Sinan Dirlik: Bu süreçte birçok kişiyle konuştum, gerçekten de sahadan çok ağır bir yükle döndüklerini anlıyorum anlattıklarından. Sizin de belirttiğiniz gibi insanlar öncelikle vicdan saikiyle koşuyorlar bölgeye ama hele ki yeterli donanıma sahip değillerse çok ağır bir yükle dönüyorlar.
Esra Güven: Çok ağır! Bakın çok kötü bir şey söyleyeceğim. Bir cenaze ile karşılaşmanın etkileri vardır her zaman. Ama enkaz altındaki bir cenazeyle, fiziksel travmaya uğramış bir cenazeyle karşılaşmanın çok ciddi etkileri var. Buna hazır değilseniz gelmeyin!
Sinan Dirlik: Esra bizim toplumumuzda psikolojik travma meselesi, öncelikler sıralamasında oldukça gerilere atılmıştır genellikle. Ağır felaketler sırasında öncelik temel ihtiyaçların karşılanmasına verilir ama daha ilk andan itibaren bu psikolojik destek meselesini de öncelikler arasına koymayı düşünmeli miyiz, ne dersiniz?
Esra Güven: Psikolojik travmaların kökeninde güvenlik duygusu var. İnsan kendisini güvende hissetmek ister. Güvenlik hissinin zedelenmesi, kontrolümüz dışında müdahaleyle karşılaşmamız, fiziksel ve ruhsal bütünlüğümüzü koruyamayacak hale gelmemiz ya da nasıl koruyacağımızı bilemiyor hale gelmemiz zaten travmaların kökenini oluşturuyor. Dolayısıyla aslında birbirinden ayıramayacağımız konular bunlar. Depremin hemen ardından herkes belirli bedensel, zihinsel, psikolojik tepkiler vermeye başladı. Bazılarımızda korku, kaygı, ağlama nöbetleri, öfke, donakalma hali, içe çekilme ya da tam tersine çok fazla konuşma isteği… Daha önce hiç göstermediği davranış biçimlerini sergilemeye, davranışlarını kontrol edememeye başladı insanlar. Kişiden kişiye değişen tepkiler bunlar. İlk müdahale genellikle güvenlik hissini yeniden sağlamak oluyor doğal olarak… Barınma, beslenme, fiziksel sağlığı korumak ve tabii tekrar zarar görme olasılığını engelleyecek güvenli ortamın sağlanması… Bunlar aynı zamanda psikolojik ilk yardımın da temelleri. Bu güvenlik duygusunu oluşturmadığınızda hem fiziksel hem de ruhsal olarak sağlığı koruyabilmek riskli hale geliyor. Müdahalede geciktiğiniz her gün travma sonrası stres bozukluğunu, kaygı bozukluklarını, depresyon ya da çeşitli psikiyatrik- psikolojik rahatsızlıkların gelişme riskini artırmış oluyorsunuz. Çünkü kontrolümüz dışında gelişen, ani ve sarsıcı, öngörülemeyen, beden ve ruh bütünlüğümüze karşı tehdit oluşturan ya da doğrudan zarar veren bir durumla karşı karşıyayız. İnsanları travma sonrasında uyuma götüren en temel bileşen güven. Tekrar tekrar altının çizilmesi gerekiyor bunun. Güven duygusunun hızla sağlanması… Hem fiziksel olarak güvenin sağlanması hem aynı felaketin yeniden yaşanmayacağına dair güvenin sağlanması hem de bu felaketin sorumlularının cezalandırılması yoluyla güvenin sağlanması… Bunların hepsi bu güven inşasının temel bileşenleri. Bakın biz bir sosyal yaraya merhem olmadan bireysel yarayı kapatamıyoruz. Bizler ne kadar başa çıkma mekanizmasını güçlendirirsek güçlendirelim, bildiğimiz bütün psikoloji yöntemlerini, klinik psikoloji yöntemlerini en iyi şekilde uygulayalım eğer sistem yara açmaya devam ediyorsa o bireysel yarayı kapatabilmemiz mümkün olamıyor. Ve ne yazık ki sistem yara açmaya devam ediyor…

Sinan Dirlik: Arsuz Belediyesinin çağrısı üzerine geldiniz. Tek başınıza mı yoksa arkadaş/ meslektaş grubuyla mı?
