Sinan: Dünya dindarlaşmaya mı gidiyor yoksa dinden uzaklaşmaya mı size göre?
Sinan Canan: Valla dünyayı öyle çok gezmiş bir adam değilim bilmiyorum. Ama Avrupa’da birkaç ülkede, en uzun Danimarka’da olmak üzere biraz çalıştım. Tabiî ki genel merakım itibariyle insanlarla bu konu üzerine çok muhabbet ettik. Şöyle bir şey görüyorum. Oranın kurtuluşu sekülerlikte bulan bu dönüşümü var ya, rönesanstan sonra akıl çağının başlaması Avrupa’da.. Şu anda tabi başka bir boşluğu getiriyor. Birincisi önceden sömürgecilikten de kaynaklanan muhtemel sahte zenginlikle, içerisine kapalı bir toplum olarak, son derece yapay cennet tasavvuru içerisinde yaşıyor. Hele Danimarka mesela bunun şahikası bir yer. Gençler en azından görüyorlar. Benim gittiğim dönemde öyleydi. Bir yerlerde insanlar açlıktan ölüyorlar, mülteciler ölüyor, Avrupa’nın dibinde kan gövdeyi götürüyor.. Bunun çok sürmeyeceğinin farkındalar ve insanlar bir şeyleri sorguluyorlar. Sorgularken de; mesela bana sorarsınız o Hebdo meselesi, karikatüristlerin öldürülmesi… “Bunlar gerçek İslam değil” diye millet zıplıyor falan ama bu çok önemli bir şeyi de gösteriyor. Yani karşınızdaki İslam dünyası denen şeyin monoblok bir yapı olmadığı, içinde bir sürü tuhaf fraksiyonlarla beraber bunlara karşı duran bir zihniyetin de var olduğuna dair aslında bir uyanıklık yaratıyor. Ama bunlar bu işin basamakları. Birisi, bir matematik profesörü mü neymiş, Müslüman olmuş bir seminer veriyor. Anlatıyor işte nasıl Müslüman olduğunu falan. Bu tip olayları zikrediyor işin arasında. Bu tip olaylara karşı duran Müslümanlarla tanışmasını ve hayatının değişmesini anlatıyor. Bunun Müslümanlar açısından hayıra vesile olacağını düşünemezsiniz ama kötülüğün bile aslında uzun dönemde işe yaradığı bir dünyada yaşıyoruz. Dolayısıyla meselelere dar kalıptan bakmamak lazım… Kötü ve iyi dediğimiz şeyler biraz bizim algımızla da ilgili. Bugün çok rahat, iyi, süper dediğimiz herhangi bir durum, yarın öbürgün sağımıza solumuza batan en önemli rahatsız edici faktör olabilir. Sakin olmak lazım.
Sinan: İyimser misiniz?
Sinan: Kutuplaşmayı aşabilecek mi Türkiye?
Sinan Canan: Sizinle ben aşabiliyorsak herkes aşar. Benim ölçüm bu. Biz becerirsek herkes becerir. Herkes devlet liderleri tokalaşsın, cemaat, din liderleri sarılsın… falan diyor ama böyle bir dünya yok. Onlar zurnanın son deliği. Onlar artık hadisenin en uç zuhuratları. En ucundaki insanlar. Alttakiler önemli. Bizler önemliyiz.
Sinan: Siz ve ben temel kodlarda anlaşabiliriz ama insanlar ortak kodları çoktan yitirdiler? Ortak kodlarını yitirmiş bir toplum haline geldik biz.
Sinan Canan: Ee yapıverelim? Mesela ben paso yazıyorum. Mesela ben Sinan Dirlik paylaşımlarını takip ediyorum? Hakkınız vardır, belki başka bir dünyada yaşıyorsunuz bilmiyorum, farklıyız. Ama benim mesela yazdığım yazılara n-beyin sitesine giren adam, dini inancına aykırı, siyasi görüşüne aykırı hiçbir şey bulmuyor.
Sinan: Evet ben de ilgiyle takip ediyorum. Eski Bilim Teknik tadında geliyor bana. Çok keyifli ve ilginç.
Sinan Canan: Homo sapiensin temeline döndürmeye çalışıyorum. Yapalım işte böyle bir şey. Siyasetten bile bahsetmenin böyle bir yolu vardır. Biz inşa edersek edeceğiz, yoksa 3. Şahıstan bu iş beklenmez. Şu adam niye düzgün davranmıyor dediğin zaman düzelmiyor ki. O adamın bizden bir beklentisi var. Ona yol göstermemizi istiyor aslında. Piyasadaki bir talep boşluğu varsa arz edeceksin. Bizim piyasamız da bu. Bu insanlarda böyle bir sorun varsa eleştirmek yerine..
Sinan: Yapmayın lütfen, tek tipleştirmeyi isteyen bir hegemonya var şu anda…
Sinan Canan: Var ama o hegomonya bugün olmadı ki?
Sinan: Doğru, hep vardı ama şu anda yenisi, en az eskisi kadar berbatı geldi. Eskisinden yaka silkerken, yenisi eskisine rahmet okuturcasına geldi.
