Çocuğun Siyahı, Beyazı, Mültecisi Yok! Çocuk, Çocuktur!

Sinan Dirlik: Sivil Topluma dönük genel bir endişe var kamuoyunda. Bazı kesimler tarafından pompalanan bir kuşku halesi de var. Kaynaklar meselesi kafa kurcalıyor örneğin. Mülteciler için Türkiye kaynakları mı kullanılıyor yoksa AB, BM tarafından sağlanan fonlar kaynaklar mı kullanılıyor konusu çok tartışmalı. Hatta mülteciler konusunda çalışan STK’ların AB ve BM tarafından fonlanıyor olması kuşku ve endişeleri daha da derinleştiriyor. Bizi bu konuda aydınlatabilir misiniz? Eleştiriler, güvensizlik ve endişeler çok mu haksız?

Gökhan Fidan: Evet AB den gelen, bir çok dış yardım kuruluşundan gelen kaynaklar mevcut. Özellikle 2013’ten, 2015’ten sonrası için söylüyorum. Ciddi bir kaynak ayrıldı. Bu arada ciddi bir insan kaynağı birikiminin de olduğunu eklemeliyim. Bilgi ve deneyim birikimi kazandı Türkiye. Bu neden önemli? Çünkü Türkiye’nin bu alandaki bilgi birikimi çok da eskiye dayanmıyor. 1999 depreminden sonra başladı bu birikim. Sivil toplum alanında uzmanlık, afet, travma çalışmaları o tarihten itibaren arttı. Ama özellikle Suriye savaşından sonra büyük bir ivme sağlandı sivil toplum deneyiminde. AB’nin “biz size fon verelim, mülteciler sizde kalsın” şeklindeki pragmatist yaklaşımı ya da siyasilerin “fon vermezseniz kapıları açar, mültecileri salarız” yaklaşımı üzücü. İnsanlar sayıdan ibaret değil ki sonuçta? Bunları gördüğümde  ben de, farklı alanlardaki sivil toplum kuruluşlarında çalışan arkadaşlar da, öğretmenler de çok üzülüyoruz. “Doğru bilinen yanlışlar” konusuna değinmiştim. Bakın Türkiye’de geçici koruma statüsü dışında kayıtlı olarak yaşayan, yerleşmiş, iş sahibi olmuş, vergisini ödeyen Suriyeliler de var ve buranın ekonomisine katkı sağlıyorlar. Elbette bir de kayıt dışı ekonomi var her yerde olduğu gibi. Ama bu mültecilerden kaynaklanan bir mesele değil, bilakis onlar açısından dezavantaj oluşturan, emek sömürüsüne dayalı bir durum. Dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi kayıt dışı ekonomiler mültecileri ucuz işgücü olarak görüyor. Bunun önlenmesi, bununla mücadele edilmesi gerekiyor. Nitekim gerek BM gerek ILO kayıt dışı, ucuz emek sömürüsüyle mücadeleye dönük çalışmalar yürütüyor. Üstelik sadece mülteciler açısından da değil! Tarım alanında, mevsimlik geçici tarım işçileri de benzer durumla karşı karşıya. Ucuz emek piyasasına sokulan mülteciler işsiz kesimi korkutabilir. “Biz zaten işsizdik, daha ucuza çalışıyorlar, işimizi alıyorlar” diye düşünülebilir. Ama bu mülteci kaynaklı bir mesele değil. Devlet politikalarının, sermayenin yol açtığı yapısal sorunlardan kaynaklanıyor. Ama maalesef gerek Avrupa’da gerek Türkiye’de mülteciler buna maruz kalıyorlar. Yapısal sorunlar bir yana, “kayıt altında” olanların ülke ekonomisine katkıda bulanan, vergi ödeyen insanlar olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Daha iyi olabilir mi? Tabii olabilir. Kanada’da, Avustralya’da, İsveç’te, İngiltere’de devletlerin göçmenlik politikası var. Gelen insanlar ekonomik kalkınmaya güç ve renk katan unsurlar olarak görülüyor ve değerlendiriliyor.

