Kolivadan Helvaya: Ölüm Acısı, Ağız Tadı…

0
3396

YAS… KİŞİSEL Mİ TOPLUMSAL MI?

Türkiye Psikiyatri Derneği, yası “sevilen birinin ölümü nedeniyle oluşan doğal bir tepki” olarak tanımlıyor. Yas ya da matem sözcüğü, ölüm ya da bir felaket sonucu yaşanan ağır bir kayıpla birlikte gelen derin acıyı ifade ederken Arapça kökenli “matem”, “atm” kökünden gelen “matam” sözcüğünden türeyerek dilimize yerleşmiş. Nişanyan Sözlük, matemi “cenaze töreni, cenazede ağıt yakan kadınlar topluluğu” olarak tanımlamış. TDK ve Dil Derneği sözlükleri de matemi yas olarak karşılamış.

Yasın belirtileri Türkiye Psikiyatri Derneği tarafından 4 ana evrede sıralanıyor: 

1.evre: Birkaç saat-birkaç hafta arasında değişebilen bu evrede kişi ölümün gerçekliğini kavramakta zorlanır. Yaşadıkları karşısında şaşkın, donuk, tepkisiz olabilir, boşluk ve gerçek dışılık duyguları yaşayabilir. Bu dönemde hatırlamada güçlükler, bedensel belirtiler görülebilir.

2.evre: Kişi kaybın acısını giderek daha fazla hisseder, yoğun üzüntü ve özlem duyguları yaşar, ölen kişiyi arar, ağlamalar olur. Öfke, huzursuzluk, korku ve heyecan, konsantrasyon güçlüğü, ilgi duyulan ve keyif alınan şeylere yönelik isteksizlik görülebilir. Zihin ölen kişiyle ve ölümle meşguldür. Bu evre günler-haftalar boyu devam edebilir.

3.evre: Kaybın geri dönmeyeceği gerçeğinin giderek fark edilmesiyle ümitsizlik ve çaresizlik duyguları ortaya çıkar, buna bağlı olarak yorgunluk-bitkinlik, isteksizlik ve ilgi kaybı ön plandadır.

4.evre: Aylar içinde ölümün kesinliğinin ve sonuçlarının kabullenilmesiyle kişinin özlem ve üzüntü duygularının yoğunluğu giderek azalır. Ölen kişinin anıları yitirilmemekle birlikte, kişi kayıptan önceki haline döner, yaşamını yeniden düzenler, geleceğe dair umutlar ve tasarılar yeniden kazanılır.

Fotoğraf: Sholto Ramsay/ Unsplash

Elbette her duygusal tepki gibi yas sürecinde verdiğimiz tepkiler, sergilediğimiz davranışlar kişiden kişiye değişiyor.

Şengül Hablemitoğlu, “Yas, Uzun Bir Veda” kitabında yas ile matemi birbirinden ayırmış. “Yas dediğimizde kişisel bir acıdan söz ederken, matem dediğimizde acının geleneklere – kültüre dayalı olarak kurumsallaşarak yaşanmasından söz ederiz” diyor Şengül Hoca.[i] (Yeri gelmişken, kitaba dair sevgili Anıl Mert Özsoy’un Şengül Hablemitoğlu ile yaptığı röportaja göz atmanızı şiddetle tavsiye ederim.)

O halde bireysel olarak yası, sosyal olarak matemi nasıl, hangi görüngülerle yaşıyoruz?

Kişinin kendi kaybından dolayı iç dünyasında yaşadığı yas ile içinde yaşadığı toplumsal çevrenin kendisinden beklediği yas görüngüleri arasında farklar var mı?

Farklı kültürlere, farklı inanışlara, geleneklere göre değişen kurumlaşmış yas ritüelleri olduğuna göre kişisel olanla toplumsal olanı ayırabiliyoruz demektir.

Dünya genelinde yas ritüelleri farklılık gösterirken çok zengin bir kültürler kavşağı olan Anadolu’da yas ritüellerinin farklılaştığını görüyoruz. Kültürler arası ilişki, bazı gelenek ve ritüellerin iç içe geçmesine benzeşmesine yol açarken, bazı noktalarda da büyük benzeşmeler gözlenebiliyor. Genel olarak ölen kişinin yaşayış biçiminden bağımsız biçimde dini motiflerin cenaze ritüellerinde baskın olduğu söylenebilir. Ölen kişinin yaşamında dindar olup olmaması, hatta inançlı olup olmaması pek az örnek dışında defin prosedürünü değiştirmiyor. Krematoryum gibi farklı defin seçeneklerine izin verilmemesi nedeniyle ölen kişi, mensubu olduğu kabul edilen dini topluluğun mabedinin merkez alındığı bir defin prosedürüne tabi tutuluyor.