Benim Hala Umudum Var!

0
452

“2004’te bir fırsat kaçırdığımızı düşünmüyorum. Evet konjonktür o gün için olumluydu. kıbrıslı türk arkadaşlarım takılmasınlar 2004’e… o gün olan oldu, bitti… şimdi mücadeleye devam etmeliyiz…”

Sinan: Ama sormadan edemeyeceğim. 2004’te AKEL ve Sn. Hristofias “Hayır” derken, “Evet’i güçlendirmek, betonlaştırmak için Hayır diyoruz” demişti. Gelinen noktada Evet pek de öyle betonlaşmışa benzemiyor ne dersin? Samimi olarak tarihsel bir fırsatı kaçırdığımızı düşünmüyor musun?

Nikos Moudouros: Doğrusunu istersen o planı bir fırsat olarak görmedim. 2004 için bir “konjonktür” demek daha doğru bence… Yani bugünden bakarsam, 2004’te daha olumlu bir konjonktür vardı evet… Ama sanıyorum Kıbrıslı Türklere kendimizi anlatamadık. Anlatmak için çaba gösterdik ama anlatamadık ne yazık ki. Neden “Hayır” dedik? Evet, Kıbrıslı Türkler başlangıçta bizden dolayı bir hayal kırıklığına uğradılar, doğrudur. Bizim kendimizi doğru biçimde anlatabilmemiz gerekiyordu. “Gel kardeşim, sana anlatalım, neden hayır dedik biz” diye… Biz sana hayır demedik! Kötü bir plana, planın kötü yanlarına hayır dedik. Yine de bir çaba koymamız gerekiyordu neden hayır dediğimizi daha iyi anlatabilmek için. Sn. Hristofias işte bunun için “biz hayır diyoruz, çünkü betonlaşmış bir evet istiyoruz” dedi. Çabamız devam edecek. Bakın bu yüzden zaten 6 aylık bir süre istedi. Daha fazla müzakere edebilmek için istedi bunu. Tamam, olmadı. Kaçırdık o konjonktürü. Olumlu bir konjonktürü kaybettiğimizi itiraf ediyorum. Belki de o zamanki Türkiye Hükümeti, AKP mevcut sorunlarından kurtulabilmek için Kıbrıs sorununu bir araç olarak görmüştü ve Rum toplumu belki bunu doğru anlayamadı. Anlayamadık derken, bir kısım insan anladı ve baskı yapmaya çalıştı bu konuda ama olmadı. Maalesef olamadı. Ama biz hala daha Kıbrıs sorununu çözmek istiyoruz dediğimizde karşımıza bu çıkmamalı. Zaten hayatımız bunun üzerine kurulu. Yani bu sorun eninde sonunda çözülecek. Önemli olan hangi tarzda çözüleceği… Bugünden 2004’e baktığımda hissiyatım budur. Kıbrıslı Türk arkadaşlarıma da şunu söylemek istiyorum. Takılmayın artık 2004’e… 2004, 2004’te kaldı. Olan oldu bitti. Hayatımızı 2004 çerçevesine hapsetmeyelim artık. Bu kimse için iyi bir şey değil. Ne Rumlar için, ne de Türkler için… 2008’den sonra bambaşka bir mücadele alanımız var artık. Hala daha var. Mücadelemiz sürecek, sürmeli…

Sinan: Dur ama azıcık daha damarına basayım. Sn. Hristofyas’ın düşündüğü gibi Rum tarafında Evet eğilimi güçlendi mi peki? Hayır diyerek planladığınız betonlaşmayı sağlayabildiniz mi bari Güney’de?

Nikos Moudouros: Hayır, güçlenmedi, güçlenmemiş durumda maalesef. Ama bakın şunun çok önemli olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Sn. Hristofyas’ın geçmişine, siyasi geçmişine baktığınızda temiz olduğunu göreceksiniz. Siyasi olarak çok daha temizdir. 1960’larda olup bitenlerle ilgisi olmayan bir liderdir. Bu yüzden çok daha fazla jest yapabilir, çok daha büyük jestler yapabilir Kıbrıslı Türk toplumuna karşı.

Sinan: (Gülerek) Jest?

