Haksızlığa Uğrayan Tek Bir Madenci Kalmayana Dek Yola Devam!

0
444

“Her gün yeni ağızlar eklendi ağızlarına, yeni

yollarla tanıştı ayakları, her gün yeni kabuklar çatladı,

yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerini, bir kent

oldular sonunda.”*

Alev Şahin; Bugünlerde Ankara Nallıhan’da bulunan 500 Çayırhan Maden İşçisinin özelleştirmeye karşı başlattığı eylem emekçinin gündeminde. Orada da madenciler talepleri karşılanmazsa hakları için açlık grevine başlayacaklarını duyurdu ve kendilerini madene kapattı. Emekçiler mücadele süreçlerinde tüm yolların tıkandığı aşamada kamuoyuna açlığı ile sesleniyor. Ülkemiz mücadele tarihi bu yanıyla pek çok örneğe tanıklık etmiştir. Açlık grevi kararınızın ardından yaşananları ve sizi zafere götüren sürecin nasıl geliştiğini öğrenebilir miyim?

Av.Abdurrahim Demiryürek; Bu noktaya kadar tüm mücadele ve müzakere çabaları denenmiş, muhatap birçok kurumla defalarca görüşülmüştü. Kamuoyunda madenciler vardı. Kamuoyu tarafından “50 gündür direndik her yolu denedik, bundan sonra madencinin konuşmadığı ses biziz!” denildi ve “Madenciye Ses” kampanyası ile çok güçlü bir şekilde 25’ten fazla il, ilçede eylemsellikler yaygınlaştı. 

Açlık grevinin 3. Günü gecesi apar topar yine gözaltına alındık. Ankara’da Kurtuluş Parkı’nda oluşumuz Emniyeti geriyordu. Madencilere, Soma’ya dönmeleri gerektiğini söyleyerek gözaltına aldılar. Tüm malzemelerimizi toplamışlardı. Onların deyimiyle alandan süpürülmüştük. O gün sabaha kadar gözaltıların serbest bırakılması ve ifade işlemleri için avukat arkadaşlar ve milletvekilleri seferber oldu. Ankara halkı da dayanışma için parka gelmişti. Kurtuluş Parkı abluka altındaydı. Ertesi günün sabahı Kızılay’dan Kurtuluş Parkı’na yürüdük. Parka alınmadık. Saatlerce bekleyişimiz sürdü. Bir taraftan Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri ile Ankara Halkı bir yandan madencilerle biz uzun süre bekledik. Açıklamalar yapıldı. Yine bir heyetimiz şirketle görüşme yapmaya gitti. Akşam vakitlerinde eşyalarımızı emniyetten geri aldık. 

Bekleyişimiz ilk yerleştiğimiz Kurtuluş Parkı’nda sürüyordu. O süre zarfında Sırrı Süreyya Önder’in de müzakere görüşmelerindeki çabasıyla işletme ile görüşülmek üzere Soma’ya yola çıkılacağını açıkladık. Ertesi gün büyük bir kalabalıkla Soma’ya uğurlandık. İşçilerden oluşan heyetimizle şirket arasında yapılan görüşmelerde tüm taleplerimiz kabul edilmiş oldu.

Her türlü maddi imkansızlıkla, olanaksızlıkla başlayan direnişte defaten gözaltılarla keyfi engellemelerle, baskı ve tehditlerle karşılaşmamıza rağmen direnişi 5 farklı şehire bizzat madencilerle taşıdık. Sadece bir müzakere için dahi yoğun bir mücadele vermek gerekti.

Direniş sürecini detaylıca anlatmamızın nedeni de bütün bu görünmezlik, kuşatılmışlık ve olanaksızlık içerisinde teknik bir iş olan müzakere sürecinde elimizi güçlendiren; direnişin çevresine kenetleyebildiği toplumsal güçtü. Siyasi ve ekonomik gücü elinde tutan patronlara karşı işçiler hem çalışma koşullarının iyileştirilmesi hem ekonomik taleplerinin karşılanması hem de kendi haysiyet ve itibarlarının mücadelesini vererek kendilerini muhatap kabul ettirebildiler. Bunun bir sonucu var: Tüm OSB’lerde, maden ve tarım havzalarında, depolarda, bürolarda, AVM’lerde, inşaatlarda, yaşamı üretenlerin var olduğu her yerde Fernas Direnişi’ndeki gibi en küçük hak talebinin dahi yereldeki oligarşik yapıyı ve ülkenin tamamında egemen olan holdingci düzenini temelinden tehdit etmesi ve bu anlamıyla siyasal bir muhtevaya sahip oluşudur.

Patron, bir AKP milletvekiliydi. Kendisi yasa koyucu pozisyonunda birisi olup bağlılık yemini ettiği Anayasa’ya ve diğer iş mevzuatlarına, İSG mevzuatına, idari ve cezai hiçbir mevzuata uymamıştı. Aksine kendi sınıfına da boyun eğmeme ve dayanışma çağrısını net bir şekilde ifade etmişti. O nedenle hukuk yaratanların ve hukuksal mekanizmaların kendisiyle de bir tür mücadele içerisindeydik. Yasa yapma erkine sahip olan koltukların aslında işçi sınıfına ve memleketin yüzde 70’ini oluşturan emekçilere fayda sağlamadığını açıkça görünür hale getirdik. Yasaları yapanların bu dev holdingler olduğunu kamuoyuna bir kez daha göstermiş olduk. Yurttaşlık hakkının işletilmediği, haklarımızın varmış gibi yapıldığı, mevcut yasaların dahi işçiler nezdinde uygulanmadığını görünür kıldık.

Toplumsal güç ilişkilerinin bir çıktısı olan ve bunları düzenleyen hukuk, egemenler için kolaylıkla çiğnenebilir ve çiğnendiğinde de cezai karşılığı yoktur. Hal böyleyken işçi sınıfı, holdingci hukuku tanımayarak ve onu aşarak kendi hayat hakikatinin içerisinden kendi hukukunu mücadele ile yaratıyor. Bizim hukuka bakış açımız kâğıt üzerinde var olan kanunların uygulanışı ve yorumlanışından ibaret değil. Direnen işçi sınıfının önüne çıkan engelleri aşmasını sağlamak ve bu hattı güçlendirmektir.

En nihayetinde madenciler ve Bağımsız Maden-İş olarak başladığımız direniş ve kazanım, memleketin tüm emekçilerinin yaşamlarına yıkıcı, dönüştürücü öfkeyi, direnci, cesareti taşımaya vesile olabildiyse ne mutlu bize…

**

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz