Kolivadan Helvaya: Ölüm Acısı, Ağız Tadı…

0
3396

TÜRKİYE ERMENİLERİNDE CENAZE VE YAS RİTÜELLERİ

Türkiye Ermenilerinin cenaze ve yas ritüelleri genel olarak birbiriyle benzeşmekle birlikte İstanbul Ermenileri ile Anadolu Ermenilerinin farklılaştıkları gözleniyor.

Ermeni toplumunda ölüm kurtuluş, diriliş anlamına gelir ve İsa Mesih’in “yeryüzü kilisesinden” “Göksel Kiliseye” uğurlanmayı gerektirir. Bu nedenle Ermeni Kilisesindeki cenaze ritüeline “Uğurlama” (huğargavorut’yun) adı verilir. Defin ritüeli üç safhadan oluşur. Bu safhalar sırasıyla ev düzeni (tan kargn), kilise düzeni (karg yegeğetsioy) ve mezarlık düzeni (gerezmani kargn) şeklinde isimlendirilir. Bir de mezarlık dönüşü teselli ayini vardır. İstanbul’da ev töreni mezarlık dönüşü teselli ayininde icra edilen bir törene dönüşmüştür. Bunun yerine cenaze evden veya morgtan alınırken papaz duayla cenaze alayına liderlik etmektedir.[iv]

Fotoğraf: Diyarbakır Ermenilerinin son temsilcilerinden Sarkis Eken’in cenaze töreni

Konuyu sevgili Narod Siranuş Minasyan’dan dinleyelim:

“Ölüm her şeyden önce cemaate duyurulur. Cenaze Kiliseye götürülür ve tahnit/ hazırlama işlemleri yapılır. Ölüm anından itibaren eş, yakın aile fertleri mutlaka siyah matem giysisine bürünür, cenazeye katılacak olanlar koyu renk elbise giyerler. Asla çok renkli kıyafetler tercih edilmez. Siyah dışında yine tek renk olmak koşuluyla beyaz giysi seçilebilir. Beyaz saflığın simgesi olarak kabul edilir. Ölen kişi yaşlıysa aile fertleri 40 gün siyah giyerler. Erkekler 40 gün boyunca tıraş olmazlar. Gençse, hele evlatsa, ömür boyu siyah giyilir. Cenaze papaz eşliğinde mezarlığa götürülür, mezarlıkta yapılan törene kadınların girmesi, hatta 40 gün boyunca kadınların mezarlığı ziyaret etmesi uygun görülmez. Bununla birlikte modern Ermeni toplumunda bu geleneğin esnetildiğini söyleyebilirim. Erkekler mezarlıktan kiliseye dönerler. Bu sırada kadınlar kilise salonunda acı kahve ve bisküvi hazırlarlar ve gelenlere ikram ederler. Kiliseden cenaze evine geçilir. Burada “Can aşı” ikram edilir. Can Aşı genellikle akraba ve komşular tarafından hazırlanarak cenaze evine getirilir. İstanbul Ermenilerinde tek renk (şehriyesiz) pilav ve haşlama yemeği (sebzeli et) Can aşının ana menüsünü oluşturur.

Defin törenini takip eden ilk cumartesi günü kilisede papazın duaları eşliğinde helva kavrulur. İstanbul Ermenileri fıstıklı irmik helvası, Anadolu Ermenileri ise un helvası (kaşık helvası) kavurup ikram eder ve dağıtır. Kadınlar yine kilisede kalır ve erkekler, papaz eşliğinde mezarlığa giderek ölenin ruhu için dua okurlar. Aynı işlem 40. Gün de mezar başında tekrar edilir. Cenaze töreninde, 7. Ve 40. Gün Anadolu Ermenilerinde “kete” ve ayran dağıtılırken İstanbul Ermenileri “acıbadem kurabiyesi” ve su ikram ederler.”

TÜRKİYE YAHUDİLERİNDE CENAZE VE YAS RİTÜELLERİ

Yahudi toplumunun cenaze ve yas ritüelleri genel olarak benzeşse de Türkiye Yahudilerinin yerel bazı gelenekleri sürdürdüğü gözleniyor.

Defin süreci Yahudi toplumunda da hızlı ve sade  tutulması gereken bir işlem olarak görülüyor.[v] Genel olarak Yahudi toplumunda “yakma” işlemine asla başvurulmuyor ve hoş görülmüyor. Toprağa verme, genel kabul gören defin yöntemi.

Tarihi kaynaklar, Eski Ahit döneminde ölenlerin hızlıca ve elbiseleriyle defnedildiğini bulgularken, Yeni Ahit döneminden itibaren kefenleme yöntemine geçildiğini gözlemliyor.[vi] Eski İsrail’de mezara yiyecek bırakma adeti bulunurken bu adetin günümüzde büyük ölçüde terk edildiği gözleniyor. Yine eski İsrail’de aile fertlerinin bir yakınları öldüğünde, definden itibaren 7 gün boyunca oruç tuttukları biliniyor.

Fotoğraf: Diana Polekhina/ Unsplash

Ölüm haberi alındığında cenaze başlamadan ya da cenaze bittikten sonra giysiden bir parçayı yırtma adeti derin kederin göstergesi olarak devam ediyor. Ölen kişi “evlatsa” ebeveynlerin kalplerinin üzerindeki giysi parçasını görünür biçimde yırtmaları, “kardeşse” kardeşlerin giysilerinin sağ tarafında bir yırtık açmaları adetler arasında yer alıyor. Eş ve çocukların yırttıkları giysi parçasının görünür olması gerekmiyor. 13 yaşın üstündeki tüm aile fertleri yas geleneklerine uyuyor.

DEFİN HAZIRLIĞI:

“Hevra Kadişa” (Yakın/ Kutsal arkadaşlar/ Genellikle gönüllü kadın ve erkeklerden oluşan arkadaş grubu) ölen kişinin “Kevura/defin” için hazırlanması, usullere uygun biçimde temizlenmesi, yıkanması ve kefenlenmesi görevini üstlenir.

Ölenin bedenini defin için hazırlama işlemi “Tahara” olarak adlandırılır ve 3 aşamalıdır: “Rehitsa/ Yıkama”, “Tahara/ Arınma” ve nihayet “Halbaşa/ Kuşanma” aşaması. Ölenin üzerindekiler çıkarılır, beden genellikle 3 kova su kullanılarak ya da “mikva” havuzuna sokularak özenle yıkanır. Herhangi bir sebeple ölenin üzerinde kan varsa bu kan dikkatle alınır ve defin sırasında ölen kişiyle birlikte gömülür. Yıkama işlemi tamamlandıktan sonra ölü beden kurulanır ve “Tahrinim” denen kefenle sarılır. Tabutun içine “Sovev” denen örtü serilir. Sovev, dindar bir Yahudi erkekse “Talit” adı verilen örtüden yapılır ve talit’in bir ucu kesilerek ölen kişinin artık dini görev ve sorumluluklarından muaf olduğu vurgulanır. Beden tabut içine yerleştirilir ve sovev ile örtülür. ve tabut kapatılır. Eğer mevcutsa, tabuta bir miktar İsrail (Filistin) toprağı serpilmesi adettir. Tabut kapatıldıktan sonra artık ölen kişinin bedeni teşhir edilemez. (Türkiye Yahudilerinde ise tabut defin öncesinde son kez açılır, aile fertleri tarafından gözlerinin üzerine bir miktar toprak atılır)

İsrail’de resmi görevliler, askerler dışındaki ölülerin tabutla gömülmediği biliniyor. İnançlı Yahudiler talit’lerine sarılarak defnediliyorlar. Türkiye Yahudileri ve diğer ülkelerdeki modern Yahudilerin tabutla gömüldüğü biliniyor.

Ölen kişinin bir an önce toprağa verilmesinin arzulandığı Yahudi cenazelerinde tören, genellikle mezarlıkta bulunan cenaze evlerinde icra ediliyor. “Levaya/ Eşlik” adı verilen cenaze törenine katılanlar, cenaze evinden mezara kadar ölen kişiye eşlik ediyorlar. Mezar başında Hesped adı verilen kasidelerin okunması gelenekler arasında sayılıyor.

