Kadıköy’ün Yalnız Çocuğu: Can Gox

0
922

Ulvi: Gezi’den sonra bir şeyler değişmedi mi? Kültürel, sosyal açıdan bir kırılma noktası oluşturmadı mı Gezi? Üretimlerde umut verici bir değişim görüyor musun? Bir şeyleri değiştirebildi mi Gezi insanların hayatında?

Can Gox: O dalga kırıldı, azaldı. Yok olmak üzere! Çünkü gündem yaratılamıyor. Biz gündem yaratamıyoruz, gündemi hep başkaları yaratıyor. Türkiye’de gerçek anlamda bir aktivistlik yok. Çünkü aktivistlik sürekli bir şeyleri hatırlatabilme, gösterebilme gücünü gerektirir. İnsanlar kişisel olarak da bunun üzerinde çalışabilselerdi devam edebilirdi. Gezi gerçekten çok büyük bir hareketti. 68 hareketinin Türkiye yansımasıydı diyebilirim. Buna yakın bir şeyi gördük Gezi’de. 500 bin kişinin bir alanda toplanıp müzik dinleyerek savaşa hayır demesi gibi, burada da “hayır!” denip birlikte müzikler dinlendi. Sonra yavaşladı, gündem değişti. Değiştirdiler, unutturdular. Unutmadık falan diyoruz ama unutmadığımız gösteren hiçbir şey yapmıyoruz.

Sinan: Ama genel bir hafıza sorunu var toplumun?

Can Gox: Biz zaten balık hafızalıyız! 10 gün önce bu ülkede 100 kişi öldü yahu! Şu anda herkes “aman abi, ben yarın işe gideceğim ya, aman şirket kapanmasın da ay başında gidip maaş çekeceğiz” derdinde. 100 kişi öldü yahu! Benzine %2’lik zam geldiğinde Amerika’da adamlar ayaklanıyor ya!

Sinan: Öyle deme, “Müzik sussun!” diyorlar mesela. Yastayız ya?

Can Gox: Ya o çok bıçak sırtı bir konu. Amerika’da siyahi ayaklanma oldu bak. Ayaklanmayı bastırabilmek için James Brown konseri düzenlediler. “adamların etrafını çevirin ama sakın dokunmayın! İstedikleri kadar bağırsınlar, küfür etsinler ki enerjilerini atabilsinler” diyorlar. Mantığa bakar mısın? James Brown sahnede ona geçiriyor, buna geçiriyor lafı, insanlar bağırıyor! Polise, devlete, otoriteye bağırıyor. Küfür etmiyor ama bağırıyor. İçindeki enerjiyi atıyor. Bu taktikle insanlar biraz daha rahat durup düşünebiliyor, bundan sonra yapacaklarını planlayabiliyorlar. Yani o sinirle, ilk andaki tepkiyle girişmiyorlar bu işlere. Şimdi “müzik sussun” tamam da… Sen müziği keser, sanatı baltalar, insanların konuşmak istedikleri, haykırmak istedikleri şeyleri engellersen, asıl o enerjiyi boşaltmanın önünü sen engellemiş oluyorsun. O enerji insanların üzerinden gitmez. Orayı kes, burayı yasakla, insanların üzerine gaz sık, su sık ve en önemlisi, insanların bir araya gelmesine engel ol. Ama geri döner, işlemez bu Türkiye’de. İnsanlar er ya da geç bir araya gelecekler yeniden. Bundan kaçış yok. İşin bokunu çıkarmadan konser de verilebilmeli. Toplumun yaşadığı acıların unutulmadığını, kayıtsız kalınmaması gerektiğini bilerek, hatırlatarak da olabilir bu. Çünkü sonuçta buradan evine ekmek götüren insanlar var. Ben evli değilim, çoluğum çocuğum yok. Ama Türkiye’nin herhangi bir yerinde, mesela İzmit’te, Kayseri’de, Diyarbakır’da bir müzisyen düşünün. Adamın eşi var, çocukları var. Evine götürebileceği para da de ki 100-200 lira. Yevmiyeye bakıyor yani. Müziği kestiniz, ne yapacak bu insanlar? Az buz insan çalışmıyor bu sektörde. Barmeninden kapı güvenliğine, bar işletmecisinden vestiyerde çalışana kadar bu da büyük bir sektör sonuçta… Neden baltalıyorsun ki bunu? Dizi yayını duruyor mu? Otomotiv sektörü duruyor mu?

Sinan: Müzik “eğlence” olarak algılanıyor Türkiye’de. 

Can Gox: Afedersin ama, “bilmem ne tarzı mısın” programlarında millet zıplayıp kıçını başını açarken öbür tarafta 100 tane ölümüz yok mu bizim? Ne o, müziği susturun! Yayını karartın demiyorum kimseye ama bu ülkenin günah keçisi biz miyiz? Zaten 3-5 liraya çalışan adamlarız. Bak, 2 sene içiresinde 300 konser vermişim ben. Millet 300 konserle kariyerini tamamlıyor. 300 konserin sonunda ne bir dairem ne katım ne yatım var. Amerika’da olsaydın kariyerinin sonuna gelmiştin 300 konserle. Telif hakkı zaten yok. Neyle geçinecek bu adam?