Sinan Canan: Sizin benden daha iyi bilmeniz lazım. Bu ülkenin bundan başka hiçbir hastalığı olmadı ki? Hiç olmadı! Sadece yeni gelen İslamcı iktidarın alamet-i farikası gibi bir durum değil. Benim hatırlayabildiğim, ki 80’den beri şuurlu biçimde algılamaya ve hatırlamaya başladığımı düşünüyorum, Türkiye’nin ana tartışma konusu hep buydu? 60’larda, hatta 50’lerde de babam da, dedem de hep bunları tartışmış. Bizim bundan başka bir sorunumuz yok ki? Beyin çalışırken siyaseti o kadar kolay anlayabiliyorsunuz ki! Şimdiki cumhurbaşkanı daha başbakan olmadan evvel; daha milletvekili falan olmadan evvel, ben hatırlıyorum dün gibi gazete manşetlerini; “muhtar bile olamaz” diye başladılar sonra “geliyor” falan demeye başladılar. O zaman “ne oluyor yahu” demiştim, adam daha ortada yok. Belli ki açık ve yakın tehlike olarak görmüş ve karşı mücadele başlatmışlar. Siyasetçi insan şempazelerdeki alfa erkekleri gibidir. Beynindeki d2 tip dopamin reseptörü onlarda muhtemelen fazla, böyle bir fizyolojisi var işin. Kendine güveni, risk alması ve hızlı karar vermesi daha çabuk oluyor diğer türdaşlarına göre. Bunlar bir de aynı zamanda egosu yüksek insanlar. Siyasetçi egosu yüksektir. Sonuçta Allah aşkına bana bir tane siyasetçi söyleyin, Boyner hariç, o da zaten hatayla girdi siyasete, konuşmalarında bilgi veren bir siyasetçi gösterin? Siyasetçi bilgi vermez, doğrudan beyin sapına konuşur.
Sinan: Yok canım, geçmişte Marksist, Sosyal Demokrat çok sayıda Avrupalı, İskandinav siyasetçi vardır ki her biri birer kitaptır.
Sinan Canan: Yoklar artık? Neye oynuyor siyaset? Heyecana, ötekileştirmeye, tiksindirmeye ve büyük ideallere! Bakın bunların hepsi sürüngen beyninin ihtiyaçlarıdır. Orası zenginlik, güç ister, korunaklı olmak ister… Daha çok çiftleşme imkanı ister ve tabii düşmanların yok edilmesini ister. Her bir siyasetçi için tiksinmeniz, korkmanız gereken odaklar vardır. Buradan biz nasıl bir kortikal medeniyet umuyoruz ki? Böyle bir şey olmaz? Olamaz!
Sinan: E Peki nasıl iyimsersiniz bu koşullarda?
Sinan Canan: Siyasetle işim yok çünkü! Siyasetin hiçbir şeyi yönetmediğini biliyorum. Ama siyasete yakıt sağlayan şey, bizim gibi koca koca adamların bununla saatler, günler geçiriyor olması. Biz bu işi bıraktığımız anda siyaset çöker. Nasıl ki dünya 1 gün dolar kullanmazsa Amerika birleşik devletleri çökerse, aynı şekilde bir gün siyaset konuşmazsak bu ülkede siyaset biter!
Sinan: Biz de biteriz! Boşluğa düşeriz canım 🙂
Sinan Canan: İzmirde 4 tane cafede oturdum, 4’ünde de yanımdaki masa aynı gün AKP’den bahsediyor. Deli misiniz abi? Başka derdiniz mi yok sizin? Bütün İzmir buna kilitlenmişti o dönem. İçki mi yasaklanmıştı neydi artık… Fakat insanoğlunun gündemi bu kadar basit değil. Herkes kendine bir sorsun. Ben günümün % kaçını gerçekten kendimle ilgili, % kaçını başkalarıyla ya da lüzumsuz işlerde harcıyorum. Oran bizi çok korkutacak emin olun. Ben bunun reklamını yapıyorum. Yaptığım şey çok da zor bir şey değil. İyimser olmamam için de hiçbir sebep yok. Çünkü zaten insanın bildiği bir şeyi insana hatırlatıyorum. Bunu da Kuran’dan öğrendim. Kuran kendisi için der ki, bu bir zikirdir. Zikir Arapça hatırlatıcı demektir. Kuran insana bilmediği hiçbir şeyi söylemez. Bildiği ama unuttuğu şeyleri hatırlatır. Bu gözle baktığınız zaman da insanlara benim hiç yeni bir şey öğretmeme gerek yok. Sadece ne olduklarını hatırlarlarsa daha güzel olacaklarına eminim. Ben öyle oldum inşallah diye düşünüyorum
Sinan: Teşekkür ederim
Sinan Canan: Ben teşekkür ederim valla. Çok konuştum hakkınızı helal edin.
Sinan: Vamma okuyucu helal etsin 🙂 Benim açımdan çok hoştu, daha çok konuşacak şey de vardı ama… Biz bizeyken artık 🙂