Sinan Dirlik: Suriye sorunu önümüzdeki 5-10 yılda çözülse bile çözülemeyecek bir mesele göç ve göçmen meselesi. Küresel iklim krizi nedeniyle milyonlarca insan göç etmek zorunda kalıyor, kalmaya devam edecek. Üstelik bu sadece bizim doğumuzdan ülkemize değil, bizim ülkemizden de daha batıya doğru devam eden bir göç dalgası. Ülke içerisinde de hareket halinde insanlar. Büyük kentlerimizde de iç göç kaynaklı sorunlar yaşandı, yaşanmaya devam ediyor. İster AB, ister BM kaynaklı, hangi kaynaktan gelirse gelsin sizlerin kullandığı bu kaynaklarla yürüttüğünüz çalışmalar bir yandan bizim toplumumuzun da eğitim kalitesini yükseltiyor. Toplumsal kapasitemizi geliştiriyor. Ne dersiniz

Gökhan Fidan: Kesinlikle! Göç yönetimi konusundaki bilgi, deneyim birikimi, kurumsal kapasite, özellikle de kamu kurumlarının kapasitesi ciddi anlamda gelişti. Hatırlayın, 2004 ten itibaren özellikle AB fonları, Erasmus gibi programlar yoğunlaşmıştı ama şimdi çok daha büyük ölçekli bir hal aldı bu kaynakların kullanımı. Kamu kurumlarında çok fazla örnek var. Bir çok işbirliği ile kurumsal kapasite artıyor. Sivil toplumda da keza büyük bir bilgi birikimi, insan kaynağı gelişimi var ve bu gelecek açısından umut veriyor. Sizin de belirttiğiniz gibi iklim krizi kaynaklı sorunlar öngörülüyor. Asya’da Myanmar’da yaşanan aşırı kuraklık ve sel felaketleri hatırdadır. Ülkemiz de su açısından riskli bir bölgede. Suriye krizinin de ardında hem ülkedeki ekonomik krizleri tetikleyen unsurların başında kuraklığın artması, tarım alanlarının kullanılamaz hale gelmesi ve kente göç geliyor. Buna siyasi nedenleri de eklediğimizde pek çok sorunun üst üste binerek Suriye krizini tetiklediğini görüyoruz. Hiç dilemiyorum elbette ama Ukrayna- Rusya krizinde gördüğümüz gibi çatışmalar, ekonomik kaynaklı, enerji kaynaklı çatışmalar da artacak ve göç sorunu büyümeye devam edecek. İş göçü, doğal afetler nedeniyle göçler dediğiniz gibi yakın geleceğin gündemini oluşturacak. Bunlar için hazırlıklı olmalı, iyi bir insan kaynağı geliştirmeliyiz.

Sinan Dirlik: Herhalde en “göçmen toplumlardan” biriyiz, hala da hareket halindeyiz. Orta Asya’dan buraya gelip Viyana kapılarını zorlayan bir geçmişe sahibiz. Çocuklarımızı da bir an önce daha güvenli, daha müreffeh ülkelere yönlendiriyoruz, daha yüksek standartlarda bir eğitim, iş ve yaşam kurmaları için. Bu amaçla batı ülkelerinde eğitim almaları için çırpınıyoruz. Ama göç ve göçmenler konusunda da endişeliyiz. Tuhaf bir ikilem.

Gökhan Fidan: Kesinlikle, bir araya geldiğimizde bunu çok konuşuyoruz. Hepimizin ailesinin geçmişinde göç hikayesi var. Hep bir göç halindeyiz. Bizi göç biz yapmış zaten. O yüzden bir göçmene baktığımızda ki psikodrama uzmanları da söyler, aslında bir göçmene baktığımızda hatırlamak istemediklerimizi hatırlatıyor göçmenler. Kaçınmak istediğimiz, hatırlamak istemediğimiz geçmişimizi hatırlatıyor birazda… O yüzden de kafamızı kuma gömüyoruz. Ama tam da dediğiniz gibi hatırlamak, ötekini daha iyi anlamaya çalışmak gerekiyor.

Sinan Dirlik: Sizin toplumsal cinsiyet eşitliğine dönük çalışmalarınız da var. Biraz da ondan söz edebilir misiniz?

