Olgunlaşmış bir diyalog diyemeyiz tabii ama başlamış durumda. Bu umut veren bir şeydir günün sonunda. Anlatabiliyor muyum?

Sinan: Anlıyorum ama aynı zamanda “paralel hayatlardan” da söz ediyorsun…

Nikos Moudouros: Evet, maalesef…

Sinan: Kuzey’de Kıbrıslı Türklerin umutlarını yitirdiği bir dönemde sen şimdi çıkıp umuttan bahsediyorsun. Biraz geç kalmış bir umut değil mi bu?

Nikos Moudouros: Kıbrıslı Rum toplumunun bir kısmının umutlarıyla ilgili söylüyorum bunları. Haklısın, Kıbrıs sorunuyla ilgili büyük bir umutsuzluk var. Ama biz buna izin vermemeliyiz diye düşünüyorum. Doğru, büyük, çok büyük bir umutsuzluk var. Bu hissedilir bir şey. Hemen hissedilebilen, görülebilen bir şey haline geldi. Ama umut yoksa biz de kayboluruz. İzin veremeyiz buna.

Sinan: Özellikle Kıbrıslı Türklerde…

Nikos Moudouros: Kıbrıslı Türk toplumu bana nasıl geliyor biliyor musun? Bir yok olma sürecindeler. İnsanlar tabii ki yok olmayacaklar, burada yaşayacaklar ama “Kıbrıslı Türkler” olarak ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel olarak kayboluyorlar, yok oluyorlar. Bu, Kıbrıs’a, Kıbrıs’ın geleceğine yönelik çok ama çok kötü bir süreçtir. Çünkü Kıbrıs’ın efendisi halktır. Ve bu halk 2 toplumdan oluşuyor. Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar… Biri yoksa eğer diğeri de yoktur bana göre…

Sinan: Böyle bir ilişkiyi kurman önemli! “Biri yoksa öteki de yok!”. Nasıl bir yakınlık gördüğünü merak ediyorum. Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların ortak paydası ne?

Nikos Moudouros: Bence Kıbrıs sorununun büyük bir kısmında, büyük bir parçasında ortak yanlarımız var. Ortak bir mücadele amacımız olmalı. Mesela, federasyonu konuşuyoruz değil mi? Bu federasyon 2-3 ya da 4 temelli olmalı zaten. Herhangi bir federasyondan bahsetmiyoruz günün sonunda. Yani iki toplum olacak. Ne demek bu? Hem Kıbrıslı Türkler, hem Kıbrıslı Rumlar’ın Federasyonu olacak bu. İki bölgeli olacak. Yani ne demek bu? Her bir toplumun idare edecek bir yeri, bir bölgesi olmalı. Diğer önemli husus nedir? Siyasal eşitlik olmalı bu çerçeve içinde.

Sinan: Siyasal eşitlikten çok söz ediliyor ama Kıbrıslı Rumlar hazır mı sence böyle bir şeye?

Nikos Moudouros: Çoğunluk belki hazır değil ama ırkçı ya da milliyetçi bir anlayışla hazır değil diyemeyiz. Belki bunu kavrayamadılar. Belki geçen zaman içerisinde bunu iyi anlayamadılar. Kıbrıslı Türkler için de, Kıbrıslı Rumlar için de söylüyorum bunu… Ama bak, Kıbrıslı Türklerin içerisinde de şöyle bir şey görüyorum: Siyasal eşitlik sanki her zaman sayısal eşitlik olmalıymış gibi bir düşünce de oluşabiliyor. Tamam, bunu anlayabiliyorum ama bu her zaman doğru bir düşünce de değil. Bir kısım Rumlarda da hala sanki Kıbrıs Cumhuriyeti bir Rum Devletiymiş gibi bir düşünce var. Bu da doğru değil. Rumları da Türkleri de homojen, tek tip düşünen toplumlar olarak görmemek lazım. Kıbrıslı Rumların birçoğu Federasyon derken, yine de “Rum egemenliği altında” bir devlet düşünebiliyorlar. Yani çok tartışmamız, çok eleştirel yaklaşmamız gerekiyor bu konulara. Ben böyle yapmaya çalışıyorum.

Sinan: Sence Kıbrıs Cumhuriyeti bir “Rum Devleti” değil yani?

Nikos Moudouros: Merkezi Hükümetten söz ederken “belki biz idare ederiz” gibi bir düşünce içerisinde olanlar var. Ama böyle bir gerçeklik yok aslında. Buna karşı çok mücadele veriyoruz biz. Ve bu mücadele alkışlanacak bir şey değil, çünkü görevimizdir bu. Görevimiz sayıyorum bunu anlatmayı. Federasyondan söz ediyoruz değil mi? Bakın ben neyi anlıyorum bu Federasyondan. Tek bir devletimiz olmalı. Ortak bir tek devlet! 2 toplum tabii ki kendini yönetmeye kadar gidebilir ama ortak kadere sahip 2 toplumun ortak bir devleti olmalı. Şimdi Kıbrıslı Rumlar neden korkuyorlar? Çok basit! Türkiye Ordusundan korkuyorlar! Türkiye’nin nüfus politikasından korkuyorlar. Bence bu iki ortak noktamız olabilir. Kıbrıslı Türkler neden korkuyorlar? Kıbrıs Rum egemen güçlerinden ve onların dominant davranışlarından korkabilirler. Federasyon içerisinde ortak bir alan yaratabilirsek bu korkular yavaş yavaş ortadan kaybolacak bence. Elbette bunun kolay bir şey olmadığını biliyorum. Söylemesi kolay diyebilirsin. Ama günün sonunda bir federasyon altında, ya da amaçladığımız çözüm şeklinin altında bir vizyon ortaya koymamız gerekiyor. Başka çaremiz yok. Bilmiyorum, Türkçem derdimi anlatmaya yetiyor mu?

Sinan: Pek güzel anlatıyorsun. Türkçeyi çok güzel konuşuyorsun. Birazdan bu konuya da geleceğim zaten… Nasıl olup ta bu kadar güzel Türkçe konuşabildiğin konusuna geleceğiz az sonra…

Nikos Moudouros: Gerçekten mi? Çok sevindim o zaman. Teşekkür ederim.