Sinan:Ben seni Kaybedenler Kulübü ile tanıdım. Ondan öncesini maalesef bilmiyorum. O yüzden en başa dönmek istiyorum… Müziğe nasıl başladın?
Can Gox: Bizim zamanımızda Ortaokulda, klasik gitar kursu vardı. Bizimkileri kandırıp bir gitar aldım kendime. Şarkıcı olmak gibi bir amacım yoktu. 6-7 ayda yavaş yavaş akor basıp şarkılar söyleyebilmeye başladım. Tabii o yıllar ses karga! Tam bûluğ çağı. Ses bir inceliyor, bir kalınlaşıyor. Kimsenin dinlediği yoktu beni okulda. O dönemdeki arkadaşlarım inanamıyor sesimin nasıl böyle değiştiğine. Ses kötüydü ya, o yüzden gitarist olmayı düşünüyordum. E biraz da ilgi çekme, popüler olma durumları vardı tabii, her müzisyenin başlangıç noktasında olduğu gibi. O egoyla başladım yani. Lisede okul orkestrasına girdim gitarist olarak. Yazları Kuşadası’na tatile gidiyorduk, orada bir otelde müzik yapan siyahi müzisyenler vardı. Gündüzleri birlikte takılıp müzik yapıyorlardı. Ben de onların yanına gidiyordum. Ufak ufak şarkı mırıldanmaya başladığımda “gırtlağın uygun, gel biz sana bir şeyler öğretelim” dediler.
Sinan: Müzik altyapın yok o zamana kadar?
Can Gox: Hayır yok. Blues’la, Caz’la hiçbir alakam yok. Tamamen “Akdeniz Akşamları” modundayız anlayacağın. Gitarı elimize aldığımızda pop filan çalıyoruz… E zaten akustik gitar var elinde, ne yapabilirsin?
Sinan: Ekmeğini kazanma hikâyesi miydi bu biraz da?
Can Gox: Yok, yok lisedeyim o zaman daha! Neyse, başladık. Adamlar bir şeyler öğretmeye başladılar, çok da hoşuma gitti. O yaz bayağı şey öğrendim ve İstanbul’a döndüğümde hayatım başlamış oldu. 88,2 Polis Radyosu! Kuşak programlar var, her gün 17:00 ile 17:30 arası. Okuldan döndüğümde açıyordum radyoyu hemen. Elvis Presley’in hayatından tutun da rock and roll’un gelişimiyle ilgili bir sürü program vardı. Onları kasetlere kaydede kaydede, üzerine gitar filan çalmaya çalışarak, ne var ne yok diye araştırarak bir yol bulmaya çalıştım. İnternet falan yok henüz. Sesimi onlara adapte edip, onların taklidini yapa yapa çalıştım. Blues ve rock and roll’a karşı ilgim oluştu. Lise sona doğru da sesim oturmaya başladı. Tam Blues Mobile’in oluşma zamanı. 2000’lerde aktif müzik yaptık. Sonra işte ufak ufak kafelerde arkadaşlarla çalmalar, Kemancı’ya gitmeler başladı. Kemancı’da Larry O Neill vardı o zamanlar. Larry ile sahneye çıktım. Larry, Bebek Otel’de program yaparken ben de Üst Kemancı’da sahne alıyordum. O programını bitirip Kemancı’ya yetişene kadar geçen sürede 20, 25 dakikalık zamanda blues söylüyorduk. Blues Mobile’in temelleri böyle atıldı. Swing, caz, rock and roll… Bir yandan çalıyor, bir yandan araştırıyoruz. Büyük bir külliyat var. Sürekli araştırma içinde geçiyordu zamanımız. Tabii çok zordu o zamanlar. Akmar Pasajını, Kadıköy’ü dolaşıyoruz. Çekme kasetler alıyoruz, plak bulabilirsek, kimde pikap varsa gidip onda dinliyor, sözleri çıkartmaya çalışıyoruz. İki kuruşluk İngilizcemizle deli gibi uğraşıyoruz yani. Hepimizin yaşadığı dertler aynı aşağı yukarı. O zaman nota falan yok, dinleyerek çıkarmaya çalışıyoruz. Abilerden öğrenmeye çalışıyoruz. Bu şekilde, zorluklar içerisinde kotardık. Bazen sözleri sallayarak, boşlukları uydurarak falan gidiyoruz. Ancak teknoloji biraz daha geliştikten sonra rahatladık. Blues Mobile kurulduktan sonra da artık çalışmaya başladık. Genelde Salı ve Pazar günleri, en boktan günlerde yani! O zamanlar Blues’a ancak öyle bir yer ayrılıyordu maalesef piyasada. 17 kişi gelirdi, 18 olursa “kim lan bu?” derdik, 16 olunca da “kim gelmedi?” derdik… (Kahkahalar) Böyle karman çorman bir dönemdi işte. Derken Bilgi Üniversitesi’nde Caz Bölümünü kazandım. Tam burslu! 3 yıla yakın okuyup bıraktım.
