Evrimi Bilmeden Hakkıyla Müslüman Olunmaz…

0
994

Sinan: Ülkenin bir bölümünde insanlar can pazarı içerisindeyken bize bu kadar öznel bir düşünme alanı açılmıyor?
Sinan Canan: Şu anda zaten zurnanın son deliğini izliyoruz. Fakat seçeneğimiz yine ortada. Bu olaylara müdahale etme gücünüz varsa tabiî ki edeceksiniz. Ama yoksa benim gibi, kızmak yerine bunun temel nedenlerini, bu konuları ortadan kaldırmak üzere ufak da olsa çabalar göstereceksiniz. Benim seçtiğim yol bu. Siyasetin her türlü söylemini bu çabaların en büyük engeli olarak görüyorum doğrusunu isterseniz. Elimden geldiğince de uzak durmaya çalışıyorum. Bazen dayanamıyorum bir şeyler söylüyorum ama bu beni yoruyor, kesiyor, yavaşlatıyor. Bu da Ortadoğu’nun bendeki refleksi. Dolayısıyla ben ne zaman bildiğimi anlatsam, ben ne zaman insanlara iyilikten bahsetsem kendimi iyi hissediyorum. Ne zaman kötülükten söz etsem, ne zaman bununla ilgili insanlarda negatif duygular oluşturacak bir şeyler yapsam, o zaman kendimi de kötü hissediyorum. Beyinle uğraştıkça şunu fark ediyorsunuz. Dış dünya sizin verdiğiniz anlamdan ibaret. Bu bir kişisel gelişim mottosu falan değil. bu nörofizyolojinin göbeği. Bugünkü sinir bilimleri diyor ki, beyin dediğimiz organ algımızı oluşturan şeydir, hiçbir şekilde dışarıyla doğrudan teması yoktur. Yazılımsal olarak, duyu organlarından aldığı bilgileri değerlendirip size bir dünya resmi çizer. Ve hepimizin de dünya resmi birbirinden farklıdır. Çok basit donelerle bu dünya resminin rengini tamamen değiştirmeniz mümkün. Ben hayatımda birkaç kere kazayla yaşamış bir adam olarak herkese bunu öneriyorum. Bunu tabi kendinizi LSD ile uyuşturulmuş gibi, hadi böyle bir keşife çıkın anlamında söylemiyorum. Yapabileceklerinizi, kafa açan olasılıkları görün. İnsanların gerçekten yapabileceği inanılmaz şeyler var. Eğitim aracılığıyla zihinleri biraz önce şikayet ettiğimiz yönlere doğru formatlamak konusunda zaten elimize kimse su dökemiyor! Benim öncelikli, esas saldırı alanım burası. Bu eğitim sistemiyle ilgili yanlış mantığımızı kırmamız gerekiyor. İnsan potansiyeline uygun, onun öğrenmesini engellemeyecek bir eğitim sistemi benim birinci işim mesela. Bunu yapabilirsek, azıcık da olsa bir etki olabilse, yarın öbür gün bugün konuştuğumuz sorunların %50’sinin belki ortadan kalkmasını sağlayacaksınız. Ama bugün maalesef görüyorum ki siyasi olarak görüşün ne olursa olsun, ön yargılar altında kemiklerimiz çatır çatır kırılıyor. Her tarafa karşı ön yargımız var. Bunları atacağız. Atmak zorundayız! Başka çaremiz yok!
Sinan: Ama nasıl? Bunu besleyen bir dünya şey varken nasıl? Her şeyden önce siyasetimiz bunu besliyor. Din besliyor? Taassup besliyor? 
Sinan Canan: Doğru! Dedim ya küçük çerçevede çalışarak insanları uyarmamız lazım. n-beyin sitesinde bunu yapmaya çalışıyorum. Örneğin internette gördüğünüz bir haberi paylaştığınızda beyninize ne oluyor diye anlatarak, biraz kendi üzerine akletmeyi seven bir adama, paylaş düğmesine basmadan önce düşünmesini sağlamaya çalışıyorum. Bu küçük bir hareket ama önemli bir hareket! Oradaki paylaşma refleksi son derece zararsız bir oyun gibi görünüyor olabilir ama hem sizin hem çevrenizdekilerin davranış biçimini zamanla çok belirleyen bir şey haline geliyor. Bu ufacık bir farkındalık bilgisi. Minnacık! Ama her zaman için kendi üzerinde düşünmeyi seçen insanlar üzerinde etkili. Yoksa bilgi ortada, herkeste duruyor. Ama bilgiyi nasıl kullandığınız çok önemli. Bir de olabildiğince örnek olmaya çalışıyorum açıkçası. Benim bu arada bütün ciğerim internetedir. İnsanlar 25 yıldır her şeyimi görebiliyorlar. Hiçbir gizlim saklım yok. Hiçbir yazdığım yazıyı silmişliğim yok. Bugünkü söylediğim şeylerle çelişen şeyler vardır geçmişte. Fikir değiştirmenin çok keyifli bir şey olduğunu insanlara anlatmaya çalışıyorum. Çünkü değişim biyolojinin esasıdır. Biz dönüşürüz. Sabit fikre sahip olmak patolojiktir. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Her gün insanların düşüncesini bir tık değiştirebilsek cenneti kurabileceğimiz bir yerde yaşıyoruz aslında.