YAS

Yas tutanlar, cenaze töreni sonrasında eve dönüşlerinden itibaren 7 gün boyunca yıkanmaz, tıraş olmaz, takı- mücevher takmazlar. Bir çok Yahudi topluluğunda evdeki aynaların üstü örtülür. Aile fertleri 7 gün boyunca oruç tutarlar ya da 7 gün boyunca evden çıkmazlar. Oruç cenaze evinde verilen genellikle haşlanmış yumurta, mercimek ve yuvarlak ekmekten oluşan yemeğin ardından başlar. Yasta olan kişiler, yas boyunca müzik dinlemez, düğün gibi eğlenceli aktivitelere katılmazlar. Yine yasta olan kişileri ziyaret etmek sevap kabul edilir ve ziyaretçiler, cenaze evinde birbirlerine hizmet ederler. Ölen kişinin ailesi yas süresince yemek pişirmez, taziyeye gelenlere hizmet etmez, temizlik vb. temel ev işlerini yapmazlar.

Defnin ardından ilk 30 gün boyunca yas tutan kişilerin evlenmeleri, bayram ve eğlence yemeklerine katılmaları yasaktır. Erkekler bu süre içerisinde saç ve sakal tıraşı olmazlar. Matem 12 ayın sonunda tamamlanır. Ortodoks Yahudiler, yasın devam ettiği 12 ay boyunca sinagogda Kadish duasını okurlar.

Sevgili Bella Yanni anlatıyor:

“Ölen kişinin ölümü topluluğa duyurulur ve naaşı cenaze evine götürülerek defin işlemi için hazırlanır. Defin işlemi Haham liderliğinde gerçekleştirildikten sonra cenaze evinde toplanılır. Kadish okunur. Ölenin aile fertleri 7 gün boyunca evden dışarı çıkmaz. Bazı aileler 7 gün boyunca oruç tutma geleneğini sürdürür. Ama en önemli kural, cenaze evinin 7 gün boyunca kapısının açık olması, yani taziye için gelen herkese kapının açık olmasıdır. Cenaze evinde yemek pişirilmez. Akrabalar, komşular gelirken beraberlerinde çeşitli yiyecekler getirirler, bunlar yenir ve ikram edilir. Özel olarak helva, tatlı gibi cenaze töreni için hazırlanmış yiyecekler yoktur. 30. Gün cenaze evinde toplanılarak dua okunur.”

ORTODOKS RUMLARDA CENAZE VE YAS RİTÜELLERİ

Rum Ortodoks Cemaatinin cenaze ve yas ritüelleri de kilise merkezli… Çeşitli kaynaklarda Rum Ortodoks adetleri şöyle aktarılıyor:

Bir kişi öldüğünde, önce papaz ve ardından da vaftiz ailesine haber verilir. Yakın akraba ve komşular, aileye yardımcı olmak üzere ölü evine gelir. Ölen kişinin naaşı defin için hazırlanır. Yaygın düşüncenin aksine Ortodoks Rumlarda da ölen kişinin bedeni yıkanır ve kefenlenerek tabuta yerleştirilir. Ölen kişi eğer ruhani bir kişi/ bir kilise mensubu ise naaşı papazlar tarafından yıkanır ve hizmet kıyafetleri ile tabuta yerleştirilir. Benzer biçimde ölen kişinin asker ya da resmi/ rütbeli biri olması halinde de üniforması ile tabuta yerleştirilmesi uygun görülür. Cenaze tabuta yerleştirilmeden önce dört bir tarafından kutsal su ile papaz tarafından takdis edilir. Tabut dört kişi tarafından, papaz ve diyakonların ilahileri eşliğinde kiliseye kadar taşınır.

