Din İyi İnsan Olmak İçin Değil, Asıl İyi İnsanın Dine İhtiyacı Var!
Sinan: Muhtemelen aynı kaynaklardan besleniyorsunuz ama 2 gün önce adamın biri, “evet evrim vardır, bazı insanlar maymunlaşmıştır, o maymunlar Yahudilerdir” diye bir yazı yazdı. Yine başka bir adam çıktı, “bir kadın fahişe kılığıyla gezmemelidir” dedi. Benim İslam’la temasımı sağlayan unsurlar bunlarken İslam’a dair olumlu ne düşünmemi bekliyorsunuz?
Sinan Canan: Yanlış yere bakıyorsunuz!
Sinan: Hayır ben yanlış yere bakmıyorum. Hatta bu adamlara hiç bakmamaya çalışıyorum. Onlar benim burnuma burnuma giriyorlar.
Sinan Canan: Siz bana bakın boşverin onları 🙂
Sinan: Size baktığım için şu anda buradayım zaten. Ama bu adamlar toplumun büyük kesiminin burnuna burnuna giriyorlar?
Sinan Canan: Buna muhtemelen sizden çok benim sinirim bozuluyor. Her gün tepem atıyor, tansiyonum yükseliyor böyle haberleri okuduğum zaman.
Sinan: Seküler bir insan olarak, bir ateist olarak bu toplumda kendi varoluşumu sürdürmek gibi bir sıkıntıyla karşı karşıyayken sizi reddederek değil, anlamaya çalışıyorum. Anlamaya çalıştığım Sinan Canan ile anlamakta güçlük çektiğim o unsurlar arasında bir bağlantı kuruyorum ister istemez. Çünkü aynı kaynaklardan besleniyorsunuz.
Sinan Canan: Doğru aynı kaynaklardan besleniyoruz. Fakat o kaynaklara akan kirli suların miktarı çok fazla. Filtreleri olan insanlarla, olmayan insanlar arasında tabiî ki görüş farklılıkları oluyor. Pragmatist olayım; bence sonuca götürecek yol, Sinan’ların daha sık bir araya gelmesi. Birbirini anlayan, niyetleri iyi olan, gelişmeye, bilgiye açık, fikirlerini değiştirebilme özelliklerini kaybetmemiş olan insanların sık sık bir araya gelmesi. İyi insanların bir pakt oluşturması. Buna ihtiyacımız var. Aidiyetler noktası çok farklı, bakılan yere göre değişiyor. Dindar bir insana göre dindar olanlar ve olmayanlar olduğu gibi, mesela herhangi bir dine mensup olmayan insanlar için de herhangi bir dine mensup olan ve olmayan gibi bir ayırım var. Bu ayrımların hiç biri doğru değil. Eşine az rastlanır derecede tuzu kuru ve özgür bir hayat yaşadım ben. İstediğim her türlü kararı verebilecek bir ortamdaydım. Tek başına yaşayan bir gençtim. Zorlamaya maruz kalmadım. Rahatlıkla her türlü dine girip çıkabileceğim özellikte bir ortamdı. Hala burada kalmamın sebebi, gerçekten İslam’ın iyi yaptığı insanlar tanıyorum ben. Ve o insanların sırf İslam oldukları için kendilerine nasıl şekil verdiklerini gördüm. Tamam bu örnekler az, ama varlar. Ve tekrar söylüyorum, diğer kamplardan da çok iyi insanlar tanıdım
Sinan: İyi insan olmak için dine ihtiyacımız var mı?
Sinan Canan: Aslında bana sorarsanız, iyi insan olduğunuz zaman dine ihtiyacınız oluyor. Bu söylediğim nüanslar içeren bir şey. Her insanın dine ihtiyacı olduğunu söyleyemezsiniz. Ama iyi bir insan olduğunuzda daha iyi olabilme isteği gelir. Din derken dünyadaki 20-30-50-100 dinden birini kastetmiyorum. Gerçek bir dine ihtiyacı var insanın.
Sinan: Dine mi yoksa bir tanrıya mı ihtiyaç var? Çünkü tanrının herhangi bir dini yok sanırım?
