Sinan: Çok sık karşılaştığınız bir durum bu sanırım: “Eee çocuğunuz otizmli!”
İrem Afşin: Çok sık! En son karşılaştığımız yer de ortaokula geçiş sürecimiz işte. Bizi Twitter ahalisi ve Türkiye genelinde meşhur eden olay. Acı ama gerçek, şu anda pek çok ailenin hâlâ yaşadığı bir durum. Okula kabul edilmeme durumu… Hukuki hiçbir dayanağı olmayan bir durum olmasına rağmen özellikle özel okullarda çok sık karşılaştığımız bir durum. Özel okulların % 90’ı kaynaştırma öğrencisi almayı kabul etmiyor maalesef.
Sinan: Gerekçe olarak ne diyorlar?
İrem: Eğlenceli yorumlar var tabii ama en sık ileri sürülen gerekçe “Biz öyle çocuk almıyoruz”…
Sinan: “öyle çocuk”?
İrem Afşin: Evet “öyle çocuk almıyoruz”… Benim de, Sedef’in de, diğer arkadaşlarımın da hayatımızda en çok duyduğumuz cümle bu herhalde. “Biz başarı odaklı bir okuluz, dolayısıyla sadece başarılı olabilecek çocukları alıyoruz”. Çok eminler farklı gelişen çocukların herhangi bir biçimde başarılı olamayacağından. Veya “sınıf düzeni korunamaz, diğer arkadaşlarının konsantrasyonunu etkiler, zaten velilerimiz de istemez” … Bunlar okul yönetimlerinin standart cümleleri. Velilerde de genelde şöyle bir şey var: “Benim çocuğuma bulaşırsa?” diyenini de gördüm ben ilkokulda. Grip ya? Bulaşacak! “Bunlar” çok şiddete meyillilermiş, vuruyorlarmış kırıyorlarmış falan… “Mış!”… Bir şey bilmiyor yani. Hayatında ilk defa bir otizmliyle karşılaşıyor ve kendi çocuğuna “diğer arkadaşlarına davrandığın gibi davran çocuğum” deme noktasından da çok uzak. Genel olarak ne sistem ne de toplum “öteki” sevmiyor Sinan… Standart olacak. Farklı sevmiyor. Çok yakın bir arkadaşımın çocuğunu geçen yıl anaokulundan “bu çocuk çok fazla soru soruyor” diye çıkarmaya kalktılar. Diğer çocuklar öğretmen ne derse onu yapıyorlar ve hiç soru sormuyorlarmış ama Anıl çok fazla soru soruyormuş. Anıl 4 yaşında! Haliyle soru sorup öğrenmek istiyor. “Yaşasın ne güzel! Çocuk soru soruyor, sordukça daha fazla şey anlatayım, öğreteyim” diyeceğine, “çok soru soruyor” diyorlar. Böyle bir eğitim anlayışı var. Bizim en çok sıkıştığımız konu şu oldu. İlkokulu gayet düzgün, takdirle tamamladık. Kaynaştırma da çok fazla uygulanmadı. Normal müfredatı takip edebilecek durumdaydı Nazım. Bu noktada otizm hayatımızdaki en eğlenceli yanılgılarımdan birini yaşadım. İngilizce ve Almanca tedrisatlı özel okullara bakalım. Her okul kendi seviye tespit sınavını yapıyor. Tam 4+4+4 ün açıklandığı sene. Mayıs ayında biz daha önümüzde okuyacağımız bir 5. Sınıf var diye düşünürken hop sistem değişti ve “hadi bakalım ilkokul mezunu oldunuz” deyiverdiler. Neye uğradığımızı şaşırdık tabii.. Karne yerine diploma alıverdik. Ortaokulu aynı okulda devam etmeyeceğimizden çok eminim çünkü velilerle didişmekten yorgun düşmüştüm. Ortaokulda öğretmen değişecek, her derse ayrı öğretmen girecek ve aynı çocuklar ve aynı velilerle devam edeceğiz. Yok dedim, buradan çıkalım. Notları da iyi nasıl olsa… Yakın çevreden başlayarak şöyle bir 12 okulluk liste yaptım. İstanbul’da bildiğin isim yapmış aşağı yukarı bütün okullar vardı listede. Avrupa yakasında da, Anadolu yakasında da… Telefon ediyorsun, seviye tespit sınavı için randevu alıyorsun. Telefonda da söylüyorum haliyle, “benim kaynaştırma raporlu, otizmli bir oğlum var, ilkokulu da kaynaştırma ile okudu” diye… Yanıt: “Haaa biz o zaman sizi alamıyoruz tabii…” Niye? “Çünkü biz öyle çocuk almıyoruz!”. 
Nazım Özgün: Ya ne yapsaydım ya? Yalan mı söyleseydim?
İrem Afşin: Seninle alakası yok tatlım. O güne kadar hiç saklama gereği duymadık ki? Okullardan da saklamamışız. Haliyle çocuğun çok garibine gitti. Söylesen bir türlü söylemesen bir türlü! Okul seni niye almıyor kısmını izah etmemiz çok zor oldu.
Sinan: Anlayabildin mi okulların seni neden almadığını Nazım?
Nazım Özgün: Anlayamadım bir süre ama sonra anladım.
Sinan: Nedenmiş?
Nazım Özgün: Beni özürlü olarak algılıyorlardı sanırım. İşte otizm falan…
İrem Afşin: Habertürk’te konuşurken “Müdürler otizmi biraz bilseler belki alırlar” demişti. Derken kampanya başlattık twitter’da.
