Çocuğun Siyahı, Beyazı, Mültecisi Yok! Çocuk, Çocuktur!

Sinan Dirlik: “Birey ve Toplum Ruh Sağlığı için Bir İz Derneği” ne yapar, kimlerle çalışır?

Gökhan Fidan: Birey ve Toplum Ruh Sağlığı için Bir İz derneği adına davetiniz için teşekkür ediyorum. Bireyin ruh sağlığını ön plana koyarak ama bunun toplumun ruh sağlığı ile iç içe geçtiğini hatırlayarak, ruh sağlığı uzmanları tarafından koruyucu- önleyici ruh sağlığı çalışmaları yürütüyoruz. Hak temelli bir yaklaşımla, dünyada, ülkede bireyin ruh sağlığının önemli olduğunu bilerek, bunun için yapılacak şeyler olduğunu bilerek çalışıyoruz. Her bireyin hakkı olduğunu biliyoruz, bunun için de barış temelli, hak temelli, eşitlikçi bir yaklaşım geliştirmek zorundasınız. Biz de Bir İz olarak 2013 te kurulduk ve o tarihten bu yana ruh sağlığı uzmanlarının, eğitmenlerin, akademisyenlerin, farklı paydaşların çaba ve destekleriyle bu güne kadar içerikler, araçlar geliştirdik. Grup terapileri, eğitici eğitimleri gibi bir çok çalışmayla ruh sağlığına dönük önleyici çalışmalar yürütmeye devam ettik.

Sinan Dirlik: Araçlar derken?

Gökhan Fidan: Oyunlar var mesela. Sadece çocuklar için değil yetişkinlere de yönelik oyunlar. Biliyorsunuz ruh sağlığını geliştirici bir unsurdur oyunlar aynı zamanda…

Sinan Dirlik: Hangi toplumsal gruplarla çalışıyorsunuz?

Gökhan Fidan: Öncelikle dezavantajlı gruplarla tabii… Çocuklar öncelikli. Çocuklarla çalışan öğretmenler, özellikle devlet okullarında çalışan psikolojik danışmanlar. Kadınlar… Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik çalışmalar yürütüyoruz sivil toplum paydaşlarımızla birlikte. Tüm Türkiye’de ve online çalışmalarla dünyanın farklı noktalarından uzmanlarla. Savaş mağduru bireyler… Savaş mağduru çocuklarla nasıl çalışılabilir, travma tedavisinde kuklalardan nasıl faydalanılabilir, bunlar bizim uzmanlık alanlarımız. Bu alanda çalışan öğretmenleri, rehberlik uzmanlarını destekliyoruz.

Sinan Dirlik: Eğitimci eğitimleri yani?

Gökhan Fidan: Evet. Örneğin şu anda ülkemizde Suriyeli sığınmacılar bulunuyor. Irak, Afganistan, Yemen, Filistin… Bir çok ülkeden, farklı gruplardan savaş mağdurları yaşıyor ülkemizde. Bunların özel ihtiyaçları var. Örneğin devlet okullarında okuyan Suriyeli öğrenciler. “Yanyana” başlıklı bir projemiz var, devlet okullarında okuyan Suriyeli öğrencilerle çalışan öğretmen ve psikolojik danışmanlara yönelik araçlar geliştiriyoruz. 10 Haftalık Psikososyal Destek Programımız var. Bu 10 haftalık süreçte psikolojik danışmanın, rehber öğretmenin bu öğrencilerle kolaylıkla çalışabilmesine destek verici araçlar kullanıyoruz. Ailelerle yürütecekleri çalışmalara dönük araçlar var. Sosyal uyum, bir arada yaşam dediğimiz konular elbette çocuklar için önemli ve geçerli ama daha kapsayıcı biçimde ailelerle de yapılması gerekiyor bu çalışmaların. Aileler, öğretmenler, okul yönetimleri… O yüzden Millî Eğitim Bakanlığı ile de işbirliğimiz var. Kamu kurumlarıyla resmi işbirliklerimizden en günceli budur. 10 şehirde “yan yana” projesini uyguluyoruz. Evet sorduğunuz soruya dönersem, “eğitici eğitimleri” ve uzmanlar tarafından geliştirilmiş araçları paylaşıyoruz.

Yan Yanayız Oyunu

Sinan Dirlik: Evet çok netameli bir konu bu göçmenler meselesi. Özellikle Suriyelilere karşı çok ciddi bir tepki pompalanıyor. Siz de böyle hassas bir konuda çalışıyorsunuz. Uyum çalışması yapmak, devletin daha göçmenleri ülkeye alırken, almadan önce projelendirmesi gereken bir çalışma olmalı aslında. Ama maalesef bu alandaki devletin boşluğunu sivil toplum kuruluşları doldurmaya çalışıyor. Bu kadar netameli bir konuda çalışırken sıkıntılar yaşıyor musunuz? “Ne uyumu? Biz bu göçmenleri istemiyoruz” diyen bir kesim var çünkü.