Sinan Canan: Bu ülkedeki ateistlerin çoğu, Müslümanlara kızıp aslında deist olan insanlardır. Bir insan insafen zaten şu evrendeki düzen algısıyla sarsılmadan çok yaşayamaz. Eğer belli bir IQ’nun altında değilse tabii… Bilimsel bir gerçeği öğrendiğimizde, gece gökyüzüne baktığımızda, bir şiirin bizde uyandırdığı duyguyu analiz ettiğimizde içimizdeki yüksek titreşim zaten bizi bir yerlere götürüyor. Ama burada sorun sistemli dinin insanlar tarafından çarpıtılması. Bu şöyle çözümlenebilir. Bana ya da sana bugün iktidar verilir. Bir kanun tüzük, ordu gücüyle bütün hepsinin kellesini vurdurturuz. Ben de elektro fizyolojik ölçümlerle bu adamın beyninde bilmem ne var ona bakarım, size bilimsel destek de sağlarım. Ancak bir kaç, on yıl sükûnet içerisinde yaşarsınız. Sonra insan doğası yine ortaya çıkar. Burada yapılacak şey iyilerin bir araya gelip iyilik üretmeleri. Doğal seçilim Darwin tarafından ortaya atılmış çok önemli bir mekanizma. İnsan türünün özellikle iyiliğe yönelik beyin devreleri var. İnsanların hiçbir çıkarı olmamasına rağmen iyilik yapması, evrimsel biyolojiye ters görünüyor ama hayır, bunun için bir devremiz var. Türümüz böyle hayatta kalıyor. Bu, türümüzün varoluşunu destekleyen bir şey. Biz iyi olduğumuzda insanların beynindeki ödül sistemini harekete geçirecek seçenekler sunduğumuzda, bunu yapay etiketlerimize rağmen bir araya gelerek yapabildiğimizde, bir ütopya çizebiliriz. Bu hiç de zor bir şey değil. Global ölçekte düşünmek bizim işimiz değil, sakıncalı. Bizim işimiz insanlığı kurtarmak değil. Benim işim şuanda karşı karşıya oturduğum insana karşı görevimi hakkıyla yapabilmek. Evdekilere, iş ortamındakilere, genişleyen halkalar içerisinde en yakın çevremdekilerle ilişkilerimi üstün insan düzeyinde kurabilmek. Ondan sonra zaten gerisi benim işim değil. Biz bu mikro çevrelerde bunu becerebildikçe yayılıyor. Ama bizde ters bir durum var. Dünyanın sorununa, bilmem nerde açlıktan ölene o kadar kafayı yoruyoruz, yan apartmandaki adam ölüyor umurumuzda olmuyor. Medya çağı da bunu destekliyor açıkçası. Halbuki mikro çevrede yapacağımız değişikliklerin mucize yaratacağı çok aşikar.
Sinan: Toplum olarak şu anki delilik halinin nedeni fizyolojik mi yoksa psikolojik mi?
