Sinan: Biraz daldan dala atlayacağımız bir sohbet olacak. Sizi uzun süreden beri takip ediyorum. Çok eski bir meseleyle uğraşıyorsunuz aslında. İnanç ve bilim arasındaki makası kapatmaya doğru bir çaba..
Sinan Canan: Öyle gözüküyorsa önce onu bir düzelteyim. Aslında o yan uğraş olarak mecburen kucağımda kalmış bir şey. Esas işim o değil. Esas işim bilmek. Dünyaya gelip gitmeden önce bilebildiğim kadar bilmek aslında. Ama bilirken, yöntem olarak bilimi kullanan insanlar olarak bilimin sınırlılıklarına da mecburen çarpmak zorunda kalıyoruz. Hele uç konularla uğraşan insanların başına gelen şey budur. Bize de oluyor. Çok disiplinli alanlarla uğraşırken, o disiplinlerin hepsinden bir açıklama arıyorsunuz. Ama açıklamanın resmin tamamını çizemediğini görünce, bilimsel bilgi dışındaki yöntemleri de kurcalamaya başlıyorsunuz. Sonra da benim gittiğim yol itibarıyla, aralarında çok da büyük fark olmadığını, birbirini tamamladığını görüyorsunuz. İşte ben bunu anlatmaya çalışıyorum ara ara… Bunun barış sağlayıcı bir yol olduğunu da düşündüğüm için özellikle önemsiyorum.
Sinan: İnanç ve bilim arasındaki makas tarih boyu genellikle açık! Zaman zaman sizin gibi inançlı bilim insanları makası daraltmaya çalıştı. Neden bu makas bu kadar açık? Bu makasın bu kadar açık olmasında inanç dünyasının mı yoksa bilim dünyasının mı sorumluluğu var daha çok?
Sinan Canan: Her ikisinin de insan faaliyeti olduğunu unutmamak lazım. Bu, insanın sorunu! Ben beyinle ilgili çalıştığım için, beynimizin bazı refleksif davranışlarıyla, insanı insan yapan üst entelektüel özellikleri arasında ciddi bir çatışkı olduğunu söyleyebilirim. Bu çatışkı özellikle inanç gibi büyük çaplı mevzularda karşımıza çıkıyor. İnanç dediğimiz şey de bir bilgi tipi. Evrendeki her şeyin anlamına dair bir bilgi tipi ve çoğu zaman çok sade, çok genel bir bilgi tipi.
Sinan: İnançta bilgiye yer var mı?
Sinan Canan: Var! Ben öyle olduğunu düşünüyorum. İsterseniz bilgi tipleri konusunu hatırtlatın, bir sonraki başlıkta da onu biraz açayım. Bakın, bu her şeyin anlamı meselesi! İnsanın vicdanında falan görebileceği bir cevap olmakla birlikte, sistemli dinler içerisinde bir takım kurallara bağlı, hiyerarşik bazı silsilelerle sonuçlanıyor. Yani insanlara bir takım kurallar verilmiş. Şimdi ben çok da metodik bir araştırıcı sayılmam bu konuda ama bütün dinleri incelemeye çalışıyorum. Farklı dinlere mensup insanlarla olabildiğince fazla diyalogda bulunmaya çalışıyorum. Dinler arasındaki farkı sorgulamaya çalışıyorum. Aslına bakarsanız hepsinde temel, çok sade, basit, birkaç kural var ve bunların çoğu ortak… Bu ortaklık, bu benzeşme paganizmden putperestliğe, günümüzün büyük dinlerine kadar hepsinde var. Hepsinde temelde büyük bir yaratıcı güç yer alıyor. İnsanları ayrıştıranın, bilim – sanat ve inanç arasındaki makasın açılmasına sebep olan şeyin daha çok insanların günlük hayatlarındaki her şeye tek bir kaynaktan çözüm üretmeye çalışmalarından kaynaklandıklarını düşünüyorum. Mesela dindar biri her şeyi bu bağlamda görmeye, hep oradan bir çözüm getirmeye çalışıyor. Bilim tarafında olanlar ise her şeyi bilimsel bilgiyle yorumlayıp sonuçlar çıkarmaya çalışıyorlar. Bunlar arasındaki birlikteliği sağlayacak bir şey var bence. Ama binlerce senenin enkazını üzerimizden kaldırıp silkinmek, bu tartışmaya son vermek çok da kolay bir şey değil. Dolayısıyla bunun; ince ince, oya işler gibi, özellikle de farklı inançlara, görüşlere mensup insanlar