Gökhan Fidan: Tabii, oyun demiştik, oyun sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de iyi bir öğrenme aracı. Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik geliştirdiğimiz Eşitçe adlı bir oyunumuz var. Dilimize yerleşmiş kalıp yargılar, cinsiyetçi yaklaşımlar, atasözleri var. Bunları oyun yoluyla gülerek, eğlenerek, “A evet ya burada cinsiyetçi bir yaklaşımımız varmış” dedirten bir oyun. Yakın zamanda Oyak Renault çalışanlarına böyle bir oyun- eğitim çalışması yaptık. Bu da kâr amacı gütmeyen, Derneğimize öz kaynak yaratmaya da hizmet eden bir çalışma. Bunun dışında toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik farklı kurumlara eğitimler de veriyoruz.  STK’lara, uzmanlara yine oyun üzerinden gidiyor bu çalışmalar.

Sinan Dirlik: Peki bizler, zamanı sınırlı, kaynakları sınırlı olan ama bir şeyler de yapmak isteyen bizler ne yapabiliriz Bir İz derneği için?

Gökhan Fidan: Instagram, Facebook, Twitter hesaplarımızı takip etmekle başlayabilirsiniz işe. Web sitemizi, yanyana sitemizi ziyaret edebilir, bütün bu adreslerdeki oyunlarımıza, araçlarımıza ulaşabilirsiniz. Biz bağış alan bir Dernek değiliz. BM, AB fonları gibi kaynaklardan yararlanıyoruz. Dolayısıyla bizim için en etkili destek bizi, hesaplarımızı takip etmek olacaktır. Çeşitli açık etkinliklerimiz oluyor. Bazen zoom üzerinden gerçekleştirdiğimiz açık etkinlikler bunlar. Seminerlerimiz, toplum ruh sağlığı söyleşilerimiz var. Duygusal okuryazarlık, psikolojik okuryazarlık sağlamak adına yürüttüğümüz bu çalışmalarımızı takip edebilirler. Youtube kanalımızda geçmiş çalışmalarımızın videolarına erişebilirsiniz. Geçmiş söyleşiler, eğitimler, uzman aktarımları mevcut. Bunları takip edip paylaşmanız bizim için önem taşıyan destekler. Yaptığımız tüm çalışmaların daha çok insana ulaşmasını istiyoruz.

Sinan Dirlik: Sözü kapatmadan isterseniz şu kısa filminizi bir izleyelim? Ardından da son sözlerinizi alalım…

Gökhan Fidan: Çok teşekkür ediyorum Sinan Bey. Daha iyi bir dünyayı nasıl kurabilir, nasıl ortaklaşa yaşayabiliriz, paylaşabiliriz bunun derdindeyiz hepimiz. Dünyamızın kaynaklarını daha iyi kullanabilirsek daha güzel bir hayat kurabileceğiz. İnsanlığın müthiş bir potansiyeli var. Gözlerimizin buğusundan kurtulabilirsek birbirimizi daha iyi fark edebileceğiz ve birlikte daha renkli, farklılıklarımızla daha güzel bir dünyada hep birlikte yaşayabileceğiz.

Benzer İçerikler
Devamı

1 Konuk 5 Soru: Algan Sezgintüredi

Mesut Demirbilek’le birlikte yazdıkları Kavgaz-Çantacı ile ortamlara hareket getiren Algan Sezgintüredi konuğumuz. Bir polisiye masası kuruyoruz. Hayatta olan ve olmayan yazarlardan üç…
Devamı

1 Konuk 5 Soru: Elif Key

O bizim için bir rock star! Ciğerimizi delen yazıların yazarı, uzaktaki en yakınımız. Bu haftaki konuğumuz Elif Key! En…

Reportare, dünyada ve Türkiye’de yaşanan sosyal, çevresel, ekonomik ve siyasal olayları analiz eden, bu alanlarda farklı görüşlere sahip programcı ve konukları ile yaşanan sorunlara yapıcı çözümler sunmayı amaçlayan tam bağımsız bir ortak yayın inisiyatifidir.

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli içerikler sunabilmek için desteğinize ihtiyacımız var. Youtube KATIL botunu üzerinden bize katkıda bulunabilirsiniz.

KATIL