Ulvi Yaman: Yine Türkiye’de bana çok sorulan bir soruyla devam edeyim; siyasal ilişkileri ayrı tutarsak, günlük hayatta Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin ilişkilerini nasıl tanımlarsın. Genel algı bir husumet, düşmanlık olduğu yönünde oluyor. Ben Güney’e geçtiğimde sokakta, alışveriş yaparken, kafede, yemek yerken böyle bir şeye şahit olmadım. Kıbrıslı Rum dostlarım, arkadaşlarım var, ortak dostlarımız da var. Sen nasıl görüyorsun ve tanımlıyorsun?
Asım Akansoy: Kıbrıslı Rum toplumunun da kendine göre endişe ve korkuları var. Özellikle Kıbrıs Rum siyaset mekanizmalarının on yıllarca baskısı, yönlendirmesi altında kalmışlar. 1974 savaşının en trajik olaylarından biri Muratağa katliamıdır. Kıbrıslı Rum toplumu bu olayı, yirmi beş yıl sonra duydu ve siyasi partiler, insanlar gelip özür diledi, çiçek bıraktı, af diledi. Güneydeki, eğitim sisteminin Kilisenin etkisi ne yazık ki çocukları, insanları yanlış yönlendiriyor, zehirliyor.
Benim de arkadaşlarım var ortak dostlarımız var. Her konuda aynı düşünmüyor olabiliriz. Ama zaten gerilim o alanlarda, kişilerde yaşanmamıştı ki. Sağ siyasi karar vericilerin, sağ tabanı kullanarak, provoke ederek başladı ve yayıldı.

Ulvi Yaman: Önce Sedat Peker’in açıklamaları ardından Falyalı cinayetiyle birlikte Türkiye kamuoyunda Kıbrıs yeniden gündem oldu. Mafya, kara para aklama, uyuşturucu trafiği, kumar, sanal bahis, bunların özellikle Türkiye ve Kıbrıs siyasetiyle ilişkileri… Ne kadar doğruluk payı var ve Kıbrıs bu noktaya nasıl geldi?
Asım Akansoy: Doğruluk payı yüksek. Halil Falyalı cinayeti, sıradan bir mafya içi çatışma değildir. İşin çok farklı boyutları var. Esas konu sahip olduğu ekonomik, siyasi güç ile ilgilidir. Bu gücü kim ortadan kaldırmak istediyse kaldırdı. Kendini KKTC’nin hükümranı gören, bölgede kendi istediği gibi hareket edilmesini sağlayan, gerektiğinde insanlara yardımcı olan, kendi siyasi partisi UBP için her türlü gücü kullanarak destek olan, gerektiğinde iş dünyasına yönelik yapılan dış mafyatik müdahalelere set geren bir kişidir oradan kaldırılan. Şimdi ne oldu ? Ortadan kaldırıldı ve kapı açıldı…Ben mafyatik işlere bağlı paylaşım savaşı ikincildir, sahip olduğu gücün ortadan kaldırılmasıdır burada esas olan. Onu düşünmek gerek. Bunlar elbette yorum. Ancak basit bir iş olduğuna asla inanmıyorum.

Ulvi Yaman: En son Okan Dağlı’nın Türkiye’ye girişine izin verilmemesi ile yeniden günden olan fiili bir durum söz konusu. Bir çok gazeteci, siyasetçi, akademisyen, aydın son dönemde Türkiye’ye alınmadı. Bildiğim kadarıyla Türkiye tarafından konuyla ilgili net bir açıklama da gelmiyor. Ne düşünüyorsun bu konuda? Son iki yıla kadar Türkiye’nin böyle bir politikası yoktu, neye bağlıyorsun bu durumu?
Asım Akansoy: 2020 Ekim seçimleri ile birlikte korkunç bir baskı altında kalındı. Federasyon bağlamında bir siyasi perspektife sahip olanlara yönelik bir tavır, karar var. Psikolojik baskı, güç gösterisinden başka bir şey değil yapılanlar. Anlamı olan bir iş değil. Ankara’nın bu tavrı ilişkileri darmadağın etmiş durumdadır.

Bu soruyu yukarıdaki “sevgi” bağlamında değerlendirmekte yarar var. Kıbrıslı Türklere yönelik huzursuz edici karar alanlar, aydınları, gazetecileri dışlayanların bu toplumu sevdiğini düşünmek mümkün mü?
Ulvi Yaman: Bu soruyu siyasetçi kimliğini ayrı tutarak soruyorum; kendini bildin bileli adadaki tüm Kıbrıslı Türkler gibi bir izolasyon içerisinde yaşıyorsun. Şimdi çocukların aynı durumu yaşamak zorunda kalıyor. Çocukken, ilk gençlik yıllarında ne hissediyordun? Şimdi ne hissediyorsun? Umudun var mı bir gün bu durumun düzeleceği ile ilgili? Çok uzun bir süreçten bahsediyoruz, umudunu kaybetmiyor mu insan? Hiç çekip gitmeyi düşünmedin mi?
Asım Akansoy: Kıbrıs sorununun bir denklemi var. Bu denklemin çok farklı etkenleri de. Bunlar çözülmeden denklem çözülmez. Bunları ilk günden bilen bir kişiyim. Ancak halkların gücü, mücadelesi bu denklemin gündeme gelmesi, baskı unsuru olunmasını sağlayabilir. Bizim tek dayanağımız bu. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti gibi tepeden inme ve çalışması zor bir sistemin dayatılması arzusunda da değiliz. Çok emek, çok mücadele verdik. Devam edeceğiz.
Hiçbir zaman umudumu yitirmedim, olmaz, olamaz demedim. Çünkü olmazsa olmaz. Buna bir inanç olarak, saplantılı bir yaklaşımla bağlı değilim. Siyasetin de uluslararası siyasetin de bir matematiği var. Çözüme mutlaka gideceğiz.
Ancak beni rahatsız eden, Kıbrıslı Rumların pek çok hatası değil. Bunları biliyor, yaşıyor mücadele ediyoruz, edeceğiz. Beni rahatsız eden, Türkiye’nin buraya dönük ne istediğini bilmez tavırlarıdır. Özellikle burada görevlendirilen bürokratlarının sürekli olarak toplum üzerinde bir baskı unsuruna dönüşmesi asla kabul edilemez. Bu tavırlar bütün ilişkileri bozuyor. Ardından vatandaşlarımız, Türkiyeli bir kişiye tepki gösterdiğinde “vay siz bizi sevmezsiniz” meselesi, gündeme taşınır. Türkiye insanları gerçekleri görmelidir.
