Deprem Kentlerinde Yaşam Hala Büyük Bir Kriz İçinde!
Alev Şahin: Adaletin sağlanması için mücadele edenlerin yanında olmayı hem bir insani sorumluluk hem de toplumsal bir zorunluluk olarak görmeliyiz. Ne yazık ki ülkemizde hiçbir mücadele toplumsallaşmadan kazanımla sonuçlanamıyor. Bu bağlamda çağrınız oldukça önemli.
Bir yandan adalet mücadelesi sürerken diğer yandan depremzedelerin hayat mücadelesini de konuşmak zorundayız. Sizler Adalet Peşinde Aileleri Platformu olarak davaları takip etmek için deprem kentlerini sık sık ziyaret ediyorsunuz. Deprem sonrası değişen hayatlara tanıklık ediyorsunuz. 6 Şubat depremlerinin üzerinden geçen iki yılın ardından kentlerde son durum nedir? Depremzedeler hayatlarını insani düzeyde sürdürebilme koşullarına kavuşabildi mi?
Adalet Peşinde Aileleri Platformu: Gerçekten de bu mücadeleyi yalnızca bireysel bir hak arayışı olarak değil, toplumsal bir sorumluluk olarak görmek gerekiyor. Çünkü adaletin sağlanmadığı bir toplumda güven duygusu sarsılıyor ve benzer felaketlerde aynı ihmal zincirleri tekrar ediyor.
Sorunuza gelirsek ne yazık ki deprem kentlerinde yaşam hala büyük bir kriz içinde. 6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçmiş olmasına rağmen temel insani koşullar sağlanabilmiş değil. Barınma en büyük sorunlardan biri. Kalıcı konutların büyük bir kısmı tamamlanmadı, tamamlananların çoğunda ise ciddi teknik hatalar ve eksiklikler var. TOKİ binalarında şimdiden çatlaklar ve altyapı problemleri görülüyor. Çadırlardan konteynerlere geçenler bile hala temel hizmetlere erişimde sıkıntı çekiyor.
Ekonomik olarak da durum çok zor. Deprem bölgesinde işsizlik ciddi boyutlarda. Diğer bir problem ise eğitime erişim. Hala büyük sıkıntılar var. En acı verici olan ise psikolojik yıkımın hâlâ görmezden gelinmesi. İnsanlar kayıplarının yasını bile tutamadan hayatta kalma mücadelesi vermek zorunda kaldı. Travmalarla başa çıkmak için yeterli psikososyal destek sağlanmadı. Depremzedelerin ruh sağlığı ciddi şekilde ihmal ediliyor.
Bu yüzden adalet mücadelesi kadar depremzedelerin insanca yaşam hakkı için de sesimizi yükseltmeye devam etmeliyiz. Çünkü sorumluluk sadece yıkılan binaların müteahhitlerine değil aynı zamanda şehirleri yeniden inşa etmekle yükümlü olanlara da ait. Adalet mücadelesini sadece hukuki süreçlerle sınırlı görmemek gerekiyor. Depremzedelerin barınma, eğitim, sağlık, iş gibi temel haklarının korunması da aynı derecede önemli. Bu hakların gasp edilmesine karşı mücadele eden pek çok kurum, dernek veya STK var. Toplum olarak bu konulara karşı duyarlı olup onlara destek olmak ve seslerini duyurmak için çaba göstermeliyiz. Bu problemler ne televizyonlarda ve sosyal medyada gördüğümüz kadar az ne de siyasilerin söyledikleri gibi ortadan kalkmış durumda. Gerçekleri görmek için yüzünüzü kimsenin baskısı altında kalmadan deprem bölgesine çevirin. Gerçekler bütün çıplaklığı ile orada.

