Evrimi Bilmeden Hakkıyla Müslüman Olunmaz…

0
994

Zannediyorlar ki Tesadüfen Müslüman Doğdular Diye Cennet Garanti!… 
Sinan: Tebliği tasanız ve telaşınız yok yani?
Sinan Canan: Benim tebliğden anladığım şu. Peygamberin hayatına da bakarsanız eğer, yolda bir adamı tutup; “Allah var, öleceğiz, cehenneme gideceğiz” falan diye bağırdığını görmüyorsunuz? Böyle bir tebliğ sistemi yok. Peygamberin tebliğ yöntemi çok basittir. Birisi para istedi mi para verir, parası yoksa ceketini verir, ceketi de yoksa yanındakinin ceketini verip ona ceket almayı taahhüt eder.
Sinan: Olma hali tebliğin kendisi diyorsunuz yani?

Sinan Canan: Aynen öyle. Ben eğer faydalı bir şey yapabilirsem, insanların zihnini açabilirsem birisi soracak: “bu adam bunu niye yapıyor?” diye. Biri de diyecek ki, “bu adam şu dinden, öyle duymuş öyle yapıyor!”.  Tamam işte benim tebliğim bu. Bir insanı cehennemden cennete götürmek benim işim değil. Ya da burada bilet kesen adam ben değilim. Ama bakıyorsunuz etraf bilet kesenlerle dolu. Herkes birbirini cennete, cehenneme göndermeye çok meraklı. Bu benim kişisel tercihim tebliğ meselesinde. İslam’da böyledir diye bir şey de koymuyorum ortaya. Bu konuda en çok papaz olacağımız konulardan bir tanesi. Bir tanesine göre de evde pala bilemiyorsam mesela, yeterli tebliği yapmamış da olabiliyorum. Kendileri bilir. İyi olan kazanacak ona bir şey diyemem 🙂 Darwin haklı bu konuda. Netice itibariyle Kur’an gibi bir metine bakarken çok düzeyli bakmamız lazım. Bu arada Kuran’ın çok ilginç bir özelliği var. Diğer bütün dinlerin, yazılı metinlerin hepsini kapsıyor, onları kabul ediyor, kendisinden önceki mesajlar olarak sıklıkla referans veriyor. “Biz onlara şöyle dedik, böyle dedik” falan gibi. Gerçekten de Kur’an’ın son mesaj olduğuna inanarak, diğer metinleri de Kur’anı referans alarak araştırdığınızda çok çarpıcı sonuçlara ulaşabiliyorsunuz. Kitapta yazmaya çalışıyorum şimdi, evrim meselesiyle ilgili olarak… Adem’in cenetteki hikâyelerine falan Tevrat’ta, İncil’de, Kur’anda yazılanları karşılaştırdığınızda kafanız daha da açılıyor. Bazı çok majör farklılıklar dışında hikâyelerin çoğu ortak. Nereden kaynaklanıyor bu majör farklılıklar? Söylenceler, gelenekler, Sümer yazıtları, antik mısır efsaneleri… Bunların hepsi nasıl bir araya gelip söylence oluşturmuş, bunu daha rahat kavrayabiliyorsunuz. Yani herkese dayatabileceğim bir şey değil bu. Ama inanıyorsanız eğer, inancınızın kitabı olarak bu kitap merkezde yer almalı. Bu kitabın merkezde olması demek, onun metodolojisini de benimsemeniz demek… Salim kafayla baktığınızda bu kitap diyor ki, bütün her şeyi okuyacaksın beni anlamak için! Bu kitabın bir fihrist, bir indeks olduğunu ve onu açacak şelin de bilgi olduğunu herkesin fark edebileceğini düşünüyorum. Benim tek amacım bunu göstermek! 
Sinan: Ne kadar az insan fark etmiş ama? İslam dünyası ısrarla bunu fark etmek ne kelime, bunu reddediyor. Üstüne üstlük çok büyük bir çatışma yaşıyoruz. Asıl girmek istediğim konulardan biri de şu ki İslamofobi deniyor mesela…  Ben İslam’ı kendi varoluşum için, insanlık için bir tehdit olarak görüyorum. Siz ne dersiniz bu konuda?
Sinan Canan: İslamı değil ama mevcut Müslümanlık kültürünü ben de böyle görüyorum doğru. Sizinle orada aynı noktadayım. Bu olan biten her şeyle ilgili Cat Stevens’in da bir sözü var; “Öncesinde Müslümanları görmüş olsaydım, hayatta Müslüman olmazdım” diyor Cat Stevens. Aynen katılıyorum. Şu anda İslam toplumunun durumu çok ortada! Hiçbir analize gerek yok!
Sinan: Yeni bir şey de değil bu… Yüzlerce yıldır böyle?
