“kıbrıslı rumlar türkiye’yi ve türkleri tanıdıkça ön yargılarını kıracaklar. bunun için çaba göstermeliyiz. kıbrıslı rumlarla türkleri tanıştırmalıyız…”
(O sırada bulunduğumuz mekânda Rumca bir şarkı çalınmaya başlanıyor)
Sinan: Bak ben burada ya da İstanbul’da günün her saati, hemen her mekânda Rumca şarkı dinleyebiliyorum. Ama Güney’e geçtiğimde hiç Türkçe şarkı dinleyemiyorum. Neden?
Nikos Moudouros: (Gülüyor) E evime gel o zaman.
Sinan: Genel ortamlardan, eğlence yerlerinden söz ediyorum.
Nikos Moudouros: Aslında bir çok Türk şarkısı Yunanca olarak söyleniyor. Ama evet bu bir simgedir. Durumumuzu özetleyen bir şeydir bu. Türkiye’yi Türkiye halkını Rumlarla tanıştırmamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Sinan: Biz Yunanlıları tanıyor ve seviyoruz ama sizi de tanıştırmamız lazım aslında. Karşılıklı olarak yapmalıyız bunu…
Nikos Moudouros: Bak, Rum toplumunda şöyle bir yanılsama mı diyeyim, yargı mı diyeyim, nasıl diyeyim… Türkie Devleti, Türkiye kötü bir imaj olarak geliyor hep Rum tarafına. Sanki Türkiye hep kötü! Bunu nasıl kıracağımızı bilemiyorum, büyük bir proje bu çünkü. Büyük bir çaba göstermemiz gerekiyor. Ama bunu tek başımıza da yapamayız. Türkiye’nin de yardımının gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’yi ve Türkiye’nin farklı renklerini Rumlarla tanıştırmamız gerekiyor.
Sinan: Sivil ve sosyal ilişkilerle olabilir bu. Devletler düzeyinde yürümez.
Nikos Moudouros: Bu yüzden Türkiye’nin renkleri diye söyledim. Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’nin Başbakanıdır ama Sinan da Türkiye’nin bir başka parçasıdır…
Sinan: Bu kadar güzel Türkçeyi nasıl öğrendin?
Nikos Moudouros: İstanbul’da. Ama tabii İstanbul’da İstanbul Türkçesi öğrendim. Kıbrıslı Türk lehçesine alışmaya çalışıyorum. Çünkü Kıbrıslı Türklerin Türkçesi ile sizinki çok farklı.
Sinan: Evet biz İstanbul Türkçesi kullanıyoruz. Kıbrıslı Türkler ise Kıbrıs Türkçesi. Gerçi bazıları bunu değiştirmeye çalışıyorlar ama bence Kıbrıslı Türkler Kıbrıs Türkçesini koruyup geliştirmeli. Siz Yunanistan ile aynı ağızı mı konuşuyorsunuz?
Nikos Moudouros: Hayır.
Sinan: İşte bunun korunması gerekiyor… Hangi yıl gittin İstanbul’a?
Nikos Moudouros: 2006 ile 2007 arasında
Sinan: Kısa sürede çok iyi öğrenmişsin?
Nikos Moudouros: Ama çok çalıştım, çok çabaladım.
Sinan: Nasıl buldun İstanbul’u?
Nikos Moudouros: Dünyanın en güzel şehirlerinden biri ama çok vahim bir yönü de var İstanbul’un. Çok güzel bir şehir, sanatıyla kültürüyle çok, çok şeyler öğretebilen bir şehir ama aynı zamanda çok zor anları da var. Sınıfsal olarak söylüyorum bunu. İnsanların büyük bölümü azap çekiyor İstanbul’da. Sınıfsal fark çok büyük, çok tehlikeli bir seviyede bence… Her kapitalist büyük şehir gibi İstanbul’un da böyle vahim bir yüzü var. Ama bunu görmüş olmaktan da mutluyum. Çok şey öğrendim İstanbul’dan. Türkiye’nin çok sıradan insanlarının acılarını görüp öğrendim. Bu çok önemli bir şey bence! Bir ülkeye, bir şehre gittiğinde sadece elit seviyesinde kalırsan hiçbir şey öğrenemiyorsun. Sokaktaki insanlarla çok sohbet ettim, çok şey öğrendim onlardan.
Sinan: Bu kadar empati kurabilmenin nedeni de herhalde bu?
Nikos Moudouros: Tabi. Şunun da altını çizmem gerekiyor. İstanbul’dayken bir Rum olduğumu öğrendikleri zaman çok güzel, çok hoş davranıyorlardı. Çünkü Türkçe konuşan bir Kıbrıslı Rum ile ilk kez karşılaşıyorlardı. Onlar da benden bir şeyler öğrenmiş olabilirler. Öyleyse mutluluk duyarım bundan.
bir türk olarak kıbrıslı rumlara sorsan, kendisini daha çok helen olarak hissettiğini söyler. ama bir kıbrıslı rum yurtdışına gittiğinde kıbrıslılığının altını çizer. kıbrıslılık artık daha fazla hissedilmeye başlanıyor bizde.
