Boğaziçi Hocaları: Kabul Etmiyoruz, Vazgeçmiyoruz, Çünkü Bu Ülkeyi Çok Seviyoruz!

0
504

Sinan: Üniversiteler 1980’den itibaren adım adım erozyona uğratıldı, tahrip edildi. Bu ağır tahribata rağmen, her şeye rağmen birkaç üniversite hala göz bebeğimiz olarak kalmayı başarmıştı. Bu birkaç üniversite hocaların, üniversite bileşenlerinin büyük özverisiyle birer vaha oldular ki Boğaziçi bu vahalardan biriydi. Ama Boğaziçi, 700 gündür akademik nitelikleri, başarıları ile değil bambaşka konularla, bir yetki ve irade gaspıyla kamuoyunun gündeminde. Gerçi gündeminde diyorum ama toplumun üniversitelerde yapılanlarla ilgilenip ilgilenmediği ayrı tartışma konusu. Bu 700 günün muhtemelen ağır tahribatı oldu üniversiteye. Biraz bunu duymak istiyorum. Böyle bir ortamda akademik çalışmalar nasıl devam edebilir? Sizler akademisyen olarak nasıl yaşıyor ve hissediyorsunuz bu akademik tahribatı? Bu tahribat nasıl telafi edilecek? Ya da telafi edilebilir mi?

Zeynep Kadirbeyoğlu

Zeynep Kadirbeyoğlu: Ocak 2021’den beri, o güne dek kurum içerisinde işleyişin sağlıklı biçimde yürütülmesi için kurulmuş tüm yatay mekanizmalar, aşağıdan yukarıya karar alınabilmesi için kurulmuş tüm mekanizmalar birer birer yok edilmeye, işlevsizleştirilmeye çalışıldı. Bunun içerisinde örneğin cinsel tacizi önleme ofisinin işlevsizleştirilmesi, öğrenci kulüplerinin sansürlenmesi, komisyonların işlevsizleştirilmesi gibi süreçleri birlikte yaşadık. Can Hocanın da belirttiği gibi bir takım uyduruk disiplin suçlamalarıyla ilk etapta öğrenciler, ardından öğretim üyeleri bezdirilmeye, susturulmaya çalışıldı. Mobbing uygulandı. Bütün bu şartlar altında ki ben buna “kötülük” diyeceğim, bir yandan özveriyle, eksiksiz biçimde derslerimizi yürütmeye çalışıyoruz. Tabii eğer üniversiteden uzaklaştırılmadıysak! Çünkü Can’ın durumunda olduğu gibi, Tuna Hocamızın, Ünal Hocamızın durumunda olduğu gibi çeşitli gerekçelerle üniversiteden uzaklaştırıldı bazı hocalarımız. Sonuçta uzaklaştırılmadıysak eskiden olduğu gibi derslerimizi yürütmeye devam ediyoruz. Araştırmalar daha sıkıntılı tabii çünkü konsantre olmanız gerekiyor, belirli bir zaman ayırmanız gerekiyor. Bu biraz daha zorlaştı tabii son dönemde. Ama bütün bunlara rağmen hocalarımız araştırma, yazma çizme faaliyetlerini yürütüyor. Mevcut mesaimizin üzerine bir de bütün bu yıkıcı operasyonla mücadele etmek, dayanışma ağları örmek, kendi aramızda, birbirimizle dayanışabilmek için ekstra bir zaman harcamak zorunda kalıyoruz. Bir taraftan da aslında eksiklerimizi görüyoruz bu süreçte, birbirimizi daha iyi tanıyoruz. Sizin kullandığınız ifadeyle bu “Gasp operasyonu” bir biçimde püskürtülüp sona erdiğinde bundan sonra yapmamız gerekenlere ilişkin bir bilgi dağarcığı oluşuyor. Bütün bu tahribatı onarmak, üniversitemizi asli akademik çalışmalarına döndürmek elbette kolay olmayacak, zaman alacak ama bunun için hepimizin yeterli motivasyonu var. Bu arada hukuki mücadele veriyoruz ülkedeki hukuk sisteminin bütün olumsuzluklarına rağmen. Yargı bağımsızlığı açısından ülke şartları düzelirse daha önemli kazanımlar elde edeceğimizi düşünüyoruz.

