Sinan: Bu 12 yıl boyunca hiç müzik yapmadın mı peki?
Can Gox: Yaptım tabii… Kopmamak için yaptım. Blues Mobile devam etti. Ferdane diye bir yer vardı. Dilson Otel’in altında Shaman vardı, Cuba Libre vardı. Salı günleri Volkan’la, rahmetli Genco falan beraber çaldık. Bulduğumuz her yerde müzik yaptık. 12 senenin sonunda terfimi de almışım, o arada Kaybedenler Kulübü çekildi. Acayip bir rüzgâr yakalandı. My Woman’ı internete koyduğumuz gün, aynı saatte “şarkı patladı” dediler. Baktım, “nesi patladı bunun? 65 kişi izlemiş” dedim. “Ne 65 kişisi yahu, 65 K o!” dediler. “Tamamdır, patladı bu şarkı, artık sen aldın yürüdün” diyorlar, biz hâlâ inanmıyoruz
Sinan: Dur, dur! Kaybedenler’e girmeden önce sorayım, Kadıköy’e nasıl düştün?
Can Gox: Rock Cafe! 18 yaşımdan beri Rock Cafe’nin müdavimiydim. Tayfun Tarhan var sahibi, şimdi o da İstanbul’dan kaçanlardan… Ama Rock Cafe hala yerinde duruyor, aynı şekilde işletiliyor. Kendini bozmadan, aynı şekilde işletiliyor. Filiz sağolsun! Tayfun’la konuşup Salı ve Cuma günleri çalmaya başlamıştım orada. Okuldan mezun olduktan sonra da eleman olarak çalıştım bir yandan. Garsonluk yaptım. Flu diye bir grup var, Yaşar Kurt çalıyor Cuma günleri. Şenan’la Yaşar beraber çalıyorlar. Ama ses sistemi falan yok. Akustik! Bildiğin kafe işte ama alkol de satılıyor. Aşağıda bir odamız var, ilk albümün bestelerini falan orada yaptılar Şenan’la Yaşar. İşte bir yandan garsonluk yapıp, bir yandan da çalıyordum Rock Cafe’de. Böyle böyle Kadıköylü olduk. Triada açıldı. Herkes Karga zanneder ama Barlar Sokağı’nda 001 ruhsatlı yer Rock Cafe’dir aslında. Hatta Karga, Triada’dan bile sonraydı yanlış hatırlamıyorsam. Hepsinden önce Rock Cafe vardı yani. Akmar tayfası oradayız. Satanizm olayları. (Gülüşmeler). Kadıköy’de beraber büyüdük biz. Kadıköy’le beraber büyüdük. Kadıköy’le beraber büyüyen adamlardan biri de benim. Allah’tan mahalle havası bozulmadı hâlâ. Ekmek aldığımız yer, köftecimiz hâlâ yerinde: Yıldız Köfte! 20-30 senelik köfte dükkânı görmek zor İstanbul’da. Şimdilerde Kadıköy’ün o yapısını biraz zorluyorlar ama inşallah değişmez ve eskisi gibi devam eder. Biz bu yapı içinde büyüdük… Barlar Sokağı yoktu. Sadece sinemalarımız vardı. Moda’da, iskelenin orada şarap içerdik. O jenerasyonuz yani. Müzik yapan ağabeylerimiz vardı:Mavi Sakal, Kesmeşeker… Cenk Taner. Gerçi Mavi Sakal demeyeyim, o bizim üst jenerasyonumuzdur.
Sinan: “Abi” ha?
Can Gox: Abi demeyiz tabii ama müzikal olarak baktığımızda onlar bizim ağabeylerimizdir jenerasyon olarak. “Kadıköy Sound” diye bir şey oluştu bizim Amirler aracılığıyla. Kent FM yayına girdi, o sound gelişti. Trip açıldı. Kadıköy için gerçekten değişik, adım attıran bir bar oldu. Kadıköy’ün bu şekilde gelişmesinde Amir’lerin büyük bir rolü vardır. 90’ların ikinci yarısından söz ediyorum. Zaman da, tayfa da, anlayış da çok farklı! Kültürel devrimin kırılma noktalarından birisidir 90’larTürkiye için. Cinsel devrimin de kırılma noktalarından biridir. “Jeton vereyim, evi ara, annene 15 dakika geç geleceğim de” dediğimiz zamanlar. (Kahkahalar) 15-20 sene sonra şimdi nerelerdeyiz görüyorsunuz. Biz o dönemi yaşadık jenerasyon olarak. Kadıköy bizi eğitti, büyüttü, sardı sarmaladı, sonra da kıçımıza tekmeyi vurup “hadi artık ne bok yiyeceksen ye!” dedi. Şimdi ortalıkta böyle Kadıköy’ü arar hale geldik. Artık daha az iniyorum Kadıköy’e. 3-4 tane mekânımız kaldı, eskilerden, henüz dökülmeyen dişler! Onlar da artık zaten kendi sohbetimizi yapıp, içkimizi içip huzurla takılacağımız yerler haline dönüştü. Bana göre Kadıköy’ün son 10 senesi… 10 sene sonra Kadıköy de Cihangir’e, Çukurcuma’ya döner.