Mezar hazırlandıktan sonra cenaze defnedilirken papaz yönetiminde ayin gerçekleştirilir. Ölen kişinin bedeni, mezarda ayakları doğuya bakacak şekilde yatırılır ve eline küçük bir haç tutturulur. Matta 24.27 deki bir ifadeye dayanarak, İsa’nın yeryüzüne ikinci kez doğudan geleceğine inanıldığından, dirilecek tüm ölülerin yüzleri ona dönük olarak ayağa kalkabilmeleri ve ona secde edebilmeleri için defin ayaklar doğuya bakacak şekilde gerçekleştirilir.

Ardından aile fertleri, akrabalar ve komşular ölenin evinde toplanır, taziye için gelenlere yiyecek- içecek ikramında bulunulur. Ölü evine akraba ve komşuların hazırladığı yiyeceklerin getirilmesi adettendir. Taziye için gelenlere cenaze günü ve sonraki törenlerde çeşitli dua ve mezmurlar okunarak buğday, kuruüzüm, çeşitli tahıllar ve cevizin kaynatılarak pişirildiği Koliva ikram edilir.

Ölen kişinin defnedilmesinin ardından 2. gün kilisede yeni bir tören yapılır ve kilise kapısında yoksullara yiyecek dağıtılması geleneği yerine getirilir. Cenaze evinin kapısı 3 gün boyunca taziyelerini sunacak yakınlara, komşulara açıktır.

Cenazenin 3. gününde papaz sabah 04.00 te yanında ölen kişinin en yakını olan bir kadını alarak mezarlığa gider ve mezarı tütsüler. Bu, kadınların İsa Mesih’in mezarını üçüncü günde ziyaret etmesine bir gönderme olarak gerçekleştirilir. Paskalya gecesinde de aynı adet, inançlıların yitirdikleri sevdiklerinin mezarları üzerinde ateş yakmasıyla tekrarlanır. Bazı yörelerde mezarlar üzerinde ışık yakılması, yiyecek konulması amacıyla küçük hücreler yapılmaktadır.

Başta ölen kişinin aile fertleri olmak üzere cenaze törenine katılanların siyah matem giysisi giymeleri gerekir. Siyah, yası ve insan ruhunun günahkarlığını temsil eder.

Koliva…

Çocukluğumun büyük bölümünün kesiştiği Tophane’deki Marketo Apartmanının ilk katında otururdu Paraskevula. Kavanoz dibi gözlükleri olmasa, saçlarını açıp geldiği günlerde eni konu güzel bir kadın olduğunu bile düşünürdüm. Doğumuma tanıklık etmişti ve bayılırdı anlatmaya: “Bir Pazar günüydü, kilise çanları çaldıktan hemen sonraydı…” diye başlardı hızlıca istavroz çıkararak. Nedense hep karanlık evinin kapısından girenleri, sürekli mum yanan bir Meryem ikonası karşılardı ki benim için bu sıradışı görüntü bile Parasko’yu çocukluğumun masalsı karakterlerinden biri haline getirmeye yeterdi.

Yılın belli günlerinde yengem Hürmüz Hanımın kapısı çalınıp Parasko elinde “koliva” tabağı ile göründüğünde sevinçten yerimden zıplardım. Bizim “diş buğdayı” dediğimiz tatlıya benzeyen ama Parasko’nun elinden çok daha yoğun, unutulmaz bir çocukluk lezzetine dönüşen koliva tabağının arkasında her zaman bir çift kızarmış, nemli göz dururdu. Çocuk dikkatimi çeken fakat anlamlandıramadığım, on yıllar sonrası için küçük bir anlık kayıttan öteye gitmezdi bu ayrıntı. Şekerli, tarçınlı, ılık kokular saçan kolivanın cazibesi, arkasındaki Parasko’nun nemli gözlerini bastırır, silikleştirir, unuttururdu… Kolivayı neşeyle kaşıklamamı izlerken iki damla yaş süzülürdü Paraskevula’nın gözlerinden… “Beğendin mi?” diye sorardı sonra, keyifle kafamı salladığımı görünce başımı okşar, “afiyet bal, tanesi kadar ömür olsun paşama” derdi.