Birbirimizden Başka Kimsemiz Yoktu-2

0
981

Ulaş’ı toprağa verdikten sonra neler oldu?

“Önce İzmir’e gittik. Çünkü İstanbul’a dönmek kolay olmadı bizim için. Oğlumun evinde yaşıyoruz çünkü. Aslında burada öğrenciydi o ilk geldiğinde. İstanbul’da tutunmaya çalışıyordu. Şu an oturduğumuz evi tutmuştu. Kardeşi Edirne’de öğrenciydi. Sonra pandemiyle beraber ekonomik zorluklar baş gösterince dedik ki bütün aile bir eve toplanalım. Biz İskenderun’dan, kardeşi Edirne’den geldi, dört kişilik aile birlikte yaşamaya başladık. O yüzden zor oldu bizim için eve, İstanbul’a dönmek. 3-5 gün kardeşimde, İzmir’de kalıp döndük eve… Döndük de… Çok zor… Çünkü bilirsiniz işte… Artık biri yok… Baktığın her yer, her şey onu hatırlatıyor. Her yerde Ulaş var. Doğduğu gün, ilk kucağıma aldığım günden itibaren bugüne kadar her şey film şeridi gibi gözümün önünde… Korkunç bir şey bu! Bir hiç uğruna çocuğumun canını aldılar, katlettiler. Üç beş kuruşluk rant için, para için evladımı öldürdüler. Taşınabilecek bir şey değil bu. Kolay bir şey değil bu. Bu yaranın kapanması imkânsız! Yapanların yanına kâr kalmaması için, hesap vermeleri için yaşıyorum artık. Yas tutmanın zamanı değil, onun zamanı da gelecek benim için. O günler de gelecek ama şu an bütün enerjimiz hukuki süreci sonuçlandırmak ve sorumluların yargılandığını, hesap verdiğini görmek için…  Şu an sadece buna odaklıyız. Yoksa buna dayanabilmek kolay değil. Hiç kolay değil. Hayata hep pozitif baktım. Bir şekilde hayata tutunmak, sosyal, kültürel, sanatsal, hayata dair ne varsa, evde yemek yapmaktan tutun, çocuklarla birlikte bir stand-up izlemeye kadar, hayata dair ne varsa her şeyi birlikte yaptık biz. Hayatımızın temelleri çocuklarımız. Onlar için onlarla beraber bir binayı yükseltip, o binaya can veriyorduk, ruh veriyorduk. Kolay olmayacak bundan sonrası… Bunlar çok zor olacak.”

Nurten Tan

Bir evladınız daha var… Küçük oğlunuz.

“Utku Onat… Onun için de zor olacak. Edirne’de Beden Eğitimi Öğretmenliği okuyordu. Abi- kardeş birbirlerine çok düşkünlerdi. Pandemi döneminde bütün tur rehberleri gibi Ulaş da sıkıntıya düştü. Ben inşaat ustasıyım, hayat zor hepimiz için. Dedik ki bütün aileyi bir araya getirip masrafları tek eve toplayalım. Biz kalktık İskenderun’dan geldik, Utku da Edirne’yi bıraktı, tek evde toplaştık. Ulaş ve Utku’nun çok iyi bir iletişimi vardı kendi aralarında. Şakalaşırlardı sürekli. Çok yıkıcı oldu Utku için bu durum. Ona hissettirmemeye çalışıyoruz içimizdeki yangını. İleride bütün bunların ona ne gibi hasarlar vereceğini, neler olacağını, yaş ilerledikçe geçmişi nasıl hatırlayacağını bilemiyorum tabii… Abisini kaybetti… Kolay değil. “

Uzunca bir suskunluk çöküyor masaya. Ali Ekber Bey devam ediyor:

“Başka diyecek bir şeyim yok Sinan Bey. Bu bilerek, isteyerek, kasten işlenmiş bir cinayet. Suçluları belli bir cinayet. En aşağıdan en yukarıya kadar herkesin ihmalinin olduğu, herkesin hukuk önünde hesap vermesi gereken bir cinayet. Bundan sonra benim başka bir amacım, başka bir hedefim yok. Yargı önünde hesaplaşmamız bitene kadar yok…”

Ali Ekber Bey susuyor… Kalkıyor masadan… Dışarı çıkıyor… Belki ağlıyor… Bilmiyorum… Arkaya bakamıyorum. Nurten Hanıma bakamıyorum. Dışarıya bakıyorum…

Birden konuşmaya başlıyor Nurten Hanım… Dişlerinin arasından, tıslar gibi, ağır ağır, tane tane, her kelime bir öncekinden daha yüksek tonda…

“Çok zor… Kabullenmiyorum. Hayır diyorum, olamaz diyorum. Hiçbir zaman kabullenmeyeceğim! Oğlum geri gelecek diyorum. Oğlum turda, oğlum geri gelecek diyorum. Beynim susmuyor, hiç susmuyor. Hiçbir zaman susmayacak. Galiba hiçbir zaman iyi olamayacağım artık. Küçük oğlum için, Ali için susuyorum. İçime atıyorum. Ama her yeri her şeyi parçalamak istiyorum. Bağırmak istiyorum. Hayır demek istiyorum. Hayır, hayır bu olamaz! Biz bittik. O enkazda kaldık biz. Bizi de o zaman gömdüler. Benim oğlum harika bir insandı. Mükemmel bir çocuktu. Ben öyle bir çocuğu bir daha nasıl dünyaya getiririm. Evet kardeşi de var ama o daha küçük. O bizim babamızdı. Biz onun çocuğuyduk. Ondan çok şey öğrendik biz. Kabul edemiyorum. Kabul etmiyorum. Oğlum geri gelecek. Ben hep bekleyeceğim onu. Biliyorum, kendi ellerimle gömdüğümü bildiğim halde kabul edemiyorum. Kabul edemem ben bunu. Bunu kabul edemem ben!”

Kayıt cihazını kapatıyorum. Ali Ekber Usta dönüyor masaya. Hiç birimizin konuşacak mecali yok artık. İzin istiyorum. Eşyalarımı toparlarken Ali Ekber Bey kolumdan tutup çekiyor kendine, gel sarılalım diyor… Sarılıyoruz sımsıkı… Sonra Nurten Hanım… Kucaklıyor beni… Burnuma hafif meyvemsi, baharatlı bir koku doluyor Nurten Hanım’ın kazağından…

Umut Ulaş kokuyor…

Birinci Bölüm: “Birbirimizden Başka Kimsemiz Yoktu-1”: Doğan Ergün Röportajı