Sinan: Değişti?
Can Gox: Evet evet, yozlaşma da var, değişim de var.
Sinan: Biraz açar mısın Ne değişti?
Can Gox: Ya aslında Kadıköy değişmedi. İnsanlar değişti. İnsanlar bizim gibi yaşamıyorlar artık müzik olarak. Son 20- 25 senedir dünyada müzik yok zaten. Baksana, en son Michael Jackson dı işte… Son yıllarda peşinden gerçekten milyonları koşturacak kimse var mı? Bak mesela 70’lerde Morrison vardı. Artık milyonları idol olarak peşinden koşturacak kişiler yok. Konserler dolu oluyor olabilir. Ne bileyim, 100 bin kişiye çalıyor olabilirler ama bir Michael, bir Morrison yok. Türkiye’de de böyle. Trend takip ediliyor artık. Moda müzikler dinleniyor, moda giysiler giyiliyor, moda yerlerde oturuluyor. Sanatta da trend neyse ona cevap vermeye dönüştü sistem. Ne yapacağız peki? Ödün mü vereceğiz yani bu saatten sonra kendimizden? Kendinden ödün vermeyenler, işte böyle elleri cebinde mezarını arıyor. Böyle dolanıyoruz işte.
Sinan: Senin müziğin peki?
Can Gox: Götü başı oynatmadan, geçmişini reddetmeden, bugüne uygun bir şeyler arar durumdayız hâlâ. Bu çocuklara ne anlatabiliriz, ne söyleyebiliriz derdindeyiz.
Sinan: Ya kusura bakma, sürekli ben soruyorum ama gerçekten merak ettiğim için böyle. Birazdan Ulvi daha ilginç sorular sorabilir sana. Ben şimdi “yeni başlayanlar için Can Gox” tadındayım. Cover sanatçısı mısın sen?
Can Gox: Değilim. Bestelerim var. Fakat şöyle bir durum da var. Ben bir şarkıyı coverladığımda, benim gibi hissediliyor. Kolay şarkı seçmiyorum çünkü. Bir şarkıyı coverlamam için çok saygı duymam, o şarkının içinde olmam, metnin çok kuvvetli olması gerekiyor. O şarkının içine girdiğimde de sahiplenme durumu ortaya çıkıyor. Sahiplenerek, hissederek coverladığımda da benimmiş gibi algılanıyor. Bilerek yapmıyorum aslında bunu ama çok da hoşuma gidiyor. Simple Man de söylüyorum ben mesela. Şarkıyla alakası yok, o anda içimden nasıl geldiyse öyle söylüyorum. Belki bir tuluat yeteneği olabilir. Ama şarkının sahibine, söz yazarına ve besteye, besteciye saygıyı bozmadan! Eski kafadır bu da… Old school’dur. Saygıda kusur etmeden, şarkıyı sahiplenerek, bir hediye olarak ortaya sunarsam, “bir proje yapalım, 90’a çakalım” diye düşünenlerden farklı, çok rahat bir yere doğru gidiyor insan. Dürüstsen, yaptığın işte samimiysen bunu hemen anlıyorlar. Ben çok insan gördüm cover yapıyorum diyerek şarkının arkasına sığınan. “Baba bak Cem Karaca yapmış adam, bir tane de biz yapalım!” dediğin anda olmuyor. “Bilmem ne yayınevi şu kitabı acayip satmış, o yazardan bir tane de biz geçirelim…” Olmaz ki böyle! 100 bin sattın, çok para kazandın. Eee? Seni mutlu etti mi peki? Bundan mutlu olanlar başka türlü insanlar zaten.
