Sinan: Evet bu endişeler var ve çok da haksız değil insanlar ama bu endişelere rağmen mücadele edildiği ölçüde bu endişeleri ortadan kaldırabileceğiz. Peki… Yavaş yavaş toparlayacağız, 700 günlük direnişin sonunda bugün ne bekliyorsunuz? Bundan sonrası ne olacak? Bir 700 gün daha böyle mi devam edecek? Yoksa umut var mı değişime, dönüşüme dair?
Can Candan: Tabii ki! Bu meselenin daha çok uzamaması gerekiyor. Bunun için bir an önce bu saldırıların sona ermesi gerekiyor. Hemen az önceki konuştuklarımızla bağlantı kurayım, herkesin bu konuda sorumluluk alması, elini taşın altına koyması gerekiyor. Sessiz kalmak, sorumluluk almamak gibi bir lüksümüz yok bizim. Bu ülkede yaşıyorsak sorumluluk almak zorundayız. Ne yapabiliyorsak onu yapmalıyız. Çünkü bizim burada sözünü ettiğimiz sadece bir üniversite, Boğaziçi Üniversitesi değil, Türkiye! Türkiye’nin tüm üniversiteleri! Türkiye’nin geleceği! Ülkenin geleceğine müdahale ediliyor, ülkenin geleceği tehlike altında. Buna izin verilmemeli. Efendim seçim olacak, her şey mucizevi biçimde değişecek! Yok öyle bir şey! Çözümü başkalarından bekleyemeyiz. Gelecek dediğimiz şey aslında bugün! Bugün yaptıklarımızla geleceği etkiliyoruz. Mesela İran’a bakıyorum. Kadınların yaptıklarına bakıyorum. Bu sabah radyoda bir yorumcu İran’da olanlar sadece İran’ı değil çevresindeki tüm ülkeleri de etkileyecek diyordu. Türkiye de bunların içinde. İnsanların hak ve özgürlük mücadelesi bütün dünyada tarih boyunca devam etti, ediyor, edecek. Daha dün Nelson Mandela’nın doğum günüydü. Güney Afrika’da ne oldu? Türkiye’de de birçok örnek var. Biz geçmişteki hak ve özgürlük mücadelelerinden destek alıyoruz bir anlamda. Tarihten aldığımız güçle devam ediyoruz direnmeye. Bu konuda da hiçbir tereddütlümüz yok. Ne gerekiyorsa onu yapacağız! Umarım bir an önce çözebiliriz. Az önce Zeynep Hoca’nın da belirttiği gibi şimdiye dek verilen zararlanın üstesinden gelebilmek için bizler elimizden geleni yaparız. Çünkü bizim güçlü bir birikimimiz, böyle bir tecrübemiz ve böyle bir tarihçemiz var. 159 yıllık bir eğitim kurumuyuz, 51 yıllık bir kamu üniversitesiyiz. Bu siyasi iktidardan önce de vardık sonra da var olacağız. Dolayısıyla öğrenciler, toplum daha fazla zarar görmeden bu işi bitirmek en doğrusu. Biz elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.

Sinan: Yani yetkili makamın “yahu bu hocaları çok üzdük, şu atanmışı görevden alalım da meseleyi tatlıya bağlayalım” diyeceğini ummuyorsunuz herhalde?
Can Candan: Yok tabii böyle bir şey ummuyoruz. Zaten bu operasyonun içinde şu anki iktidarın bulunduğu açık seçik ortada.
