Yeni Başlayanlar İçin: Ulvi Yaman 101

Sinan Dirlik: Tanıdığım en iyi babalardan  birisin. Babalığı sonsuza kadar şahane biçimde sürdürebilme potansiyelin var, her dakikasının izleyicisiyim çünkü. Aile kavramına bu kadar uzak bir adam nasıl bu kadar şahane bir baba oluyor? Hepimize karşı tosur tosur tosurdayan adam, el kadar çocuğun karşısında yumoş ayıcığa nasıl dönüşüyor? Çocuk ne senin için? 

Ulvi Yaman: İyi bir baba mıyım bilemem ama çabalıyorum. Çocuklarım tek kırmızı çizgim, klişedir ama buraya uygun, “kurşun atar, kurşun yerim” (mecazi değil). Hiçbir zaman akrabalık ilişkilerine inanmadım, uzun yıllardır akraba namına kimseyle de görüşmem. Anne ve babamı kaybettikten sonra bir tek ablam var hayatta. Aile, akraba, kardeş, dost, arkada, eş, sevgili, iş ortağı hepsi temelsiz kavramlar, bugün var yarın olmayabilir. Huysuz bir herifim, herkesle anlaşmazlıklarım, kavgalarım olabilir bir tek çocuklarımla olamaz. Bir tek onlara kırılamam, darılamam.Hayattaki tek pişmanlığım büyük oğlum büyürken çok yoğun bir iş temposu içinde olduğum için yeteri kadar zaman ayıramadığımı düşünmem. Yedi yıl boyunca judo olsun, basketbol olsun hafta sonları tek bir antrenmanını kaçırmadım, tek bir veli toplantısını, tek bir doğum gününü, tek bir özel günü kaçırmadım. Ortağım Murat sürekli “oğluyla birlikteyken dünya yansa ulaşamazsınız, Cuma akşam telefonunu kapatır pazartesiye kadar açmaz” derdi hep. Buna rağmen eksik zamanlarımız olduğunu düşünüyorum. Yurt dışına üniversiteye gitmeden önceki yaz motosikletle birlikte bir Türkiye turu yaptık, o günden bu yana eksik zamanları telafi etmeye çalışıyorum. “Yumoş Ayıcık” tabiri doğru, hiçbir zaman “çocuğunla arkadaş” olma kavramına inanmadım, mutlaka bir otorite, rol model olman gerekiyor. Beceremesem de deniyorum aslında, bazen oynamam gerekiyor, kızmışım gibi, ciddi bir tavırla bir şeyi yapmaması gerektiğini söylemek gibi ama üç buçuk yaşında haydut ellerini beline koyup karşıma geçip car car karşı koyunca gülmeden duramıyorum.

Obsesif biri olduğum için çok zor çocuk büyütmek. Gündelik rutinlerden bahsetmiyorum, onlar çok kolay, bebekken alt değiştirmek, banyo yaptırmak, biberonla beslemek, yıkamak, uyutmak vb. İletişim anlamında söylüyorum. Bir iletişimci olarak dünyanın en zor şeylerinden bir tanesi benim için oğullarımla iletişim kurmak. Çocukluk zamanlarından bahsediyorum, büyüğü ile artık o bölümü geçtik. Bir yandan kendi kişiliğini bulsun, kendi doğrularını bulsun diye kendi kopyanı yaratmamaya çalışacaksın öte yandan bir takım doğruları anlatmaya çalışacaksın çok zor dengeyi bulmak. Öte yandan çok şey öğretiyor bana başta yaratıcılık olmak üzere, olaylara kirlenmemiş bir bakış açısıyla bakmaları, problem çözme yöntemleri, sabır gibi. Her ikisiyle de büyük aşk yaşadım, hala yaşıyorum. Büyük olan artık adam olduğu için biraz daha platonik hale geldi ama küçüğüyle devam ediyor. Birlikte uyuyoruz, her gün kitap okuyoruz, birlikte yemek yiyoruz, tüm yemeklerini kendim pişiriyorum, kimi zaman birlikte yapıyoruz. Her sabah yuvaya giderken birbirimizin koluna kalemle bir dövme yapıyoruz gün içinde birbirimizi bakıp hatırlayalım diye, her sabah evden çıkıp giderken apartmanda “sonsuza dek babaaaaaam” diye bağırarak gidiyor. Geceleri uyurken uzun uzun seyrettiğim bir aşktan bahsediyoruz. İstanbul’a gitiğimde büyük oğlumu da uyurken seyrediyorum, uyanırsa “baba git yat, korku filmi gibi bu ne” diyor. Baba oğul bir yere gidip başbaşa rakı içtiğim, evde karşılıklı birer puro yakıp, viski içerek sabaha kadar sohbet ettiğimiz zamanları hiçbir şeye değişmem. Sonuç olarak çocuk ne senin için dersen tek cevabım var; “aşk”

Sinan Dirlik: Kadınlara gelelim. 30 yıldır hiç anlamadım, ne buluyorlar kadınlar sende? Kelsin? Göbeklisin? Flörtöz bir adam olduğunu biliyorum, aklına koyduğun kadına uvet dedirtinceye kadar yapmayacağın şey olmadığını biliyorum. İlişki için aynı şeyi söyleyebilir misin? Rutin bir ilişkiye döndüğünde her şey değişiyor mu senin için? 