Sinan: Aklıma takılan bir şey var. Hani işgal altında ya burası, burada KKTC bayrağının yanında TC bayrağının bulunması o kadar şaşırtıcı gelmiyor. Ama “Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti” bayrağının yanına neden Yunan Bayrağı çekiliyor?
Nikos Moudouros: Farketmiş olmalısın ama, azalıyor! Evet milliyetçilik akımı doğrultusunda yıllarca böyleydi. Ama yavaş yavaş Kıbrıs Cumhuriyeti Rumların zihninde olgunlaşıyor sanıyorum. Bunun gibi daha pek çok gariplik var. Mesela siz bir Türk olarak Kıbrıslı Rumlara “sen nesin?” diye sorsanız, galiba daha çok Helenizm’in altını çizerler. Ama Kıbrıslı Rumlar yurtdışına gittiklerinde “Kıbrıslıyım” derler. Kıbrıslılığın altını çizerler.
Sinan: Türkiye’de KKTC bağımsız ve egemen bir devlet olarak bilinir. Ama elbette “sözde” bir bağımsızlıktır bu. Sonuçta KKTC nin bağımsız ve egemen olmadığını hepimiz biliriz. Dolayısıyla kimse KKTC Bayrağının yanında TC Bayrağının olmasını sorun etmez. Fakat sizin durumunuz farklı. Yani siz hem Kıbrıs Cumhuriyetinin BM ve AB üyesi gerçekten bağımsız ve egemen bir ülke olduğunu söyleyeceksiniz, sonra da kalkıp başka bir ülkenin, Yunanistan’ın bayrağını dikeceksiniz. Kusura bakma Nikos ama bu benim pek de anlayabildiğim bir şey değil.
Nikos Moudouros: Bak, Anayasa gereği olarak mesela eğitimimiz Yunan’dır. Maalesef bu böyledir. Ta Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri öyleydi. Bu nedenle Güney’de bir okulda, ilkokul ya da lise seviyesinde Yunan bayrakları görebilirsiniz ama devlet binalarında öyle bir bayrak yoktur. Şimdi “ama özel kanallarda da öyle bir bayrak görebilirsiniz” diye soruyorsanız evet görürsünüz ama hangi kanal? Çünkü milliyetçi bir akım da var. Kıbrıslılık hissi yavaş yavaş ortaya çıkmış durumda ama bu her zaman sağlıklı bir şekilde gelişmiyor elbette… Buna da eleştirel yaklaşımla bakmalıyız.
Sinan: Sen kendini ne olarak hissediyorsun?
Nikos Moudouros: Kıbrıslıyım! Yüzde yüz Kıbrıslıyım! Ha, Kıbrıslılığın bir Yunan tarafı yok mu denebilir ama bence artık bu bir sorun değil. Evet Kıbrıslı Rumum. Evet Rumca konuşuyorum. Evet bir Rum olarak doğdum. Ama en sağlam yanımız nedir? Kıbrıslılığımızdır!
Sinan: Bu biraz da dinle ilgili bir şey galiba. Kilise faktörü! Mesela Kuzeyde din hiçbir zaman bu kadar baskın bir faktör olmadı.
Nikos Moudouros: Kıbrıslı Türk toplumu çok laik ve bundan çok mutlu. Kıskanıyorum bazen. Kıbrıslı Rumlar dini olarak daha muhafazakar kesinlikle. Tarihle ilgili bir şeydir bu. Kilise, Kıbrıs’ın en eski kurumudur. Osmanlı zamanından öncesine dayanan, bu güne kadar işleyen güçlü bir kurum…
Sinan: Eskisi kadar güçlü mü Kilise?
Nikos Moudouros: Değil. Büyük bir yüzleşme prosedürü var. Kiliseyle ilgili de böyle bir yüzleşme söz konusu.
Sinan: Peki Kilisenin tavrı ne bu konuda?
Nikos Moudouros: Tepki veriyor çünkü iktidarının bir kısmı yavaş yavaş kayboluyor. Artık eskisi kadar etkili değil. Kilise gücünü biraz da geleneklerden alıyor. Annem gibi insanlar mesela… Başpiskoposla bir alakası yok ama inanıyor. Kiliseye gidiyor. Ben gitmiyorum örneğin. Annem bazen kiliseye gitmediğim için şikayet etse de, beni anlayabildiğini biliyorum. Kişisel seviyede dini inanca herhangi bir itirazım yok. Biz Kilisenin siyasal gücünü ve etkisini eleştiriyoruz. Yoksa insanların inançları gereği ibadet etmeleriyle, Kiliseye gitmeleriyle bir sorunumuz yok. Giderek daha fazla sayıda insan Kilisenin siyasi gücü ile insanların inancı arasındaki çizgiyi belirginleştiriyor.