Can Candan: Zeynep Hoca cevapladı aslında. Belki en son sözünü ettiği yargı konusundan devam edebilirim. Bence hukuki mücadele, bizim direnişimizin çok önemli ayaklarından biri. Ocak 2021 den itibaren tüm hukuksuzlukları tespit ettiğimiz andan itibaren davalar açtık. Onlarca dava devam ediyor şu anda. Bunlar arasında çok önemli davalar da var. Mesela rektörün sadece Cumhurbaşkanı tarafından atanmasının anayasaya aykırılığına ilişkin açtığımız dava. Bu konuda önemli bir hukuki süreci başlatmış olduk ve önemli bir aşama da kaydettik. Danıştay Savcısı da bizim bu anayasaya aykırılık iddiamızı doğrular yönde görüş bildirdi. “Rektörlerin Cumhurbaşkanı tarafından atanması, herhangi bir seçim olmaması Anayasaya aykırıdır” dedi. Dolayısıyla, sohbetimizin başlarında da vurguladığımız gibi, Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin mücadelesi sadece Boğaziçi’ni ilgilendirmiyor, sadece bizim üniversitemizde bir takım sorunları çözmeye odaklanmıyor. Elde edeceğimiz her kazanım aynı zamanda Türkiye’deki üniversite sisteminin iyileştirilmesi için de birer kazanım sayılacak. Bunu çok önemli buluyorum. Tabii bir de bireysel hukuki mücadeleler var. Geçtiğimiz yaz boyunca haksız ve hukuksuz biçimde kadromu yenilemediler. Mahkeme göreve iade kararı verdi, görevime geri döndüm ama bu sefer de uyduruk disiplin soruşturmalarıyla ceza verdiler. Benim yazmadığım, sadece paylaştığım bir tweet gerekçe gösterilerek. Bununla önce bir disiplin cezası verip sonra bu cezayı gerekçe göstererek görevime yeniden son verdiler. Bunun üzerine 2 dava birden açtım. Bu disiplin cezasının iptali ve bir de işe iade davası. Bunlar devam ediyor. Benzer biçimde az önce Zeynep Hoca da bahsetti, mesnetsiz iddialarla görevlerine son verilen ve hukuki mücadele veren başka hocalarımız da var. Özetle hukuki mücadelenin, mücadelemizin önemli bir parçası olduğunun da bilincindeyiz.

Sinan: Sohbetimizin başında Zeynep Hoca rektörlük önündeki eylemin gönüllü ve kendiliğinden gelişip devam ettiğini söyledi ama aklıma takılıyor, bu çok zor bir şey yahu? Her gün her gün, hava ne olursa olsun bir araya gelebilmeyi başarmak? Buradaki motivasyonu biraz daha açmanızı isteyeceğim. İnat mı bu? “Bu üniversite benim ve evime, üniversiteme sahip çıkıyorum” fikriyatı mı? Ya da bazılarının ifade ettiği gibi “dıjjj güçlerin organize ettiği” bir faaliyetin sonucu mu bu kararlılık?

Can Candan

Can Candan: Benim organize ettiğimi zannettiler herhalde! Çünkü Ekim 2021’de kampüse alınmamaya başladım ve o gün, 14 Ekim günü Senatör bir arkadaşımız gidip yönetime sormuş, “Can Hocayı neden kampüse almıyorsunuz?” diye. Şu an atanmış rektör olan kişi de “Can Hocayı kampüse alırsam üniversiteyi yönetemem” demiş. Çok garip! Demek gerçekten böyle düşünüyorlar? Direnişin hiyerarşik bir yapısı olduğunu düşünüyorlar demek? Oysa böyle bir şey olmadığı o kadar açık ki? Bu direnişi organize eden herhangi bir kişi yok. Buna rağmen nasıl ve neden devam ediyor peki direniş? Bence insanlara iyi geliyor. Bu eylemliliğe katılabilmek iyi hissettiriyor insanlara. Tabii ben üniversiteye sokulmadığım için nöbetlerde bulunamıyorum, daha önceleri yaptığım gibi kaydedemiyorum. İyi hissettiriyordu bana o nöbetlerde fiziken de hazır bulunmak. Çünkü bu nöbetler itirazımızın, kabul etmeyişimizin ete kemiğe bürünmesi anlamına geliyor aynı zamanda. Evet aynı zamanda bir inadı da temsil ediyor. Kesinlikle vazgeçmediğimizi, vazgeçmeyeceğimizi anlatıyor. Kendimize, üniversitemize, öğrencilerimize karşı duyduğumuz sorumluluğu gösteriyor. Bu topluma karşı sorumluluğumuzu gösteriyor. Verdiğimiz mücadelenin doğru olduğunu daha güçlü hissediyoruz. Birbirimizi görmek, bir arada olmak iyi geliyor hepimize. Uzaktan bile iyi geliyor. Kampüse giremediğim şu şartlarda bile iyi geliyor…