Ulvi Yaman: Böyle bir şey varsa eğer bence bunu kadınlara sormak lazım benim cevap verebileceğim bir şey değil. Olsa olsa mantık yürütebilirim, bir uzvunu kaybedince diğer uzuvlar gelişir derler ya, çirkin bir herif olduğum için evrimsel süreçte dilime vurmuştur olsa olsa 🙂

LGBT+ ilişkileri bilemeyeceğim nasıl yaşanıyor ama kadın erkek ilişkilerine çok fazla anlam yüklendiğini düşünüyorum bu coğrafyada. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde cinsellik nefes almak, yemek, su, boşaltım, uyku gibi temel ihtiyaçlarla aynı düzlemde yer alıyor. Ama biz onu oradan alıp en tepeye koymaya çalışıyoruz. Üstelik belli bir düzlemdeki gereksinimler giderilmeden bir üst düzeydeki gereksinimleri algılaması, ihtiyaç duyması da mümkün değil. Cinselliği doğru düzgün yaşayamadan, bu ihtiyacını gidermeden arkadaşlık, aile, başarı, özsaygı, özgüven gibi kavramlara bile geçmek mümkün değilken kitap okumaktan, kültürel faaliyetlerden, bir dünya görüşüne sahip olmaktan bahsetmek mümkün değil. Akıl orada takılı kalıyor çünkü. Seni sürekli geriye çeken, önüne ket vuran bir engel haline geliyor. O yüzden çok büyük anlamlar yüklemeden yaşanması ve üstteki düzlemlere geçilmesi gerekli diye düşünüyorum. Kimsede çapkınlığa bu kadar güzel bir kılıf uydurmamıştır herhalde 🙂

Uzun soluklu ilişkilerin rutine binmemesi, sıradanlaşmaması, ilk heyecanını kaybetmemesi mümkün değil. Şöyle bir kurgu yapıp bu çerçevede anlanlandırmaya çalışalım; bir kafede, barda, bir sosyal ortamda bir kadın veya bir erkek görüyorsun ve ilgini çekiyor, çekici geliyor. O mekandaki diğer kadınlar, erkekler değil de sadece o. Hakkında hiçbir şey bilmiyorsun. Neden? Bilinçaltında bir milyon tane küçük küçük sebeplerin bir araya gelmesiyle oluyor, saçları lisedeki aşık olduğun beden öğretmenine benziyor olabilir, mimikleri ilk gençlik yıllarında seyrettiğin bir porno filmdeki kadına benziyor olabilir, sigara tutuşu seyrettiğin bir filmdeki bir kadını andırıyor olabilir, antropolojik olarak doğurganlığı çağrıştırıyor olabilir, bir milyon tane, asla bilemeyeceğin, adlandıramayacağın sebep bir araya geliyor ve diğerlerinin arasından o sıyrılıyor.Buna istediğin adı ver, elektrik almak de, ilk görüşte aşk de, ne isim verdiğin önemli değil. Bu cepte dursun. Hadi karşındaki de senden hoşlandı varsayalım. Tanıştınız. Ne yapıyorsun doğal olarak kurduğun iletişimde o da seni beğensin, istesin diye oynamaya başlıyorsun. Oynamayı kötü anlamda söylemiyorum, yalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek değil. O da olabilir ama iyi niyetli iki kişiden söz ediyoruz diyelim. Kişiliğini, karakterini, yaşam tarzını oluşturan şeylerin yerlerini değiştiriyorsun, karşındakine göre bir düzenleme yapıyorsun. Tıpkı manavların, balıkçıların tezgahta mostralıkları öne, üste koyması gibi. O kasadaki bütün elmalar, balıklar seni oluşturuyor ama sen karşındakine göre pozisyon alıp, onun en beğeneceklerini öne koyuyorsun, karşındaki de aynı şeyi yapıyor istemsizce, konuşma, iletişim sizi oraya götürüyor. Ortak ilgi alanları konuşuluyor, ortak paydada buluşmaya çalışıyorsun. Karşılıklı olarak karşındakinin beklentilerine göre düzenlenmiş iyi vitrinlerden söz ediyoruz. Tabii ki nedenini bilmeden ilk seni çeken fiziksel özellikleri de bunun üzerine koyalım. Gerçek olmayan, gerçek olamayacak kadar bir beğeni, çekim ortaya çıkıyor.Hadi buna da aşk diyelim. Zamanla birbirini tanıdıkça o çok yukarılara konumlandırdığın merdivenlerden basamak basamak aşağıya iniyorsunuz ve aynı düzlemde, tüm çıplaklığınız, tüm gerçekliğinizle yeniden tanışıyorsunuz. İtiraf etmeseniz de aynı insanlar değilsiniz. İşte orada eğer ortak payda alanında gerçekten dişe dokunur bir şeyler varsa, uzun vadeli bir paylaşıma imkan veriyorsa, sevgi, saygı, güven ortamı oluşuyorsa ilişki farklı bir formatta devam edebiliyor. Ne kadar devam edeceği, edebilecği ayrı bir konu, insanlar değişir çünkü.