Sinan: Evrilmeyi kabul etmesi lazım önce Müslümanın?
Sinan Canan: Anlatacağız! Bir eşik var. Belli şeylerin kabul edilmesi için o eşiğin geçilmesi lazım. Oraya çok yaklaştığımızı hissediyorum. Hatta şu an bir tık ilerisini zorluyorum. Şu anda benim de sert bir söylemim var. Hiçbir zaman hiçbir yazımda bunu tam olarak ifade etmedim. İlk defa reportare’ye özel belirteyim bunu: Evrimi bilmeden bugün hakkıyla Müslüman olmanız mümkün değil. ben artık bu noktadayım. Bu tabi sadece evrim üzerinden de değil.Bilmeden, herhangi bir şeyi, uğraştığınız herhangi bir şeyi gerçekleştirebilmeniz mümkün değil. 
Sinan: Evrimin olmadığını ispatla uğraşan bir dünya insan var?
Sinan Canan: Var. Allah kolaylık versin onlara da. Hrististiyanlığın çok önemli dalı  evanjelizm varlığını bunun üzerine kurmuş durumda. Aynen devam etsinler, sonuna kadar alkışlıyorum kendilerini. Ama iyi olan kazansın. Bu yaradılış meselesi eften püften bir mesele değil. Bütün dinleri de bırakın, ağırlıklı olarak doğu geleneklerinde, “kendini bilen rabbini bilir “ sözünü temel alan, insanın doğasını anlamanın önemine dair çok önemli bir vurgu var. Meditasyon dediğimiz gelenek bile aslında bunu yapmamız için bir rutin, alıştırma sunuyor. Siz kendi aklınızdan geçen düşüncelerin, içsel dalgalanmalarınızın farkında oldukça dış dünyanın ne olduğunu daha iyi anlayabiliyorsunuz, çünkü onun anteni sizsiniz. Ama evrimsel kökenlerini bildiğiniz zaman; ben ne yaparken şempanzeyim, ne yaparken sürüngenim, ne yaparken insanım bunu fark edebiliyorsunuz. Ve insanın farkını anladığınızda basmanız gereken frenler bir anda gözünüze aşikar oluyor. Bir frontal korteks meselesi vardır bizim sinir biliminde. İnsan beyninin ön kısmı… Bu bölgenin bütün hayvansal etkilerimiz üzerine bir fren etkisi var. Bu fren etkisi sayesinde toplumsal olarak yaşayabiliyoruz. Yoksa hepimiz, hırsız, kaçakçı, tecavüzcü falan olurduk. Bu sistem insanda o kadar gelişmiş ki, her şeyi yapabilmemizi sağlıyor. Teknoloji üretimini kastetmiyorum. Duygusal kontrol, diğerlerini anlama, birlikte hareket edebilme, ahlak kuralları v.s. Bu sistemin kurgulanmasını insanlara detaylı olarak ben bir anlatabilsem… Sürekli bunu anlatmanın fırsatını arıyorum. Belki televizyonlarda falan rastlamışınızdır, zırt pırt işi frontal kortekse getiririm. Bunu anlatabildiğim zaman şöyle düşünen insanlar gördüm; “hımm bakayım benim frenim nerede bozuk?”. Bu önemli bir bilgi ve siz bunu ancak evrimsel biyolojiyle doğru anlayabiliyorsunuz. Bugün mesela beynin çalışma sistemini, anatomik yapılanmasını evrimsel biyoloji olmadan anlayamazsınız. Evrimsel biyoloji olmadan canlılıkla ilgili bir şey anlayamazsınız da, bunu hiç anlayamazsınız. Dolayısıyla bunu anlatıp bir tık da ötesine geçeceğim ben, benim güvenim tam yani. Bu arada Thomas Kuhn’un “bilimsel devrimlerin yapısı” nda söylediği söz hep aklımda. “hiç kimse kanıtlar iyi olduğu için, deneysel kanıtlar ikna edici olduğu için fikir değiştirmez. Nesiller ölür, yerlerine yenileri gelir. Onlar yeni paradigmayı sürdürürler’’ diye. Ben bir sonrakileri bekliyorum. Şu anda 40 yaşının üzerindeki adamların fikrini değiştirmekten çoktan vazgeçtim. Öyle bir sıkıntım yok. Ama insafa dokununca insanoğlunun kabul etmeyeceği bir şey olduğunu düşünmüyorum ben. İnsaf önemli.