Sinan: Sn. Hristofias sadece liderin ve Cumhurbaşkanın değil. Aynı zamanda kayınpederin. Hristofias’ın damadı olmak nasıl bir şey?
Nikos Moudouros: E zor bir şey. Çünkü sizi insanlar bir kişilik, bağımsız bir varlık olarak görmüyorlar maalesef. Kıbrıs’ın, Kıbrıslıların öyle bir mentalitesi var. Kim olursan ol, seni Hristofias’ın, falanca siyasetçinin ya da iş adamının akrabası sayıyorlar. Bazen beni Nikos olarak görmeyebiliyorlar. Evet bundan dolayı zorluk çektiğim doğru ama bu da bir mücadeledir bence. Her gün yeniden ve yeniden kendini kanıtlamaya çalışıyorsun. Ben buraya kadar Hristofias ya da herhangi bir adamdan dolayı gelmedim ki? Zor bir şey bunu anlatabilmek. Ama başardığımı düşünüyorum.
Sinan: Evet gayet de iyi başarıyorsun sanıyorum. Çünkü iyi bir birikimin var ve bu çok önemli bir şey… Danışmanlık yapıyorsun?
Nikos Moudouros: Danışmanlık demeyelim. Yardım ediyorum. Özellikle Türkiye ve Kıbrıslı Türk toplumunun gündemiyle ilgili.
Sinan: İyi takip ediyorsun Türkiye’yi o halde?
Nikos Moudouros: Her gün, her sabah ilk işim budur.
Sinan: Nasıl görüyorsun Türkiye’yi şu anda?
Nikos Moudouros: Türkiye’nin zaten her zaman karmaşık bir durumu var. Şimdi şunun altını çizmemiz gerekiyor. Eğer şimdiki Türkiye’den bahsedersek mutlaka, kesinlikle en büyük gücünden bahsetmemiz gerekiyor. O da yeni siyasal islam. Ben yeni diyorum, başkaları gibi ılımlı demiyorum. Çünkü bir dinin nasıl olup da ılımlı olabileceğini bilmiyorum. O yüzden “yeni siyasal İslam” demeyi tercih ediyorum. AKP ve onun arkasındaki toplumsal güçler artık Türkiye’nin iktidarıdır diyebilirim. Belki iktidar çevrelerinin içerisinde bir mücadele hala daha var olabilir ama sanırım AKP artık toplumsal bir akım olarak iktidarı elde etmeye hazır durumda… Hala daha etmediyse, etmeye hazır durumdadır bence.
Sinan: “Yeni Osmanlılık” olarak da görenler var? Sen ne diyorsun bu “Yeni Osmanlılık” meselesine?
Nikos Moudouros: Abartmayalım bu konuyu. Bence Yeni Osmanlılık o kadar da yok. Fakat bence zaten bu muhafazakârlık teorisini AKP çok iyi kullanıyor. Muhafazakâr demokrasi diye bütünlüklü, kapsamlı bir teorisi var AKP’nin. Ama bunu deşifre etmemiz lazım. Muhafazakâr demokrasi bu kadar kolay bir slogan değil. Bunun içerisinde tabi ki din de var ama bence sadece o değil. Bence muhafazakâr demokrasinin teorisi, piyasayı genişleten bir faktör, bir teoridir. Aynı zamanda dini kullanırken neyi başarıyor? Sıradan insanları entegre ediyor. Yani neoliberalizm prosedürü daha kolayca uygulanıyor Türkiye’de. Çünkü mesela Erdoğan çok değerli bir siyasi kişiliktir. Bunu itiraf etmemiz gerekiyor. Ben Erdoğan’a düşman olarak bakmıyorum. Erdoğan siyasi bir kişilik olarak Türkiye’yi ya da Türkiye’nin bugünlerde ulaştığı seviyeleri iyi anlatan bir kişiliktir, Türkiye’nin bir parçasıdır. Erdoğan’ın arkasındaki güçler bunu çok iyi bir şekilde başarıyor. Dini de kullanırken kapitalizmi güçlendiriyorlar bence.
Sinan: Peki bu “yeni Türkiye” konsepti sizin açınızdan bir “çözüm ortağını” mı yoksa korkutucu, ürkütücü bir gücü mü ifade ediyor?
Nikos Moudouros: Ürkütücü bir güç diyemem ama gerçeği söylersek, Türkiye artık kendi mahallesinde en büyük güçtür şu anda, değil mi? Ama ilerici bir güç mü acaba? Ben ilerici bir güç olduğuna inanmıyorum. Orta Doğu’yu global piyasaya entegre ediyor. Şimdi bu prosedür içinde sorunları var mı Türkiye’nin? Tabi ki var. Her büyük devletin sorunları olduğu gibi Türkiye’nin de var. Şöyle bir tartışma var hem Türkiye’de, hem Avrupa’da. Eksen kayması deniyor. Bence eksen kayması yok. Ya da abartıldığı gibi bir eksen kaymasından söz edilemez.