Gökhan Fidan: Kesinlikle zor bir konu. Dediğiniz gibi ülkemiz büyük bir mülteci nüfusu ağırlıyor ve bunun toplumsal karşılığı da farklı. Bazen meselenin insani boyutu unutuluyor ve siyasi bir meseleye dönüştürülüyor. Avrupa’da gördüğümüz gibi, özellikle seçim dönemlerinde, sağcılık yükseliyor, aşırı sağ gruplar bunu bir seçim malzemesi olarak kullanıyor. Ama bu sonuçta insani bir mesele, bunu hatırlamak gerekiyor. Biz bu alanda çalışan hak temelli, barış temelli bir sivil toplum kuruluşu olduğumuz için, alanımız da toplumsal ruh sağlığı olduğu için sürekli bunu hatırlatıyoruz. Yaptığımız bütün çalışmaların özünde bu var. Çocuğun siyahı beyazı, mültecisi yok. Bütün çocuklar çocuktur. Bunu hatırlatarak çocuklar için çalışıyoruz. Tabii ki bunun alandaki zorluklarını da yaşıyoruz. Ben de işin eğitmenlik, yaygın eğitmenlik tarafından geliyorum. Bir sosyal hizmet uzmanı olarak sahada da çalıştım uzun yıllar. Sahada dezavantajlı gruplarla çalışırken zaman zaman önyargılı, negatif tutumlarla da karşılaşıyoruz haliyle. Bunu okullarda da yaşayabiliyoruz. Okullarda yan yana projemiz kapsamında psikolojik danışmanlarla çalışıyoruz. Evet her bir bireyin, her vatandaşın farklı görüşleri var. Hak temelli yaklaşan kişiler olduğu gibi, dışarıda konuşulanların, sosyal medyanın etkilediği insanlarla da karşılaşabiliyoruz. “Doğru bilinen yanlışlar” sorunuyla karşılaşıyoruz ki biz eğitimlerimizde bu konuları çok konuşuyoruz. Örneğin Suriyelilerle ilgili çok fazla önyargı ve yanlış bilgi var. Avrupa Birliği’nin sağladığı fonlar kullanılmasına rağmen sanki devlet bu insanlara maaş veriyormuş algısı oluşturuluyor. Örneğin bir gazete haber yapıyor, işte devlet Suriyelilerin elektrik faturasını ödüyor gibi… Maalesef bunlar yanlış bilgiler ve biz de eğitimlerimizde işte bu doğru bilinen yanlışların doğrusunu anlatmaya, önyargıları kırmaya çalışıyoruz. Bizim önceliğimiz çocuklar için eğitim ve bu eğitimde daha kapsayıcı bir ortamın yaratılmasına çalışmak. Buna odaklanarak kamu kurumlarıyla çalışıyoruz. Birbirini anlayan bireylerle çalışmak kolay ama zaman zaman farklı bakışlara sahip insanlarla da karşılaşıyoruz ki bu da işin doğasında var. Bunun için alan açmak gerekiyor, bizim de ruh sağlığı uzmanlarımızla birlikte yürüttüğümüz her bir çalışma adeta grup terapisine dönüşüyor. Bir ”boş sandalye” tekniği vardır. Bizim de psikoterapistlerimiz, psikodramatistlerimiz kullanıyor. Bir konuda olumsuz düşünceler varsa önce o olumsuz düşünceleri akıtırlar. O “boş sandalye” bunun için kullanılır. İşte “Suriyeliler şöyle, Suriyeliler böyle” gibi olumsuz düşünceleri çıkartalım öncelikle ortaya. Sonra “hadi şimdi bu olumsuz yargıları çürütelim” denerek bu kez “Suriyeliler böyledir ama…” diye devam edilir. “Suriyeliler çok çocuk yapıyor” deniyorsa ikinci aşamada “Suriyeliler çok çocuk yapıyor ama…” denir ve devam edilir “Çünkü savaş sonrası bir travma ile karşı karşıyalar. 2. Dünya savaşı sonrasında da benzer durum yaşanmıştı…” Bu tür çalışmalar çok yararlı oluyor. İnsanlara dokunuyor ve bireyde farklılık yaratıyor. Bu tür pskiodrama çalışmalarıyla çeşitli projeler yürütüyoruz.