arasındaki diyaloğu maksimize ederek çözülebilecek bir şey olduğunu düşünüyorum. Çözümün çok zor olduğu kanısında değilim. O yüzden koşturduğum alan bu. Özetle, açıkmış gibi görünen makas, bilimle inanç buluşamazmış gibi görünen mesele, aslında insanların tercihleriyle doğrudan ilişkili. Bu, homosapiensi, yani türümüzü diğer canlılardan farklı kılan bir şey aynı zamanda.Carl Gustav Jung’un çok sevdiğim bir benzetmesi var: “Hayvan sürüleri kalabalıklaştıkça akıllanır, insan sürüleri kalabalıklaştıkça aptallaşır” der Jung. Gerçekten de biraz öyleyiz. İrademiz, gelecek tasavvurlarımız gibi zihnimizin gelişmiş özellikleri nedeniyle hem çok büyük sosyal birliktelikler kurabiliyoruz, hem de çok hızlı ayrışabiliyoruz. Ben ne inancım ne de bilgim açısından detaylar dışında çok büyük sorunlar yaşamadım. İnsanlar arası sorunlar detaylarda çıkıyor. Aslına bakarsan bu detayların kimsenin zamanını işgal edecek kadar önemli şeyler olduğunu da düşünmüyorum. İnsanları biraz da buna ikna etmeye çalışıyorum. Çok daha büyük sorularımız, sorunlarımız var. Bir kere yaşıyoruz! Ve şu anda dünyanın bilgisi elimizin ucunda… Hatta dilimizin ucunda! Bundan olabildiğince istifade etmemiz lazım. Bunu engelleyen her şeyle de mücadele etme konusunda bir reflekse sahibim. Karşımdaki kim olursa olsun, tanıdığım, temas ettiğim her insandan bir şey öğrenmek durumundayım ki kendimi gerçekleştirebileyim. Böyle bir meselem var benim. Tabii bunu yaptığımda da, sanki belirli bir misyona sahip bir insanmışım gibi görünüyorum ama aslında böyle değil. Bakın, 7 milyar insanız ve 7 milyar insanın her birinin beynine baktığımızda, beyin bağlantı haritalarının birbirinden farklı olduğunu görüyoruz. Bunun nörolojik ve psikolojik anlamı şudur; hepimiz farklı bir dünya algısı içerisindeyiz. Farklı bir yerden görüyoruz gerçekleri… O yüzden insanların çıkıp da kendi aklıyla “ben bu mevzuyu çözdüm, her şeyin sebebi, sonucu buymuş” demesi de biraz insani cehaletten kaynaklanıyor. Azıcık daha sakin olup birbirimizi dinlesek, anlasak daha süper bir yarın inşa edebiliriz diye bir hayalim var. Olur inşallah!
Sinan: Başka bir kapı açtınız ama hemen girmeyeceğim o kapıdan. İnancın bilim ve bilimsel merak karşısındaki katılığı işleri zorlaştırmıyor mu?
Sinan Canan: Çok zorlaştırıyor. Bu çok boyutlu bir mesele aslında ama yine de çok anlattığım bir yerinden vurgulamaya çalışayım. Literatüre baktığımızda bilimsel ateizmin çok yaygın bir söylem olduğunu görüyoruz şu aralar. Ve başta İslam dünyası olmak üzere, dindarların bunun karşısında bir içe kapanıklığı söz konusu. Bilimsel bilgi konusunda bir içe kapanma var. Bu bir nevi, saldırı karşısında savunma durumu. Mesela Richard Dawkins, Dennett gibi meşhur, önde gelen ateist yazarları okumayı severim ben. Bu insanların söylemlerine baktığımızda, bunların dini ve tanrıyı yekpare, homojen birer kavram olarak gördüğünü fark ediyorum. Dawkins’in dine karşı açtığı savaşta görebilirsin bunu. Sistemli inançlara karşı, özellikle de tanrı fikrine karşı açtığı savaş, aslında monoblok bir kavrama karşı yapılmış gibi görünüyor. Oysa gerçek böyle değil. Tanrı inancı olsun, bu evrene dair anlam tasavvuru olsun, belki de insanlar adedince farklı. Bunun faydalı yanları olduğu gibi zararlı yanları da var kuşkusuz. Alain De Botton’ın “Ateistler için Din” isimli bir kitabı var mesela. Orada da dini inançlar ya da manevi bilgi diyelim, maneviyatçı gelenekten gelen bilginin aslında toplumsal kaynaşma, iş