Esra Güven: Ben tek başıma geldim. Çünkü ailem burada yaşıyor. Hem ailemi yalnız bırakmak istemedim hem de daha önceden çeşitli felaketlerden deneyimli olduğum için bu deneyimi değerlendirmek istedim. Yereli bilmek önem taşıyor bu tür felaketlerde. Başka bölgelerden STK’ların ya da merkezi yönetimin afet bölgesine ulaşabilmesi zaman alıyor. Ben çok değerli, sahada çalışmış hocaların uzaktan desteğini alabilirim ve hızlıca aksiyon alabilirim düşüncesiyle geldim. Gelir gelmez buradaki psikologlara, psikolojik danışmanlara, çocuk gelişimi uzmanlarına çağrı yaptık. İlk hafta 7-8 kişi bir araya gelebildik, şimdi 22-23 kişiye ulaştık. Hepsi yerelden uzmanlar. Bir araya gelmeye başladığımız kulaktan kulağa yayıldıkça sayımız da arttı. Birlikte bildiklerimizi gözden geçirdik, eksiklerimizi gidermeye çalıştık, görev paylaşımı yaparak sahaya indik. El yordamından ziyade, daha önce bu konuda yapılmış çalışmaları, afet yönetim planlarını dikkatle inceledik. Dışarıdan, uzaktaki hocalardan nasıl destek alabileceğimizi araştırdık ve aldık. Depremden sonraki 3. Haftada Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı gönüllü öğretmenler sahadaydı, onlarla koordineli çalışmayı da dikkate aldık. Sahada tesadüfen karşılaştığımız çok sayıda gönüllü grup var. Bir bakıyorsunuz bir yerlerde çocukların yüzünü boyuyorlar, bir yerde palyaço var, bir yerde enstrümanlarıyla gençler var. Hemen temas kuruyoruz, nereden geldiklerini, onları yönlendiren uzmanların olup olmadığını, belirli bir plan dahilinde hareket edip etmediklerini anlamaya çalışıyoruz. Çünkü tamam geldiniz, bir şeyler yapmak istiyorsunuz, oyun çadırı kuracaksınız, sonra ne yapacaksınız? Ne kadar süreyle yapabileceksiniz? Bütün bunlar iyi ve planlı bir koordinasyon olmadan sürdürülebilir değil. İyi niyet, gönüllülük bir yere kadar. Bakın ben buralıyım, mümkün olduğunca da buraya zaman ayırmaya çalışıyorum ama benim hayatım Ankara’da ve bir noktadan sonra Ankara’ya döneceğim. Bu herkes için geçerli. Buraya 1 haftalığına gelmiş gönüllü gruplar var. 1 Hafta sonra dönecekler. Dolayısıyla buradaki sisteme entegre olmak önceliklendirilmeli. Coğrafya özelliklerinin de çok iyi anlaşılması gerekiyor. Çok dağınık bir bölge burası. Bir uçtan öbür uca 70 km var. Her bölge aynı biçimde etkilenmedi. Bütün bu bilgiler olmadan sahaya çıkmak, gelişine sahaya müdahale etmek çok da yararlı olmuyor. Temelde mümkün olduğu kadar kontrol hissini yeniden inşa etmeye çalışıyoruz burada. Evet çok büyük bir felaket yaşadık, çok büyük zarar gördük, kontrolümüz dışında bir durum yaşadık ve çok büyük kayıplarımız var fakat her şeye rağmen hala kontrol edebileceğimiz konular var. Mesela ben çadırımın kontrolünü sağlayabilirim. Yiyeceğe erişimi, yemek düzenini kontrol edebilirim. Hala bir kontrolüm var yani. Afetten etkilenen bir kişiye her gün yemeğini götürürsem, o kontrol hissini inşa etmesine yardımcı olamam. Uyum sağlamasına yardımcı olamam. İnsanlara sürekli çok kötü bir şey yaşadıklarını hatırlatarak ve bunu atlatamayacaklarmış gibi sürekli müdahale edersem onların kontrol hislerini, gücü yeniden kendi ellerine alma hissini inşa etmelerine katkıda bulunamam. Bir diğer konu çocuklar. Biliyoruz ki çocuklar hepimizin yumuşak karnı. Onlara yönelik müdahaleler elbette her zaman öncelikli olmalıdır. Şimdi bir çadır alanında yüz boyama etkinliklerine katılan, palyaçolarla oynayan çocuklar, o ekipler gittikten sonra ne yapacak? Çünkü bir süre sonra dönecekler ve o çocuklar bu kadar yoğun ilgiden, eğlenceden sonra olağan hayat akışına dönmek zorunda kalacaklar. Akademik bir düzene dönmek zorundalar. Çok büyük bir zorluk yaşadılar ve bu zorluğu aşmak için yoğun bir ilgiyle karşı karşıyalar. Gülüyorlar, eğleniyorlar şu anda. Peki sonra? Bilimsel açıdan, psikolojik, sosyolojik açıdan bu bireysel müdahalelerin, koordinasyonsuz, kontrolsüz biçimde yığılmanın, yardımın, desteğin bir çok dezavantajı var. Psikolojik travma sonrası uyumu zorlaştıran yanları var.