Bir başka konu da bir takım şeylerin, cinsellik, aşk vb. ilk gençlik yaşlarında mutlaka yaşanıyor olması gerekliliği, hadi orta yaşlara kadar diyelim. Yaşanmadığı takdirde ileri yaşlarda büyük problem oluyor. Erken evliliklerin orta yaştan sonra bitmesi, orta yaş krizleri, aldatmalar,boşanma sonrası kabak çiçeği gibi açılarak cinsel açlıkla ergen gibi davranmalar, dam budalası haline gelme durumu.

Bir örnek vereyim, (Sinan’ın notu: Tanrım bu örneği kaç bininci kez dinlediğimi hatırlamıyorum artık! Hayır, her seferinde sanki ilk kez anlatıyormuş gibi iştahla anlatmıyor mu!!) herkesin olduğu gibi benim de ilk gençlik yıllarımdan süregelen hala buluştuğumuz dört, beş kişilik bir erkek çocuk grubum var. 30 -35 yıldır her sene bir veya iki kere buluşuyoruz. Aynı mekana gidiyoruz, aynı masaya oturuyoruz hatta masada oturduğumuz yerlerimiz bile aynı, hiç şaşmaz. Yıllar içinde çok değiştik, farklı yerlere evrildik ama o dönemde çok özel bir grubun paydaşı olduğumuz için, o günlerin hürmetine devam eden bir ilişki. Konuşmalar bile aynı, hal hatır, son gelişmeleri sorma, çocuklar, iş vb. ardından konuşacak bir şey kalmadığı için uzunca derin bir sessizlik, ardından zamanda yolculuk, “flashback” otuz beş yıl önce yaşananların, anıların tekrarı. Aynı yaşlardayız, üçü de üniversitede çıkmaya başladıkları kızlarla evlendiler, hala evliler. Hayatları boyunca başka bir kadınla birlikte olmadılar. Oldularsa da iki kez, bir gecelik bir şeydir. Bundan beş altı yıl önce yine aynı masadayız, yine aynı sessizlik bölümü, kabus gibi. Karşımda oturan edi ile büdü diyelim adlarına, bir sağa bir sola eğilip arkamda bir şeye bakıyorlar. Kendi aralarında fısıldaşıyorlar, ne bakıyor bunlar diye arkamı döndüm arka masamda dört tane kadın oturuyor. Onları kesiyorlar ergen gibi. Ne yapıyorsunuz? diye sordum, kem küm ettiler. Lan telefona bile bakmıyorum masa adabı gereği, sıkıcı da olsa bir araya gelmiş oturuyoruz. Bakıyorsunuz da ne oluyor dedim. Hiç birinizin kalkıp arka masaya gidip konuşacak cesareti ve tecrübesi yok. Çünkü otuz yıldır böyle bir şey yapmadınız. Hadi siz cesaret edemediniz arka masadaki kadınlardan biri sizi davet etse yine gidemeyeceksiniz heyecandan altınıza sıçtığınız için, yedek pantolonunuz yok. Hadi yedek pantolon bulup gittiniz diyelim ne konuşacaksınız? Amacınız belli o amaca giden yolda nasıl bir iletişim kurmanız gerektiğini bilmiyorsunuz, hiç yapmadınız. Hadi bunu da atlattınız, iletişimi kadınlar aldı götürüyor sizi evinize davet ettiler diyelim, gitme şansınız yok. Eşlerinizin arama saati bile belli saat on iki gibi önce edinin eşi arayacak, ardından büdünün eşi arayacak, hiç şaşmaz. Hadi bunu da göze aldınız gittiniz, telefon geldiğinde ebeleneceksiniz hiç yalan söylemediniz, eliniz ayağınız diliniz dolaşacak. Telefonu açmasanız olmaz açmamazlık etmediniz açmazsanız beni arayacaklar. Hadi bunu da atlattınız diyelim gece dışarıda kalamayacaksınız, hiç kalmadınız, hayatınızda bu gece de edide veya büdüde veya bende kalmadınız. Yine ebeleneceksiniz. Hadi bu bölümü de hallettiniz bir şekilde diyelim, otuz yıl sonra ilk defa bir kadınla yattığınız için erken boşalacaksınız. Bu da önemli değil, otuz yıl sonra ilk yattığınız ve erken boşaldığınız kadına aşık oldum sanacaksınız. Mucize eseri bütün bu aşamaları geçtiğiniz ve tekrar bir mucize olmayacağını bildiğiniz ve ilişki kuracak tek bu kadın olduğu için ilişkiyi yürütmeye çalışıp evde gizli gizli mesajlaşırken ebeleneceksiniz.

Bilmem sorularının cevabını verebilmiş oldum mu?

Meraklısı için not: gecenin sonunda herkes paşa paşa evine gitti

Benzer İçerikler