Nikos Moudouros: Katılmayabilirsiniz, yani olağanüstü bir durum değil ama Kıbrıslı Türklerin bugünkü endişesi nedir? Siyasi eşitlik değil mi? Yani insan gibi yaşamak ve bu memleketi Rumlarla birlikte idare etmek değil mi? Azınlık gibi hissetmemek değil mi? En büyük korkusu, en büyük endişesi sanıyorum bunlardır. Kıbrıslı Türklerin sözcüsü değilim elbette ama endişelerini anlamaya çalıştığım ve görebildiğim kadarıyla bunlardır… Kişisel olarak şöyle düşünüyorum: Sn. Hristofias Kıbrıslı Türklerin bu en büyük endişelerini gidermek için çaba gösteren en son ve tek Kıbrıslı Rum liderdir. Siyasi eşitliği bir slogan olarak görmedi. Pratik olarak bir öneriye dönüştürdü bunu. Bu memlekette bir Kıbrıslı Türk de Cumhurbaşkanı olabilmeli dedi ve dönüşümlü başkanlığa onay verdi. Bir Rum da bir Türk de Cumhurbaşkanı olabilmeli ve bütünleştirici bir biçimde seçilmeli dedi. Çünkü ortak bir liderliğe ihtiyacımız var bizim.

Sinan: Çapraz oylamadan söz ediyorsun sanıyorum?

Nikos Moudouros: Evet , bunun önemi nedir? Bakın, ta Osmanlı zamanından beri Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında, o zamanki deyişle Müslümanlar ve Hristiyanlar arasında ortak bir siyasi alan oluşturulmamıştı. Şimdi bu oluşturuluyor, bunun çabası var ve bu çok önemlidir. Kıbrıslı Türkler ve Rumlar 2 kişiye siyasi sorumluluk verecekler ve bence bu siyasi eşitlik anlamında çok önemli bir nokta. Ha, bak ben demiyorum ki “eh daha ne olsun, Kıbrıslı Türkler bunu da elde ettiler ve artık sussunlar”! Ama bakın bu siyasi eşitlik alanında çok önemli bir vurgu. İki toplum olarak ortak liderliğimizi birlikte seçeriz ve bu ortak liderliğimizin Rum’u da Türk’ü de olacak…

Sinan: Az önceki sözlerinde çok kritik bir vurgu hissettim. “Hristofias çözüm için son şanstır” gibi bir ifade sezdim. Doğru mu anladım bunu?

Nikos Moudouros: Son şans demeyelim ama Sn. Hristofias’ın geçmişimizin kara günleriyle alakası olmaması bence çok önemli bir şanstır… Çünkü Kıbrıslı Türklerin endişelerini, korkularını bence çok daha fazla anlayabilen bir insandır. Şimdi abarttığımı falan düşünebilirsin ama sor bak, Kıbrıslı Türkler de öyle söyleyecektir. Bütün siyasi kariyerinde bunu görebilirsiniz Sn. Hristofias’ın. Hep bir yakınlaşma, hep bir 2 toplumlu ruh…

Sinan: Pardon ama Sn. Talat da sizin açınızdan iyi bir şans değil miydi?

Nikos Moudouros: Yapma! Ben Sn. Talat bir şans değildi demiyorum ki? Zaten Sn. Hristofias ile Sn. Talat’ın yürüttüğü çalışmalar ve günün sonunda ortaya koydukları sonuçlar iyiydi…

Sinan: Yok canım, Sn. Talat’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde yapılan müzakerelerde Sn. Hristofias’ın ağzından hiçbir zaman “olumlu ilerliyoruz” yönünde bir açıklama duyamadık.

Nikos Moudouros: Bence yanılıyorsun?

Sinan: Hayır yanılmıyorum, yakından takip ettiğim bir süreçti o…

Nikos Moudouros: Yok, kesinlikle yanılıyorsun.

Sinan: Basın arşivleri ortada Nikos? O dönemin gazetelerine bakalım istersen?

Nikos Moudouros: İşte bu da başka bir sorun. Yani dediğin gibi kimimize anlatamıyoruz. Kıbrıslı Türkler de belki kendilerini anlatamıyor durumunda Kıbrıslı Rum arkadaşlarıma. İşte ben bunu söylüyorum. Sayın Hristofias ile Sayın Talat arasında kaydedilen ilerleme Kıbrıslı Rum toplumunda büyük bir şeydi o zaman. Yani büyük bir mücadele, büyük tartışmalar oldu bunun üzerine. Tabi ki bir kısmı çok aşırı eleştiri yaptı ve hala daha devam ediyor. Bu dönüşümlü başkanlık ve çapraz oy konusuna da karşı çıkılıyordu. “Nasıl yani bir Rum olarak aynı anda oyumu Kıbrıslı Türk’le eşitliyorsunuz?” diye… Hala daha öyle bir yaklaşım var maalesef Kıbrıslı Rum toplumunda. Söylemek istediğim zaten şudur, büyük bir mücadele oldu 2008-2010 arasında. Bu mücadele maalesef Kuzey’de pek görünmemiş durumda.. Hala daha algılanmıyor. Yani dönüşümlü başkanlığın ne kadar büyük bir adım olduğu anlaşılamadı. Bak, Kıbrıslı Rum toplumu maalesef devleti idare etme hakkına sahip bir toplum olarak görüyor. Yasal bir devleti tek başına idare eden bir toplum olarak görüyor. Maalesef diyorum evet, çünkü bu normal değil. Olağanüstü dönemin bir sonucu bu… Öyle hissediyorlar. “Biz kendi devletimizi idare eder durumdayken şimdi bir adam bizi iktidarımız paylaşmaya itiyor” biçiminde bir algı var bazılarında. İlk kez oluyor bu. Somut biçimde ilk kez oluyor gerçekten… Bu yüzden diyorum ki dönüşümlü başkanlık ve çapraz oylama aslında büyük adımlardır. Ama biz bunun büyüklüğünü gösteremedik Kıbrıslı Türklere.