Sinan Dirlik: Evet deprem sonrası sıcak ilgi ve odaklanma şimdiden dağılmaya başladı bile. İlerleyen tarihlerde daha da tavsayacak bu ilgi. İnsanları bu noktada hayatın o gerçekliğine de hazırlamak gerekiyor. Bu arada siz de bir depremzedesiniz. Siz bu süreci nasıl yönettiniz? Uzaktaydınız ve biliyorum ki aileniz, dostlarınız felaket bölgesindeyken uzakta olmak korkunç bir şey. Herhalde ilk düşündüğünüz şey ailemi kaybettim mi korkusu olmuştur. Çekirdek ailenizde bir kayıp olmasa da çok sayıda yakınınızı, dostunuzu yitirdiniz. Bu ruh hali içerisinde kendinizi hızla toparlayıp bölgeye yardıma koşma becerisini gösterebilmek müthiş bir şey. Biraz bundan söz eder misiniz?
Esra Güven: Ne kadar sağlıklı olduğumuz tartışmalı bir konu. Çünkü kendi duygularınızı da katarak dalıyorsunuz işin içine. Hani bazen canınız çok sıkkındır ve işe güce öyle bir sarılırsınız, sabahlara kadar öyle bir çalışırsınız ya… Sırf canınızı sıkan konudan uzaklaşabilmek, onu düşünmemek için. O denli kaldırma kapasitemizin üzerinde bir korku, kaygı ve üzüntü yaşadık ki… Benim ailemden bir kaybım olmasa da eşim, dostum, arkadaşım, çocukluğum ağır hasar aldı. Bu öyle insanın kolayca, hızlıca sindirebileceği bir şey değil. Kolay taşınabilir bir psikolojik yük değil. Bununla baş edebilmek, bu travmanın yarattığı ağır yükten kaçınmak için bir yol olabiliyor çalışmak. Bizler sahada çalışanlar olarak zaman zaman bunu yokluyoruz. Ne yaşadık, bizi en çok zorlayan konular neler oldu? Body sistemi ile çalışmaya çalışıyoruz. Bak sen biraz öfkeni kontrol edemez hale geldin. Bak bunlardan çok etkileniyorsun. Bak şu konulara biraz fazla girmeye başladın… Gibi… Ekipte aynalama sistemiyle birbirimize destek olmaya, sistemin sağlıklı işleyişine ket vurabilecek noktaları tespit etmeye, böyle bir mekanizma yaratmaya çalışıyoruz. Kaldırması çok güç acılar, psikolojik yüklerle karşı karşıyayız hepimiz. Çaresizlik duygusunun ağır bastığı durumlarla karşılaşıyoruz. Örtündüğün battaniyeden, içtiğin sudan, yediğin bir lokma yemekten utanır hale geliyorsun bazen. İşte o noktada sahada olmanın iyileştirici bir yanı da var. Ama ruh sağlığını, dengeni nasıl koruyorsun derseniz, ne kadar koruyabiliyorsak artık… Birazda kendimizi birbirimize emanet ederek birbirimizi sağaltmaya çalışıyoruz diyebilirim.
