Kolivadan Helvaya: Ölüm Acısı, Ağız Tadı…

0
3396

SÜNNİ MÜSLÜMAN YAS RİTÜELLERİ

Yöreden yöreye değişiklik göstermekle birlikte Sünni Müslümanların defin/ yas ritüelleri şöyle yaşanıyor

Hızlı ve Sade:

Anadolu’da Sünni Müslüman cenazelerinin en belirgin özelliği hız ve sadelik. Ölen kişinin mümkün olduğunca hızlı biçimde defnedilmesi, “ruhunun huzura kavuşması” gerekçesiyle önemseniyor. Eğer uzaktan beklenen bir yakın yoksa, ölen kişinin mümkünse aynı gün içerisinde defnedilmesine dikkat ediliyor.

Cenaze bekleme:

Ölünün 1 gece evinde bekletilmesi geleneği büyük şehirlerde ve hastane ölümlerinde artık uygulanmasa da taşra yerleşimlerinde “evde bekletme” geleneği büyük ölçüde devam ediyor. Ölen kişinin bedeninin üzerine bir çarşaf örtülerek karnının üzerine bıçak konuyor ve başta aile fertleri olmak üzere yakınlar, komşular “ölü evinde” cenazeyi bekliyor. Bu süre zarfında ölü evinin tüm ışıklarının yanık olmasına dikkat ediliyor.

Helallik:

Kişi evinden uzakta da ölse, evinde de ölse defnedilmeden önce evinin önünde aile fertleri ve komşularından helallik isteniyor. Uzakta (Hastane vb.) ölen kişinin tabutu evinin önüne getirilip, komşularından helallik alınıyor.

Defin Öncesi:

Ölen kişinin bedeni gasilhaneye götürülür. Gasilhanede dini usullere göre, erkekse erkekler tarafından, kadınsa kadınlar tarafından yıkanır, çenesi bağlanır, kefenlenir. Yıkanıp kefenlenen bir ölünün artık yüzünün açılması uygun görülmez bu nedenle ölen kişiyi son kez görmek isteyen yakınlar için gasilhane öncesi izin verilir. Kefenlenen ölü tabuta yerleştirilir, üzerine yeşil örtü serilir, kadınsa tabutun baş kısmına bir yemeni serilmesi âdettendir. Gelinlik çağında ölen genç kızların tabutun başına beyaz bir yemeni ya da bazı yerlerde çeyizinden bir parça, duvak vs konmasına da rastlanır.

Cenaze:

Ölen kişinin tabutuna omuz vermek “sevap” ve gelenek kabul edildiğinden her yetişkin erkeğin tabutun taşınmasına yardımcı olması beklenir. Cenaze, namazın kılınacağı camiye getirilerek musalla taşına konur. Namaz kılınana kadar, cenazeye gelenler tabutun başında bekler, dualar okunur. İmam gelir, cenaze namazını kıldırır. Cenaze namazı yakın zamana kadar sadece erkeklerin katılabildiği bir ritüel olarak kabul edilirken, son dönemde, özellikle büyük kentlerde kadınların da cenaze namazında saf tutmaya başlandığı gözleniyor. Cenaze namazı ayakta kılınan kısa bir namazdır ve bitiminde imam camide bulunanlardan ölen kişi adına helallik ister. İmamın 3 kez tekrarladığı “hakkınızı helal ediyor musunuz?” sorusuna cemaatin geleneksel olarak “helal olsun!” yanıtı vermesi beklenir. Namaz bitiminde tabut yine erkekler tarafından omuzlara alınarak defin yerine götürülür.

Mezar:

Genel olarak sade biçimde düzenlenen Sünni İslam mezarlıklarında defin işlemi erkekler tarafından yapılır. Cenaze usulüne uygun biçimde önceden kazılan mezar yerine, başı kıbleye gelecek biçimde ve tabutsuz olarak yerleştirilir. Ölenin üzerine 3 adet tahta verev olarak konduktan sonra toprak atılır ve cenazenin gömülme işlemi tamamlanır. Tüm bu işlemlere imam dualar eşliğinde nezaret eder. Defin işlemi bittikten sonra cemaatin dağılması beklenir ve imam 3 kez ayağını yere vurarak “talkın” verir. İnanış doğrultusunda bu işlem, ölen kişiye o gece mezara gelecek olan sorgu meleklerine vereceği yanıtı hatırlatmak için yapılır. Mezarlığa kadınların adet döneminde girmemesi, 7 kat örtü ile örtünerek girmesi gibi yerel adetler de bilinir. Ölenin isminin, doğum ve ölüm tarihinin yer aldığı mezar taşının dikilmesi için genellikle 1 ila 3 ay geçmesi beklenir.

