
Tamer Durak: Ben baktığım zaman Ayvalık’ı bir anlamda Toskana’ya benzetiyorum.Tarımla üretimle zenginleşen aileler ve onların kültüre sanata, sanayiye yatırımları var. Siz ileriye baktığınızda burada böyle bir üretim süreci öngörüyor musunuz kendiniz için, yoksa bu düzen Konukevi yeterli mi diyorsunuz?
Defne Koryürek: Biz o boyutta üretime girişemeyiz onlar çok köklü aileler. Bir ailenin bir kuşaktan diğerine bazı bilgi ve becerileri aktarıyor olması gerekiyor ki, o söylediğiniz kapasite gerçekleşsin. Maalesef Ayvalık da o değerlerini kaybediyor. Ayvalık’ta geçen belediye seçiminde Çamlık’ı işte bahsettiğiniz aileleri sosyete olarak değerlendiren, Küçükköy ve Sarımsaklı tarafında halk olarak gören, kutuplu bir yaklaşımla kampanyasını götüren bir belediye başkanı kazandı. Halkın lideri olarak geldi, yaptıkları neyse detayına girmeyelim, bence buraya çok zarar veren bir idarecilik içerisinde. Zeytin hasatı iki yıldır hiç olması gerektiği gibi değil, bir şenlik olmaktan çıktı. UNESCO süreci çok yavaşladı. Çünkü belki de burayı yasaların karşısında değiştirilmeye çalışılan koruma yasalarının karşısında bir nebze koruyabilecek aslında UNESCO’nun somut olmayan değerler bütünü olabilirdi, o yavaşlatıldı. Bazı şeylerin kaybını seyrettiğimiz bir zamanda biz buradayız. O yüzden ne Vasıf ne benim için burada öyle bir aileye dönüşmek için, inadımız veya ısrarımız yok. Bu süreç içerisinde bizim nereye varacağımızı -Açıkçası en artık dünyanın böyle aileleri, böyle ihtimalleri taşıyacak bir dünya olduğunu da düşünmüyorum. Şu andan itibaren sizin de benim de her an mülteci olabileceğimiz bir dünyaya gidiyoruz. Mülteci olmak yerine acaba biz alanımızı daha fazla insanla nasıl paylaşabiliriz? Nasıl kavgasız bu işi götürebiliriz. Burada kurmaya çalıştığımız daha sürdürülebilir olan bir sistem. Örneğin su hasatı yapıyoruz. Bu köyde en fazla suyu olan arazi bizimki baktığımız zaman. Bu su iki gün sonra yandaki komşumuza, üç ilerideki komşumuza da gerekecek. Beraber ne yapabiliriz? Ya da bizim pek çok sorunumuzu çözen Ayvalık’taki iki tane dostumuz var, sahiden buralı olmamıza yardım eden, onlar iki gün sonra Ayvalık’ta hayatlarını götüremedikleri zaman, bahçenin bir köşesinde kendilerine bir bağ bir şey kurabilirler mi? Para kazanmak adına söylemiyorum, karınlarını doyurmak adına söylüyorum. Bunların içerisinde biz biz olmaya nasıl devam edebiliriz? Çünkü o bahsettiğim o kökler, ben 55 yaşındayım artık ve kolay kolay da değişebileceğimi zannetmiyorum. Bazı hürmet mesafelerini maalesef kıramıyorum. Korumak istiyorum ama hem onları koruyup hem onlarla beraber olmayı becerebilir miyim? Biraz bizim kafamız daha o tarafta çalışıyor. Ama az önce sorduğunuz soruda önemli bir şey vardı, bu bizim buraya gelişimiz, bütün bu teferruat köylü için hiç bir şey ifade etmiyor. Ayvalıklı için de bir şey ifade etmiyor. Ben burada bütün bu geri planımla burada bir oy verdiğim zaman köyün çok dikkatini çeken bir oya dönüşebiliyor. 160 tane oy varsa sandıktan çıkan, farklı bir oy hemen kendini gösteriyor. Onun da yeni gelenlerden olduğu bariz. Onun açıklamasını yapacak mısınız? Yoksa duracak mısınız? Size her gün hoş geldin diyen insanlar, iki defa 12 ay geçirildikten sonra, iki yılın sonunda hoş geldin demeyi bıraktığı gibi acaba bir sonraki oy mevsiminde gene benzer, sıradışı bir oy çıktığında sandıktan, tamam bu odur deyip kabullenecek mi yoksa yine aynı gerginlik mi oluşacak? Ya da siz o sürecin içerisinde, yanınızda başka apartmanlar dikiliyor, beton binalar dikiliyor, siz hala taş bir binayı korumak için köydeki ustalarla çalışıp onların peşinde koşturduğunuz zaman bunun değeri var mı? Bunu kısa ve uzun vadede değişik aşamalarda göreceğiz ne kadar kabul edildiğimizi. Bunların her birinin karşılığı var. Vasıf camiye gitmiyor. Ben kuran okumalarına katılmıyorum kadınların. Araya iki yıl da pandamı girdi. Minibüs kullanmayı azalttık. Biz araba kullanmıyoruz normalde köyün bir minibüsü var, aşağı inip çıkmayı sağlayan, onun yerine bisiklet kullanmaya başladım, o koparttı iyiden iyiye bizi birbirimizden. Ama sabahın köründe altı buçukta iki köpekle beraber çıkan bir kadına tahmin ediyorum belli bir alışkanlıkla da bakıyorlar. Belli bir disiplinle belli bir iş yapıyor. O arada koyun sürüsü ile de karşılaşıyorsunuz, onunla da selamlaşıyorsunuz. Bütün bunların bir yere gitmesi gerekiyor ama henüz nerede, biz yerlimiyiz? Yaban mıyız? Yabancı mıyız? Ben galiba yabandayız diye düşünüyorum. Yabancılıktan biraz çıktık ama çok da oturtamıyorum, çok da emin olamıyorum.
