Sinan: Böyle bir “delikanlılık havası” var Kadıköy kafasının?
Can Gox: Kardeşlik! Düz durmaya çalışıyoruz. Gruptan birine yanlış yapıldığında toplu olarak “olmadı!” diyorsun. Yanlış olduğunda sen de sırtını dönüyorsun. Sonuçta senin kardeşin! Kendi üstüne de alınıyorsun. Biz böyle algılıyoruz yani.
Sinan: Bu biraz fazla eski moda değil mi?
Can Gox: Old School! Zaten biz old school adamlarız abi!
Sinan: İyi de artık 90’ların Türkiye’sinde değiliz? Hele ki İstanbul’unda, Kadıköy’ünde hiç değiliz? Ve sen de öyle ya da öyle müzik piyasasının içindesin. Herkesin dönüştüğü bir ülkede, kentte, sektörde sizin dönüşmemenizi beklemek biraz tuhaf değil mi? Sizin dönüşmeniz nasıl ve ne yönde olacak sence?
Can Gox: Olmayacak! Bak ben hep şunu hayal ediyorum; Şenol’la ikimiz tekerlekli sandalyede bastonla birbirimizi dürteceğiz! “Git ulan yanımdan!” “hayır sen git asıl ulan” diye itişirken, Şenol’u merdivenlerden itiveririm herhalde.
Sinan: Eğlenceli! Ama bir o kadar da umutsuzca!
Can Gox: Aslında bu duruşun bir umudu var! Bizim tayfadan en azından 2- 3 çocuğu çevirebilirsek? Hem bizim yaptığımız kötü bir şey değil ki? Yanlışa göğsümüzü geriyoruz. Hataysa evet hata diyoruz ama yanlışa göğüs geriyoruz.
Sinan: Etik?
Can Gox: Tabiî ki! İnsan olabilmeyi, insan kalabilmeyi başarmaya çalışıyoruz. Dışarıdan bakıldığında bizi çok yanlış görüyorlar bence. Aslında hepimiz hayvan gibi yalnızız. Çünkü bu dönemde bu şekilde durmayı hedef kılmış insanlar köpek gibi yalnızdır. Tek başınasındır. Yağmurda yürürken yanında kimse yoktur. Kimseden de şemsiye istemezsin. O bize uymaz çünkü. O yağmuru yersin! Gerekirse sabaha kadar yürür, döner hasta olursun. Evde yorganı burnuna kadar çeker, çorbanı kendin yaparsın. Sonra yeniden ayağa kalkar, yine tek başına aynı yolu yürürsün. Bunu yaşıyoruz biz. Ama bak birbirimize de her zaman destek oluruz. Bir telefona bakar. Ne kadar uzak olursak olalım, 20 dakikada oraya ulaşma durumumuz vardır. Birbirimizi telefonla da olsa takip eder kollarız. Kollamak zorundayız. Kaç kişi kaldık ki? Çok üstümüze gelenler, çok abartanlar oluyor bizi. Ama dışarıdan bakıp da “hadi canım, siz de kaybeden misiniz?” lafını söyleyenler, kaybetmenin ne olduğunu bilmeyenlerdir.
Sinan: Nedir kaybetmek?
Can Gox: Bilmiyorum ki? (Kahkahalar)
Sinan: Valla ben dışarıdan bakan biri olarak sizde alkol ve seks görüyorum bol bol (kahkahalar)
Can Gox: Keşke öyle olsaydı ya! Öyle olsa ne güzel olurdu! (Kahkahalar) Ya “siz Rock n Roll nedir biliyor musunuz?” diye sormak istiyorum insanlara. Türkiye rock n roll’u yanlış anlamış, dünyadaki insanlar da yanlış anlamış. Geçen gün White Sneak’in 90’lardaki belgeselini izliyorum. Bir sahne arkası var. David saçları toplamış Wilma gibi, tepeye. Sabah; atlet, tayt, spor ayakkabı, 1,5 saat boyunca bisiklete biniyor. “Ne yapıyorsun burada?” diye sorduklarında da “Rock n Roll’un en sevmediğim şeyi sabah sporu” diyor. Ya o ellerindeki Jack şişelerinde Jack olduğunu mu sanıyorsunuz? Motorhead Lenny haricinde rock n roll’ün kuralı sağlıklı yaşam! Çünkü insanlara en iyi performansı vermek zorundasın. 11 buçukta önüne gelen salatayı yiyip, akşam konser den sonra uyuman gerekir. Rock n Roll deyince insanların çoğunun aklına “ooo seks, drugs, rock n roll” geliyor. Yok öyle bir şey! Turne yapıyorum, 10 konserim var yahu! Birinci gece içki içmişsem, ikinci konseri veremem ki? İnsanın doğasına aykırı bu! O yüzden konserde içkiyi yasakladım ben. Ertesi gün iyi bir performans sergilemek için bunu yapmak zorundayım. Hele ki dünya turneleri? Yurt dışında 1 konser, 3 gün ara! Türkiye’deyse 15 günde 16 konser veriyorsun. Bize dışarıdan bakan tayfa “oh elinin altında içki de var, kızlar da var” muhabbeti yapıyor. Yok arkadaş öyle bir şey! Tamam arada oluyor, her insan gibi bizim de bir cinsel hayatımız var tabii (kahkahalar)
Sinan: Dinleyici kitlenle ne kadar örtüşüyorsun peki?
Can Gox: Kendimi dinleyici kitlemden ayırmam ki örtüştüreyim. Dinliyorsa zaten bir şeyler paylaşıyoruz demektir. Benim insanları ayırmak gibi bir gücümün olmaması gerekir. Dinleyicilerin hepsi benim için öncelikle insan, can! Kedi bile kuyruğunu sallasa hoşuma gidiyor, “sevdi şarkıyı” diyorum.