Sinan: Yok canım, nöbetlerde olmadığınız bir gün yok ki? Fiziken orada olamasanız da fotoğraflarınızla oradasınız…

Can Candan: Evet sağ olsunlar! Düşünebiliyor musunuz, birilerini üniversitenin %95’i kabul etmiyor. Ama meslektaşlarım beni onurlandırıyor. Kampüse giremediğimde fotoğraflarımı ellerinde tutarak bir biçimde orada olmamı sağlıyorlar. Çok büyük bir onur bu! Bilmiyorum, Türkiye’de kaç akademisyen böyle bir güzelliği, böyle bir mutluluğu yaşıyor. Bu büyük onuru hissettirdikleri için hepsine çok teşekkür ediyorum. Mohan Hoca gibi, Tolga Hoca, Tuna Hoca, Özcan Hoca, Seda Hoca gibi, Boğaziçi’nden haksız biçimde, hukuksuz biçimde uzaklaştırılan tüm hocalarımızı onurlandırdıkları gibi beni de onurlandırıyorlar. Ben de uzaktan, onların mücadelesinin kayıtlarını toplamaya, elimden geldiğince paylaşmaya devam ediyorum.

Sinan: Az önce “motivasyon nedir?” diye sormuştum, izleyicilerimizden biri “Haklı olmak!” demiş… Siz ne dersiniz Zeynep Hoca?

Zeynep Kadirbeyoğlu: Can Hocanın da söylediği gibi Boğaziçi’ne has bir sorun değil bu yaşananlar, tek fark biz bütün bu süreçlerin çok hızlandırılmış bir versiyonunu yaşıyoruz. Bir akademisyen özgür olmadığında bilimsel bulgularını, gerçekleri paylaşamaz. Üzerinde belirli kısıtlar varsa, “araştırmanı açıklarsan, raporunu şu şekilde yazarsan…” diye başlayan ve disiplin soruşturmalarıyla, göreve son vermelerle sonuçlanan baskılar varsa akademik özgürlüklerden bahsedemeyiz. Akademik özgürlük bir hak olduğu kadar aynı zamanda bir sorumluluktur da! Ülkedeki belirli süreçleri iyileştirmek, politika yapıcılara etki edebilmek için akademik özgürlüğünüzün, araştırmalarınızı, bulgularınızı özgürce paylaşabileceğiniz bir ortamın olması gerekiyor. Türkiye uluslararası raporlarda maalesef akademik özgürlükler açısından çok utanç verici bir durumda. Akademik özgürlükler alanında 2010’lardan itibaren hangi ülkelerle aynı kategoride olduğumuzu burada söylersem yüzüm kızarır. 1980’lerin darbe dönemindeki seviyelere inmiş durumda ne yazık ki! Bu çok acı verici bir durum ve sadece Boğaziçi’nin sorunu değil. Türkiye’de yüksek öğrenimin yeniden yapılandırılması, farklı bir anlayışla yapılandırılması gerekir. Boğaziçi bünyesinde 2016’da kurduğumuz bir çalışma grubumuz vardı. Senato’nun kurduğu bir komisyondu ve orada belirli çalışmalar yürüttük. Bu çalışmaların sonunda “Kamu Araştırma Üniversitelerinin Geleceği, Akademik Özgürlük ve Üniversite İlkeleri Temelinde Bir Arayış” raporunu çıkardık. Bu raporu öncelikle Boğaziçi Üniversitesi içindeki farklı birimlerden görüş alarak yeniden düzenledik. Sonrasında da Türkiye’deki bütün üniversitelere, rektörlere ilettik. Ama ne yazık ki genel olarak bir cevap alamadık bu çalışmaya ilişkin. Geçtiğimiz yaz bir çalıştay düzenledik Ankara’da. O çalıştayda bir çok farklı üniversiteden akademisyenlerle bir araya gelerek Yüksek Öğrenim yasasının ne tür ilkelere göre düzenlenmesi gerektiği konusunda çalışmalar yaptık. O Çalıştayın ürünü olan rapor da önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşılacak. Aslında üniversitelerin kendi içinden, çeşitli paydaşların, tüm bileşenlerin seslerini duyarak bir yasal düzenlemenin yapılmasına yönelik çalışmaları da sürdürüyoruz bir yandan. Yani sadece şikâyet etmiyoruz! Sadece “Kabul etmiyoruz” demiyoruz. Aynı zamanda nasıl olursa daha iyi olur diye çalışmalarımızı da sürdürüyoruz.