Taziye evi:

Eğer varsa kamusal bir mekân taziye evine dönüştürülüyor ya da ölen kişinin evi taziye evi kabul ediliyor ve aile, başsağlığı dileklerini bu mekânda kabul ediyor. Büyük ve geniş aileler, aile evinin dışında, yakınında taziye çadırları oluşturabiliyor. Taziye evlerinde kadınlar ve erkekler ayrı oturtuluyor. Taziye evinde bir müezzin ya da güzel sesli, Kur’an okumasını bilen bir kişi tarafından defin akşamı Kur’an okunması adettendir.

Yeme- İçme:

Ölen kişinin evinde/ taziye evinde yemek pişirme imkânı, ikram beklentisi olamayacağı düşüncesiyle iş komşulara düşüyor. Her gelen beraberinde ölen kişinin ailesinin ihtiyacı için ve konuklara ikram edilmek üzere çeşitli yiyecekler getiriyor. Eski yıllarda genel olarak, bugün ise hala taşra yerleşimlerinde, ölen kişinin evinin yemek ve ikram ihtiyaçları 7 gün boyunca komşular tarafından karşılanır.

Helva:

Sünni Müslüman cenaze törenleri, aslında dini bir karşılığı olmasa da cenazelerde helva kavrularak dağıtılmasıyla son bulur. İstanbul ve büyük kentlerde genellikle çam fıstıklı irmik helvası, Anadolu genelinde ise un helvası tercih edilir. Helva büyük kazan ya da tencerelerde, ailenin kadınlarının sırasıyla karıştırması, ardından akraba ve komşuların da el vermesiyle “birlikte” pişirilen bir tatlıdır. Genellikle evin büyüğü olan, en tecrübeli kadının nezaretinde, dualar okunarak kavrulur. Ev halkı ve taziyeye gelenlere ikram edildikten sonra komşulara da dağıtılır.

Özel Günler:

Dini kaynaklarda karşılığı olmamakla birlikte Sünni İslam cenazelerinde 7., 40. Ve bazı yerlerde 52. Güne özel ritüeller takip edilir. Definden sonraki 7. Gün genellikle kadınlar taziye evinde toplanır ve Kur’an okutulur. 40. Gün Kur’an, bazı bölgelerde ise Mevlid okutulması, gelenlere başta helva olmak üzere ikramda bulunulması, “Mevlid şekeri” dağıtılması adettendir. 52. Gün son kez taziye evinde toplanılır, Kur’an okunur ve yas dönemi tamamlanmış olur.

Helva…

Kocaman tencerelerde çam fıstığıyla birlikte kavrulan irmiğin renginin altın sarısına dönüşünü izlemek büyüleyiciydi. Bir tencerede su ve şeker kaynatılır, içine birkaç damla limon eklenip kıvamlanması beklenirdi. Kıvama gelmiş şerbet ki kaşıkla yukarıdan aşağıya koyu bir akış kazandığında tamam sayılırdı, soğumaya bırakılırdı bir kenarda… Ardından büyük bir tencerenin altı tıslamalı bir Besmeleyle açılır, içine çam fıstıkları bırakılır ve irmikle birlikte kavrulmaya başlanırdı. Fıstıklar kahverengiye, irmik altın sarısına dönmeye başladığında tereyağı eklenir ve kavrulmaya devam edilirdi ki yağın daha erken konmamasının sebebi yanmasını önlemek ve kendine özgü o sütlü rayihayı korumaktı kuşkusuz. Tencerenin başında işin ehli bir kadın olmakla birlikte, diğer kadınların ara sıra helvaya el vermesi, kısa bir süre de olsa helvayı karıştırması adettendi. Kaşığı eline alan önce bir herkesin belli belirsiz duyacağı biçimde Besmele çeker, ardından fısır fısır dudaklarını kıpırdatarak içinden “3 Kulhuvallah 1 Elham” okuyup sırasını savardı. Helvanın rengi tamam olduğunda ötede çoktan soğutulmuş olan şerbet kepçeyle alınır ve bu kez hayli duyulur bir Besmeleyle “cossss!” diye gezdirilirdi kavrulmakta olan helvanın üzerinde. O “cossss” tencereden büyüleyici bir buharın yükselmesine, mutfağı enfes, şekerli bir kokunun doldurmasına neden olurdu. Şerbet kepçesinin her gezintisinde helvanın yüzeyi göz göz fokurdar, nihayet helva demlenmeye, dinlenmeye bırakılırdı. Biz çocuklar için bir türlü geçmek bilmeyen bir zaman sonra tencerenin kapağı açılır ve meraklı bakışlar “notunu vermek üzere” helvaya dikilirdi. Pilav gibi olmamalıydı helva. Yağı, şerbeti, şekeri kıvamında, hafif macunsu, “pehlivan helvası” denen ayarda olmalıydı. En azından bizim evlerde usûl buydu. Tabaklara konulan helva önce evdekilere, sonra da konu komşuya dağıtılır, tabağı alan “Allah kabul etsin, Allah rahmet eylesin” fısıltılarıyla teşekkür ederdi.