Sinan Dirlik: Tabii sahadan geliyor olmanız çok kıymetli. Toplumsal ruh sağlımızın da bireysel ruh sağlığımızla doğrudan ilintili ve çok önemli olduğunu biliyoruz. Bildiğimiz bir şey daha var ki, toplum olarak hastalandık, uzun zamandan beri üstelik. Her şeyden önce çok ağır bir Pandemi dönemini atlattık. Ağır ekonomik problemlerle boğuştuk, boğuşmaya devam ediyoruz. Bir de üstüne hiç tanımadığımız kültürlerden milyonlarca insan katıldı aramıza. Nasıl iyileşeceğiz biz?

Gökhan Fidan: Güzel soru. Maalesef ruh sağlığımız bozuluyor, güven duygusu azalıyor. Bunu tetikleyen çok sayıda faktör var. Dediğiniz gibi Pandemi de ağır etkiler bıraktı, daha yeni yeni normalleşmeye başlıyoruz. Çatışmalar, gruplar arası ön yargılar, dünyada ve ülkede yaşanan ekonomik, sınıfsal problemler… Liberal ekonominin getirdiği problemler var. Yoksulluk artıyor, Güvensizlik artıyor. Göçler artıyor ki bunun ekonomik, sosyal, siyasal sonuçları var. 20. Yüzyıl ve içinde bulunduğumuz 21. Yüzyılda göç en büyük problemlerden biri oldu. Evet göç insanlık tarihi boyunca yaşanan bir durum. Göçlerle birlikte yeni gelenler, orta sınıf başta olmak üzere herkes için bir tehdit olarak algılanıyor. Örneğin işini kaybediyor ve bunun sorumlusu olarak göçmeni görüyor. Göçmen dediğimizde sadece savaş mağduru olması gerekmiyor, iş göçü de olabilir bu, eğitim göçü de olabilir. Ekonomik problemler arttıkça sağ yükseliyor. Güven duygumuzu kaybetmemiz, bireyselleşme, ekonomik güç kaybı gibi sorunlar toplumsal ruh sağlığımızı doğrudan etkiliyor. Etkileşime ihtiyaç artıyor. Örneğin sahada farklı ana dilleri konuşan çocukların, kadınların birbirleriyle temas ettiklerinde önyargılarının kırıldığını görüyoruz. Ne kadar benzeştiklerini ne kadar fazla ortak yanlarının bulunduğunu fark ediyorlar. Korkuları yenmek için temasa ihtiyaç var. Buradan genel toplum ruh sağlığına da bakarsak, ben mesela twitter’ı çok seviyorum, düşüncelerini onaylamadığım kişileri bile takip ediyorum. Akışta bir kişinin tweeti düştüğünde kim olduğuna bakmadan tweetine bakarım. Bazen “Aa bu insanla birçok konuda aynı düşünmüyorum ama bu tweetinde savunduğu şey doğru” diyebiliyorum. Kendi içimizdeki dönüşüm biraz da ötekini tanıma, ötekinin düşüncesini kim olduğuna bakmadan, kişiselleştirmeden dinleme anlama ihtiyacımız var. Bir araya gelmeye, temas etmeye, grup çalışmalarına, tanımaya ihtiyacımız var. Mesela şu an sizin yaptığınız şey… Farklı alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşlarını bir araya getiriyorsunuz, dinliyorsunuz. Bir ufuk açılıyor, başkaları için ilham kaynağı oluyor. Ruh sağlığımız açısından buna ihtiyacımız var. Merak etmek, tanımaya çalışmak, sosyalleşmek… Bunlar önem kazanıyor.

Benzer İçerikler
Devamı

1 Konuk 5 Soru: Algan Sezgintüredi

Mesut Demirbilek’le birlikte yazdıkları Kavgaz-Çantacı ile ortamlara hareket getiren Algan Sezgintüredi konuğumuz. Bir polisiye masası kuruyoruz. Hayatta olan ve olmayan yazarlardan üç…
Devamı

1 Konuk 5 Soru: Elif Key

O bizim için bir rock star! Ciğerimizi delen yazıların yazarı, uzaktaki en yakınımız. Bu haftaki konuğumuz Elif Key! En…

Reportare, dünyada ve Türkiye’de yaşanan sosyal, çevresel, ekonomik ve siyasal olayları analiz eden, bu alanlarda farklı görüşlere sahip programcı ve konukları ile yaşanan sorunlara yapıcı çözümler sunmayı amaçlayan tam bağımsız bir ortak yayın inisiyatifidir.

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli içerikler sunabilmek için desteğinize ihtiyacımız var. Youtube KATIL botunu üzerinden bize katkıda bulunabilirsiniz.

KATIL