Sinan: Neden ayrıldın?
Can Gox: Ya burslu okumak zor! Okul da zordu. Dönem de kötüydü… Baba vefat etmiş, hayatı tekrar baştan kurmaya çalışıyorsun. Bıraktım müziği. “Müzisyen olmayacağım” dedim. Müzikle para kazanılamayacağını düşünüyordum. Yani cazla bile değil… Müzikle! Gerçi cazın yine Türkiye’de otellerde, yemek salonlarında falan çalınarak para kazandırma ihtimali biraz daha yüksek, o da ayrı konu… Millet otelde yemek yerken Miles Davis çalıyorsun! Adam 15 defa tutuklanmış, neler yaşamış. Biz takım elbise giyip Miles Davis şarkıları çalıyoruz! Türkiye’de caz vitrinde!
Sinan: Bilgi Üniversitesi’ne alaylı bir müzisyen olarak geldin ve orada belirli bir alt yapı kazandın? Kendinde önemli bir fark hissettin mi?
Can Gox: Alaylı olmayı tercih ettiğimi söyleyebilirim. Sınav jürisinde Nükhet– Neşet Ruacan, Can Kozlu, Nilüfer Verdi vardı. Hepsi beraber girdiler. İlk sınav yazılıydı. İyi de ben nota bilmiyordum ki? Kâğıdın üzerinde, sokakta şarkı söylüyordum. Blues söylüyorum yahu! “Mümkünse beni dinleyin, nota bilmiyorum” yazdım ve verdim. İlginç gelmiş Neşet Abi’ye. “Gelsin, dinleyelim bakalım” demiş. Tek nota yazmadan, bu not üzerine ikinci kez sınava girdim. Cenk Erdoğan, Ulaş Biçer, Batur Yurtsever, Cem Tuncer… Bunların hepsi bizim tayfa, şu anda da piyasada olanlar. Sınava girdim, akustik gitarla iki şarkı çaldım ve bursu kazandım.
Ulvi: Hangi şarkıları söylediğini hatırlıyor musun?
Can Gox: “Blues Standards’ı biliyor musun?” dediler. Ben de çaldım bir şeyler.” Biri emprovizeydi yanlış hatırlamıyorsam. “Emprovizen var mı?” diye sordular çünkü. Can abi sıkıştırdı o konuda… Okuldan ayrılmadan önce de Can Abi’yle itiş kakışımız olmuştu. Bu arada yeri gelmişken, onun da başı sağ olsun, kızını, eşini kaybetti… 3 yılın sonunda ayrıldım Bilgi’den. Caz inanılmaz bir disiplin ve çok çalışma gerektiriyor. Okul bir anda askeri sisteme döndü benim açımdan. Gerçi biz o sistemi bozuyorduk ama, okuldan 3 defa atılmanın eşiğine geldim. Caz öyle bir şey ki, insanın çok ciddi olarak etüd yapması, matematiğine kafa yorması, üzerinde emek harcaması gereken bir müzik. Diğer müzik tarzlarını yermiyorum ama caz gerçekten özel bir çaba gerektiriyor. O disipline gelemiyorum. Ben sonuç itibariyle sokakta yapılan, tarladan, emekten gelmiş, yani work sounddan gelmiş şarkılarla büyüdüm ve onları söylüyorum. Geldiğim yer, beni bir türlü Bilgi’deki Caz eğitiminin içine sokamadı ve ayrılma kararı verdim. Çalışmaya başladım kısa bir süre. 12 sene kadar (kahkahalar). Gülme, 12 sene boyunca aynı şirkette çalıştım. Eleman olarak girdim, İdari İşler ve Satın Alma Müdürlüğüne yükseldim.