Sinan Canan: Aynen. 400-500 yıl diyorum ya. Bizim Osmanlı imparatorluğu gibi bazılarımızın parmakla işaret etmeyi çok sevdiği, bugün de “keşke olsaydı” dediği örneklerimiz var. Fakat bilgi anlamında Osmanlı İmparatorluğunun durumu çok kötü! Savaş kültüründen beslenen, ganimet üzerinden yaşayan bir devlet söz konusu aslında. Kişisel atılımlar dışında bir bilimsel kültür birikimi, bir doğa bilimleri geleneği, bir düşünce geleneği yok. Aslında Bektaşi kültürü üzerine inşa edilip sonra Sünni hukuka dönüşen ve bugün siyasi olarak İslamcılar denen kitlede devam eden o sistem, aslında bir yaşam biçimine dönüşmüş. Ve biz bunu İslamın en önemli devlet sistemi falan zannediyoruz, oysa hiçbir tarafı İslami değil. Atalarımla hiçbir sorunum yok, pek severim kendilerini ama günahıyla sevabıyla tamamen Roma’nın devamı bir dünya imparatorluğu görüyorsunuz, başka bir şey yok. Bunun dinle, inançla bir ilgisi de yok. Temele döndüğümüzde Hz. Muhammed’in cenazesine 12-13 kişi katılıyor. Hayattayken, son anlarında iktidar mücadelesi başlıyor ve hemen arkasından biliyorsunuz Kerbela olaylarına kadar varan bir ton tantana var. Bütün bunlar bize bir şey söylüyor. Din orada duruyor da, insan doğası da burada duruyor. İnsan doğası öyle bu devire has kazalar üreten saçma sapan bir şey değil. Her zaman bu burada! Dolayısıyla, yaşayacaksanız bunun doğasıyla karşı karşıya kalmanız ve bununla baş etmeyi öğrenmeniz lazım. Açıkçası istatistiksel düşünmek benim işim değil. Yani yüzde şu kadar adam cennetlik, şu kadarı cehennemlik, şu kadarı doğru yapıyor, şu kadarı yanlış yapıyor diyemem, bilmiyorum. Şu anda 40’lı yaşlarında bir adam olarak birçok insanla tanıştım. İlk tanıştığımda çok radikal görüşleri olan insanlar şu an bambaşka noktadalar ki bunlardan bir tanesi de benim zaten. Ben yıllarca anti evrim propagandalarına gönülden sahip çıkmış, dillendirmiş, bu alanda iyi eğitim almış bir insanım. Fakat düşünceler hızla değişebiliyor. Başka bir insan olabiliyorlar. İnsanın her zaman doğruyu güzel bir şekilde sunulduğu takdirde görebileceğine, değişebileceğine dair bir inancım var.
Sinan:  Bir tek anahtar var burada; kuşku?
Sinan Canan: Aynen! Kuşku da taraflı bir şey aslında… Bize neden kuşku duymamız söyleniyorsa, ondan kuşku duyuyoruz. Bu da yetiştiğimiz ortamla çok bağlantılı bir şey. Sizinle muhtemelen dünya görüşlerimiz çok farklıdır. Bunun temel sebebi hepsinin üzerinde düşünmüş olmamız değil. Yetiştiğimiz çevre, etkilendiğimiz, beslendiğimiz sosyal ortam da bizi şekillendiriyor. Bunu bildikten sonra aslında kendimizi rahat hissetmemiz çok da kolay değil bulunduğumuz nokta itibarıyla. Her birimiz şekillendirilmiş bireyleriz. Özellikle dindar çevrelerle olan muhabbetlerimde sormayı seçtiğim bir soru var, hep o soruyla başlarım: Dünyada 4 tane majör din var şu anda. İnsan sayısı olarak en büyüğü Hristiyanlık, sonra İslam, sonra Ateizm, sonra Hinduizm! Şu anda rastgele herhangi bir ailede doğup da o ailenin Müslüman ya da Hristiyan olma ihtimali çok büyük. Müslüman bir ailede doğuyorsunuz ve ekstra bir şey yapmadan öldüğünüzde cennete gidiyorsunuz! Böyle bir din yok!Hiç bir din böyle bir garanti vermez. Siz kendinizi inşa etmek zorundasınız. İnançların amacı budur zaten. Yaşadığınız döneme göre felsefeyi, bilimi, sosyal ilişkileri, her şeyi iyi bilmeniz gerekiyor. Dinin sizi daha iyi bir insan yapması gerekiyor. Fakat şu anda bahsettiğiniz o insanı İslam’dan soğutan gelenekte; Müslüman doğdum, yırttım gibi bir anlayış var. Böyle olunca bu, gelişmeye kapalı insan tipini karşımıza çıkartıyor
Sinan: Nasıl aşabileceğinizi düşünüyorsunuz bunu?
Sinan Canan: Hatırlatarak. Kuranın metedolojisi! Benim işim çok kolay!
Sinan: Dini Kur’an olan insana dışarıdan neyi hatırlatacaksınız? Adamın elinin altında zaten kitap?
Sinan Canan: Evet ama sürekli elinde olan ayna puslu olursa, sırı dökülmüş olursa, gördüğü şey de farklı oluyor. Siz ona hatırlatacaksınız! Aynasını parlatmasını sağlayacaksınız. Meselenin aslında son derece sade olduğunu tekrar tekrar hatırlatacaksınız. O insanlara kızmak yerine merhamet duymamız gerekiyor. Yüzlerce yıllık bir enkazdan bahsediyoruz. Ben bunu üzerimden attım da kendi başıma mı attım? Bana geldi birileri bir şeyler hatırlattı. Yine sosyal ortamım, yine çevrem… Şu anda bir şeylerin farkındaysam, bu sayede… Bundan sonra benim görevim anlatmak artık. Nasıl ki bir müzisyen anne karnında müzisyen olmuyor, doğduğu ortamda öğrendikleriyle ilham gelmeye başlıyorsa, benim de diğer insanlara ilham verici eserler üretmem lazım. Aslında diğer insanlarla kavga ederek onları marjinalleştiriyoruz.