Zeynep Kadirbeyoğlu: Evet, umutsuz değiliz tabii de yine de günden güne ruh halimiz değişiyor. Çok zor bir süreç ve gerçekten hepimiz çok yorulduk. Ama bir taraftan da biliyoruz ki bizler öğretim üyeleri olarak, öğrencilerimiz olarak, idari çalışanlarımız ve memurlarımız olarak hep birlikteyiz. Bu üniversitenin ne tür değerler kattığını, insanları hayata nasıl hazırladığını, kendilerini keşfedebilmeleri için nasıl alan açtığını birebir deneyimlediğimiz için şu an yaşadıklarımızı bir nevi kâbus gibi yaşıyoruz. Mezunlarımızın ki ben de Boğaziçi mezunuyum, bu kadar aktif biçimde “ne oluyor? Nasıl yardım edebiliriz?” diyerek sorumluluk almalarının mutluluğunu yaşıyoruz. Eski mezunlarımız kendi imkanları ölçüsünde Boğaziçi’ni gündemde tutmak, destek olmak için çaba harcıyorlar. Direnişin temel motivasyonu ve gücü buralardan geliyor. Liseden çıkmış bir insanın dünyaya açılması, kafasının çok başka şekillerde çalışmaya başlaması, üniversite sayesinde çok farklı deneyimleri görüyor olması, soru sormanın iyi bir şey olduğunu fark etmesi, derslerden ibaret olmayan zengin faaliyetler içerisinde olması… Üniversite bu! Boğaziçi bu! İşte bunları bugünkü ve gelecek kuşaklara daha da gelişen olanaklarla aktarabilmek için mücadele ediyoruz. Bu yüzden umudumuzu kaybetme lüksümüz yok. Yoksa şu an Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde çalışan öğretim üyelerinin birçoğu yurt dışında ya da Türkiye’de başka üniversitelerde rahatlıkla iş bulabilir. Ama bunu yapmak istemiyoruz! Gerçekten! Öğrencilerimize karşı kendimizi sorumlu hissediyoruz. Onları yüzüstü bırakıp buradan gitmek gibi bir lüksümüz de niyetimiz de yok! O yüzden üniversitemizin hem öğrencilerinin hem öğretim üyelerinin hem çalışanlarının layık olduğu şekilde işleyeceği günleri dört gözle bekliyoruz. Bunun çok da zor olmadığını, hep birlikte çalıştığımız takdirde üniversitedeki birçok sorunun üstesinden gelebildiğimizi gördük geçmişte. Üstelik bütün bunları küçücük bütçelerle yapabiliyoruz. Avrupa’daki, Amerika’daki üniversitelerin bütçeleriyle kıyaslandığında bizim bütçelerimiz çok ama çok küçük gerçekten ama herkes büyük bir özveriyle, işini çok severek yaptığı için başarılar elde edildi.
Sinan: Bu çok önemli bir vurgu. Türkiye’nin entelektüel sermayesini hızla, trajik biçimde kaybettiği bir dönem yaşıyoruz. İnsanlar maalesef yurtdışına, daha iyi olanaklara doğru göçüyorlar. Boğaziçi Üniversitesi hocalarının da gitme seçenekleri var ve her birinin yurt dışında deyim yerindeyse “piyasa değerleri” çok yüksek. Çok rağbet görecekleri kesin eğer yurtdışına gitmek isterlerse…
Eğer gitmiyorlarsa vazgeçmiyorlarsa ısrarla ve ısrarla bize rahat bizim kayıtsızlığımıza sessizliğimize rağmen evlerini, üniversiteyi savunuyorlarsa, bizim çocuklarımız için savunuyorlarsa onlara şükran duymamız gerekiyor. Üniversiteyi inatla ve kararlılıkla savundukları için onlara borçlanmış durumdayız. Şimdilik farkında değilmiş gibi görünsek de bu borcu ileride çok ağır bir şekilde ödemek zorunda kalacağımızı anlasak iyi olacak. O nedenle burada durduğunuz, direndiğiniz her gün için size teşekkür borçluyuz.
Can Candan: Çok çok teşekkür ederim. Bizi konuk ettiğiniz için. Basında arzu ettiğimiz kadar görünür olmasak da kamuoyu nezdinde biz aslında çoktan kazandık gibi görünüyor. Umarım bu kısa zamanda somut bir zafere dönüşür ve Boğaziçi Üniversitesi hocaları sessizce işlerini yapmaya, ülkemizi ve üniversitemizi akademik başarılarla, sosyal kültürel sanatsal başarılarla gündeme taşımaya devam edebilirler.
Zeynep Kadirbeyoğlu: Ben de çok teşekkür ediyorum. Bu tür yayınlarla mücadelenin farklı veçhelerini, süreçlerini paylaşabilme fırsatı buluyoruz. Bizim çok fazla bir talebimiz yok. Tek isteğimiz özgür, özerk, demokratik bir üniversite! Farklılıklarımızla birlikte bir arada yaşadığımız, bir arada var olabildiğimiz kampüsümüzü geri istiyoruz. Çünkü bu çok kıymetli bir şey. Birbirimizle her konuda anlaşmıyoruz, birbirimizle çatıştığımız çok zamanlar olmuştur ama her zaman için bunu belirli çerçeveler içerisinde, şiddete başvurmadan, büyüyüp derinleşmesine izin vermeden, içimizde oluşturduğumuz mekanizmalar aracılığıyla, diyalogla çözmeyi başardık. Birçok mezuniyet konuşmasında ifade edilir, “Keşke Türkiye Boğaziçi Üniversitesi gibi olsa” denirdi. Şimdi ne yazık ki Boğaziçi Üniversitesi Türkiye gibi olmaya başladı. Böyle olmamalı. Birbirimizle konuşabilmeli, diyalog kurabilmeli, birbirimizin görüşlerini kabul etmesek de, bu görüşlerin, bu sözlerin ifade edilme hakkı olduğunu kabul etmeliyiz. Bunu sağlayabildiğimizde Türkiye için hep birlikte çalışıyor olacağız ve Türkiye bugünkünden çok daha güzel, yaşanılır bir ülke olacak.