birliği açısından faydalı olabilecek yönlerine dikkat çeken bazı insanlar da var. Bütün dinlere baktığınızda, neticede gördüğünüz şey aynı: inanç bireysel bir şey… Özellikle İslam açısından bir ruhban sınıfı, herhangi bir yere dahil olmanız, kendinizi bir şekilde insanlara ispat etme gibi bir zorunluluğunuz yok. Hesabınızı Yaratıcınıza vereceksiniz ve bütün mesele onunla sizin aranızda. Günümüzün sistemli dinlerinin önemli bir kısmında, tarihsel, geleneksel etkilerle beraber mesele artık bir inançtan ya da bir vicdan meselesinden çok, kurumsal bir aidiyete ve ispat telaşına dönüşmüş durumda. Bunu her dinde görebiliyorsunuz. Ortadoğu’yu zaten biliyorsunuz, durumu ortada. Bence bu açıdan İslam önemli bir örnek… Ortada tek bir kitap, tek bir inanç olması gerekirken şu anda 40’ın üzerinde cari mezhep var ve bunların çoğu birbiriyle mücadele halinde! Hatta bir kısmı silahlı mücadele halinde! Hâlbuki hepsi aynı kitaba, aynı peygambere, aynı inanç sistemine iman ettiklerini söyleyen insanlar bunlar. Böyle olunca, dinin emirlerinin tersine, o dine mensup olan insan topluluklarının zıt davranışını gördüğümüzde, dinden ziyade insana bakmak gerektiğini düşünüyorum. Yazılı emirlere, ana kaynaktan aktarılan bilgilere baktığında, aslında son derece birleştirici bir sistem görmeniz gerekirken sonuç böyle olmuyor. Bu durumda da Dawkins ve benzeri bilimsel ateizm savunucularının yanıldıkları noktanın, yanlış bir hedefe yönelmeleri olduğunu düşünüyorum. Yönelmeleri gereken hedef homo sapiensin, yani insan dediğimiz türün en önemli işlevlerinden bir tanesi olan dini inanç, buna bağlı toplumsal yapılanma sistemi olmalı bana sorarsanız. Doğrudan homo sapiens özelliklerine yönelmeniz lazım. İnsan türünün neden böyle yaptığını çözmemiz gerekiyor. Dawkins bir evrim biyoloğu aslında. Evrim biyologları özellikle biyolojik anlamdaki evrimimizin bizi getirdiği ve götüreceği noktalar üzerine kafa yoruyorlar. Burada Dawkins ilginç bir şekilde olayın sonuçlarından bir tanesine odaklanıp ona savaş açmaya çalışıyor. Ama bu aslında evrimsel biyolojiye de ters. Evrimsel biyoloji bu kadar dar bir konuyla ilgilenecek bir mesele değil ki? Daha ziyade bunun neden böyle olduğu ve nasıl daha iyi bir yola getirileceğine bakmamız lazım. Ama tabi insanların reflekslerini anlayabiliyorum. Ben dindar bir çevrede büyüdüm. Çok farklı dini gruplarla, farklı insanlarla merakım yüzünden temasa geçme şansım oldu. Farklı dinlere mensup arkadaşlarım çok oldu. Bunların içinde gördüğüm şey, herkesin bildiği çok net bir yere ulaşıyorsunuz aslında: İyi din, kötü din falan yok. İyi insan, kötü insan var. Ve aslında kötü insan sayısı çok az. Ben parmakla sayabilirim gerçekten kötü diyebileceğim insanları. Onlar hakkında da muhtemelen yanılıyorumdur… İnsanlar iyi, fakat yıkıcı etki her zaman çok fazla ses çıkartıyor ve çok fazla iz bırakıyor. Dolayısıyla siz inanç gibi gerçekten temiz saf ve insan toplumlarının daha iyi şeyler yapmaya yönlendirmeye yarayabilecek bir meseleyi alıp, bunu şeytani bir yıkım aracına da dönüştürebiliyorsunuz. Bizim insan türü olarak en iyi becerdiğimiz işlerden biri bence bu. Özetle, ben bilimle ilgili uğraşılarımın tamamının ana gerekçesi olarak inancımı alıyorum. Ben böyle başladım bu işe. Çünkü benim inancım bilmeyi emreden bir inanç diye biliyordum. Sonra bilmeye başladıkça baktım ki, benimle aynı inanca mensup olduğunu söyleyen insanların gündeminin ilk 3 maddesi arasında bilmek yok.