Sinan: Pardon ama şurada bir sıkıntı yok mu sence? Eğer siyasi eşitlik “kağıt üzerinde” bir şey değilse, aslında içselleştirilmesi gereken, olması gereken bir şeyse Kıbrıslı Türklerin neden bunu bir “siyasi jest” olarak algılaması bekleniyor ki? Zaten olması gereken bir haktan söz ediyoruz. Bir lütuf değil ki bu? Kıbrıslı Rumlar bir lütufta mı bulunuyorlar ki algılanması bekleniyor?

Nikos Moudouros: En büyük sebebi şudur. Söylediğim gibi Kıbrıslı Rumlar’ın çoğunluğu şimdi kendini nasıl algılıyor? “Şimdi bak kardeşim Kıbrıs Cumhuriyeti’ni idare ediyoruz biz. Nasıl ve neden bu iktidarı nasıl paylaşacağız ki bundan sonra?” Maalesef algı bu. Hristofias ise tam tersi bir siyaset izliyor ve her gün bunun yersiz bir endişe, haksız bir korku olduğunu anlatıyor topluma. İktidarın paylaşılmaması halinin haksız bir durum olduğunu, normal olmadığını anlatmaya çalışıyor sürekli. “Sizin devletiniz bir Rum Devleti, sizin iktidarınız bir Rum iktidarı değil” diyor Hristofias.

Sinan: Kusura bakma ama bu sizin probleminiz. Çok benziyorsunuz aslında Türkiye’ye. Bizdeki tartışmalar da aynı. Türkiye’de Türkler Kürtlerle iktidarı paylaşmak istemiyorlar ve sanki lütufta bulunurcasına “Kürtlere haklarının verilip verilmemesini” tartışıyorlar. Oysa bu Cumhuriyeti bizler beraber kurduk, dolayısıyla zaten eşitiz. Türkler bunca yıl sonra iktidarı paylaşma noktasında lütufta bulunmuş olmayacaklar. Aksine gaspettikleri bir hakkı sahiplerine iade edecekler. Ana dil hakkını, eğitim hakkını, Kürt olarak var olma hakkını. Çok benziyorsunuz bize…

Nikos Moudouros: Evet, benzer bir durum olduğu söylenebilir. Ama şunu da unutmayalım mesela, 1960 yılında kurulan olan devlet başka bir devlet. O militer bir devlet. Rumlar’ın seçtiği bir cumhurbaşkanı var. Kıbrıslı Türkler sadece Cumhurbaşkanı Vekili seçebiliyorlardı ki bugün eleştirdiğimiz bir noktadır bu. Ama işin olağan hali buydu o devlete göre. Şimdiyse dönüştürmemiz gerekiyor. Zamana ihtiyacımız vardı bu yüzden.

Sinan: (Gülüyor) Eh yani 48 yıldır betonlaştıramadınız?

Nikos Moudouros: Ama işte bunun mücadelesini veriyoruz.

Sinan: Çok yavaş veriyorsunuz ama Nikos? Bak ben AKEL’in web sitesini takip ediyorum sürekli. Tarihçe bölümünde çok ciddi bir sıkıntı var. 1964-1974 arası dönem yok o tarihçe içerisinde. Nerede o 10 yıl?

Nikos Moudouros: Yok canım? Nasıl yok?

Sinan: Basbayağı yok yoldaş? 1963’e kadar detaylı biçimde anlatılıyor her şey. Sonra pat diye 1974’e, işgale geliniyor. Sanki durup dururken Türkiye’nin tepesi attı da geliverdi gibi…

Nikos Moudouros: Böyle bir şey varsa, bu büyük bir yanlıştır. Bunu bilerek yapmadık, sadece oturup yazmamız gerekiyor.

Sinan: (Gülerek) E hadi, ne zaman yazacaksınız?

Nikos Moudouros: Tamam söz veriyorum! İlgileneceğim hemen. Tam olarak ne yanlış gördün?

Sinan: Nikos, söylüyorum ya? 1963 ile 1974 arası dönemden hiç söz edilmiyor AKEL resmi sayfasında.