Sinan Canan: Bu tamamen Nietzsche’nin de dediği gibi insanca bir şey! Şu anda yaşadığımız her şey gayet insanca! Bir karaca, antilop, maymun, v.s. hayvan topluluklarına bakın böyle bir şey görmeyeceksiniz. Bunlar bir araya geldikleri zaman doğal olarak içlerinden bir lider çıkıyor. Oylama, demokrasi, darbe göremezsiniz. Bakın milyonlarca arı bir kovanda yaşıyor. Hiç gördünüz mü “ben bu kraliçeyi devireceğim, öbürü daha güzel, onu kraliçe yapacağım?” diye bir şey? Böyle bir sistem görmezsiniz. Tabiatta devrim falan olmaz. Evrim vardır. Ve akıllıca, akarak giderler. İnsan topluluklarında, insanlıktan, üstün enteleküel özelliklerden kaynaklanan bir çok başlılık, ben her şeyi çözdümcülük, ben kesinlikle geçmiş devirlere göre daha akıllıyım ön kabulunün getirdiği aptalca bir özgüven var. Bunların tamamı birleştiğinde çok eğlenceli bir hal alıyoruz aslına bakarsanız. Faraday fizik bölümüne başlıyor. Diyorlar ki fizikte artık her şey çözüldü, bulunmayan bir şey kalmadı, sen git bilmem ne çalış diye bunu üniversiteden kovalıyorlar. Daha ortada kuantum fizik, görecelilik falan hiçbir şey yok. İnsanın böyle bir kafası var. Mesela bugünkü bilimci kafada da aynı şeyi görüyorum. Her şeyin cevabı artık elimde: bilimsel yöntem! Şimdiye kadar çözemediklerimi de yarın, öbürgün çözeceğim. Ne biliyorsun? Felsefi olarak son derece hatalı bir şey bu! Hiçbir kanıtımız yok bunu söylerken! Eğer bu bir yanlışsa, çok büyük bir yanılgıya koşar adım gidiyoruz demektir. Oysa insan olarak her ihtimali düşünecek sakin bir kafaya ihtiyacımız var. Bu da bana sorarsanız, schumacher’in söylediği küçük güzeldir kitabında anlattığı, küçük işletme mantığıyla yakından ilişkili. Global şirketler, hipermarketler bizi batırıyor, ekonomimizi batırıyor. Aynı şekilde büyük emeller, büyük insan topluluklarını bilmem nerelere sürükleme hayallerimiz de, insan türünü batıran şey.
Sinan: Bu toplum da sürekli büyük ideallerin peşinde koştu. Son 80-90 yıl başka bir ideal vardı, şuanda başka bir büyük ideal var?
Sinan Canan: Herkes Mehdi, Mesih falan bekliyor ya, aynı sistemin tezahürleri. Buna yapacak bir şeyimiz yok. Tekrar söylüyorum. Ben siyasilerle kavga edenleri çok anlayamıyorum. Siyasiye bir şey söylediğinizde, ona tepeniz attığında ne değişiyor? Kendi tansiyonunuzun yükselmesi, stres hormonlarınızın artması dışında bir şey halledemiyorsunuz. Türkiyede şöyle güzel bir durum var. Siz bir tarafa muhalif olup oraya saydırmaya başladığınızda, onun taraftarlarını çok daha sıkılaştırıyorsunuz. Aslında çok güzel biçimde kutuplaşmayı besliyorsunuz. Halbuki her tarafla iletişime geçebilen akıllı insanlara ihtiyacımız var. Özellikle de taraf olanların gerçekte mağdur insanlar olduğunu fark eden insanlara ihtiyacımız var. Mesela falanca siyasi liderin peşinden miting miting gezmek, onun her dediğine bir şekilde kitaptan ayetlermiş gibi algılamak gerçekten bir mağduriyet hali.
Sinan: Ama toplumun tamamı bu sözünü ettiğiniz mağduriyet halinde. %49 bir tarafta, kalanı öbür tarafta birbirlerinin gırtlağına yapışmış durumdalar?
Sinan Canan: Aynen öyle. Ben birkaç senedir n’beyin diye bir şey yapıyorum. Beyin anlatıyorum Türkiye’nin her tarafında. 100 civarında üniversiteye, farklı kurumlara falan da gittim. Her türlü siyasi görüşten insanla bir araya gelme şansım oldu. Aklınıza gelebilecek en uçuk gruplara da gittim. Karşımda sarıklı cübbeli ağabeyler de vardı, son derece seküler ağabeylerin ablaların olduğu yerler de vardı. Hepsinin ortak derdini yakalayan çok ilginç bir konudan söz etmekte olduğumu fark ettim. Aslında herkes kendisini merak ediyor ama o 2 saatlik sunum dışında bunu düşünmeye fırsatı olmuyor. Şu anda bütün dünya insanlarının ihtiyacı olan biraz sakin olup kendiyle ilgili, acaba ben bu hareketimi niye yapıyorum, bu kararımı niye veriyorum, ne oluyor, ne bitiyor diye düşünmesi gerekiyor.
Sinan: Bu lüks! Fazlasıyla lüks!
Sinan Canan: Evet!