Fotoğraf: Ahmet Ersoy (@habbevekubbe)

Sinan: Oo! Bu çok da alışkın olduğumuz bir şey değil hocam? Genellikle şikâyet etmeyi severiz ama değiştirmek için gerekli çalışmalar için sorumluluk almaktan uzak dururuz. Neyse… 6 Nisan 2021’de Can Hoca ile yaptığım röportajda “neden direniyorsunuz?” diye sormuştum o da “çünkü biz üniversiteyiz!” demişti. Ne yalan söyleyeyim, içimden “tamam üniversitesiniz de nereye kadar” diye geçirmiştim. Bu ikinci röportaj aslında benim açımdan bir mahcubiyet röportajı. Çünkü vallahi de billahi de bu direnişi bu kadar uzun süre devam ettirebileceğinize ihtimal vermiyordum. Sizin mücadelenizin diğer üniversitelerde bir domino etkisi uyandırabileceğini düşünmüştüm ama bakıyorum diğer üniversitelerde derin bir sessizlik var. Yanılıyor muyum?

Zeynep Kadirbeyoğlu: Diğer üniversitelerde de çeşitli dönemlerde ele geçirme operasyonları ile, belirli süreçleri baltalayarak, liyakatsiz insanları üniversitelere yerleştirme girişimleri yapıldı. Ama çok daha yavaş, çok daha sessizce ve derinden yapıldı. Oralarda da itirazlar oldu ama o itirazlar Boğaziçi Üniversitesi’ndeki gibi bütün öğretim kadrosunun ortak tepkisiyle gerçekleşemedi. Belirli hocalar, gruplar itiraz ettiğinde onları üniversiteden uzaklaştırmak için gereken ne varsa yapıldı. Mobbing uygulandı, disiplin soruşturmaları açıldı, uydurma suçlar üretilerek insanları bezdirdiler. Kimi emekliye ayrılmak, kimi başka üniversitelere geçmek, kimileri de yurtdışına gitmek zorunda kaldı. Boğaziçi’nin farkı o kadar ani ve o kadar beklenmedik bir operasyonla karşı karşıya kalındı ki herkes aynı anda tepki verdi ve bu tepki aylar sonra bile sönmedi. Çünkü yapılanların haddi hesabı yok! Diğer üniversitelerde yıllar içerisinde, 10 yıl içerisinde yayılarak yapılan şeyler bizde 1- 1 buçuk sene içerisinde yapıldı. Bu ciddi bir reaksiyona yol açtı. O kadar tuhaf şeyler yapılıyor ki hangisini anlatayım? İşleyen bir hizmet var mesela, sistemde ders videolarınız yüklü. Bir duyuru yayınlanıyor ve deniyor ki bu hizmet artık verilmeyecek, bu neden de videolarınız silinecektir! Videolarınızı indirin, daha sonra yeni bir sisteme geçeceğiz! Peki? Var mı yeni sistem? Hayır yok! Öğrenciler panik halinde. Hocalar türlü çeşit yöntemlerle ders videolarını öğrencilerle paylaşmaya çalışıyor, sırf öğrenci bu karmaşadan zarar görmesin diye. Ama yönetim nezdinde öğrencinin zarar görmemesi, eğitimin aksamaması yönünde bir endişe var mı? Olduğunu söyleyebilmek çok zor gerçekten.

Can Candan: Zeynep Hoca’nın da dediği gibi, insanlar yönetici pozisyonlarına liyakatle gelmediklerinde, aramızdan bir arkadaşımızı geçici bir süre için bizler görevlendirmediğimizde, arkadaşımız bu görev süresince bize karşı sorumlu olmadığında, yani meslektaşlarına hesap vereceği bilgisiyle hareket etmediğinde neler oluyor görüyoruz. Üniversiteyi yönetemiyorsunuz o zaman. Liyakatle gelmediniz çünkü. Üniversitenin ilkelerini ihlal ederek geldiniz çünkü. Biz akademisyenler bütün bu karmaşa içerisinde eğitim verme sorumluluğumuzu yerine getirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Ama sonuçta olan en çok da öğrencilerimize oluyor.