Nikos Moudouros: Hiçbir şey yok mu? Kıbrıs tarihini mi yazıyor?

Sinan: İşte 1974’te birden bire Türkiye’nin kafası atıyor, Kıbrıs’a giriveriyor (Kahkahalar)

Nikos Moudouros: Bu tamamen yanlış. Eğer bu şekildeyse çok büyük yanlış! Ben söz veriyorum düzeltiriz. Bak samimiyetle şunu ifade etmek istiyorum, biz bilinçli olarak, siyaseten böyle bir şey yapmadık, yapmayız. Elbette o dönemi de yazmamız gerekiyor. Olacak şey mi? Ne demek!

Sinan: Nikos, Türkiye’de de aynı şey var. Toplumsal hafızamız belli yerlerde karartılıyor. Kendimiz de yapıyoruz bunu farkında olmadan. Hafızamız belli yerleri atlıyor, görmüyor, siliyor. Bak biliyorsun Dersim katliamı ile ilgili olarak Türkiye Başbakanı ilk kez çıkıp özür diledi. Ama kaç sene sonra? Üstelik biliyorsun AKP muhafazakâr-sağ bir parti. Yani onlardan hiçbir şey beklemiyorum ben. Ama komünistlerden, ilericilerden bekliyorum. İlericiyim, solcuyum diyen bir parti, bu tür hafıza karartmalarının tuzağına düşmemeli.

Nikos Moudouros: Kesinlikle haklısın. Tabii ki!

Sinan: Tıpkı bizde olduğu gibi Rum toplumunda da 63-74 arası gri! Çünkü konuştuğum Rum arkadaşlara 63-74 arasını konuşuyor musunuz diye sorduğumda şaşırarak fark ediyorlar ki aslında hayır, konuşmuyorlar… Sence peki? Ne oldu 63-74 arasında?

Nikos Moudouros: Artık konuşuyoruz bunları. Yani ilk kez söylemiş olmayacağım bunu. İki toplumlu çatışmalardan dolayı Kıbrıslı Türk toplumu, kollektif olarak Kıbrıs Cumhuriyetinden dışlanmış durumdaydı. Şimdi kim yaptı bunu, kim sorumluydu falan diye sorarsan eğer bunun büyük bir soru işareti barındırdığını düşünüyorum. Ama artık bunları ifade etmemiz, konuşmamız gerekiyor. Bence kolayca açıklanır bir şeydir bu süreç. Rumların aşırı sağcı kesimleri bu açıklamayı yapmalı bence…

Sinan: Sadece sizinkiler değil, bizimkiler de yapmalı. TMT diye bir şey var… Benim faşistim senin faşistini döver hesabı…

Nikos Moudouros: Bak işte nereye geldik? Ben şöyle düşünüyorum, Kıbrıslı Türkler’in dışlanmışlığı aslında iki toplumlu bir meseledir. Çünkü iki kesimden de geldi bu. Ama zaten 60 ile 74 arasındaki yıllar bence tamamen komünist karşıtı yıllar olarak yazılmalı Kıbrıs tarihinde. Çünkü öldürülen insanlar iki toplumun ilerici insanlarıydı. Hem TMT, hem Rumlar’ın aşırı ekipleri, silahlı grupları Türkleri de Rumlar’ı da öldürüyorlardı.

Sinan: AKEL de çok kayıp verdi. Biz bunları biliyoruz. Her şeye rağmen Kıbrıslı Türkler kadar Kıbrıslı Rumların da acı çektiğini, katledildiğini söyleyebiliyoruz. Ama Kıbrıslı Rum toplumu bunu bilmekte, anlamakta neden bu kadar yavaş davranıyor?

Nikos Moudouros: Yavaş mı davranıyor sence? Biliyorum bu sohbet sırasında çok fazla “ilk kez” ifadesini kullandım. Eğitim Bakanlığımız, ilk kez, maalesef ilk kez diyorum çünkü ilk defa oldu bu, Hristofyas döneminde ilk hedefi Kıbrıslı Türklerle yakınlaşmak, çok kültürlü bir yaşam kurmak ve Kıbrıs tarihi ile yüzleşmek konularını ele aldı. Başkanlığın 3. Yılında yaptı bunu. Müfredatı da değiştiriyor şimdi.

Sinan: Değişti mi peki müfredat?

Nikos Moudouros: Değiştiriyor, değiştiriyor….

Sinan: “Siga Siga?” (Yavaş yavaş?) (Gülüyor)

Nikos Moudouros: Yok, yavaş yavaş değil, değiştiriyor. Ama Sinan senden hep çok büyük, çok sert eleştiriler duyuyorum ama bir aferin demedin şimdiye kadar (Kahkahalar)