56.000 Futbol Sahası…

0
311

Bu hafta yazımı biraz geç gönderebildim, geçen haftadan bu yana Ege ve Akdeniz’de yaşanan ve halen bazı noktalarda devam eden orman yangın felaketinin üzüntüsü ve moralsiziliği içinde tamamlamaya çalışıyorum.

Öncelikle bu yangınlarda hayatını kaybeden vatandaşlarımız ve ormanların gerçek sahibi olan canlılar için çok üzgünüm. Canını kurtaran ancak yuvasını, elindeki avucunda ne varsa bu yangında kaybeden herkese de geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum; halkımız bu yaraları da sarmasını bilecektir. Elinde kovalar ile sırtına asmış olduğu pet şişeler ile yangına koşan insanımıza teşekkürü borç biliyorum.

Şimdi gelelim konumuza; İklim değişikliği…

13 Haziran’da yazdığım yazıda iklim değişikliğinin emtia üzerindeki olumsuz etkisinden bahsetmiş ve işin aslında ekonomiler üzerinde ne kadar büyük bir yıkıcı etkisi olabileceğinden  bahsetmiştim

Sadece orman yangınlarında kaybedilen alan hakkında henüz resmi rakamlar açıklanmamış olsa da televizyonda duyduğum bir haber 56.000 futbol sahası büyüklüğünde olduğundan bahsediyordu… Daha vahim olan ise bu alanların içerisinde barındırdığı bitki örtüsü ve canlıların belki bir daha geri gelmeyecek şekilde tahrip olması.

İklim değişikliğinin yaratacağı ekonomik daralmanın boyutlarının, yakın zamanda dünyanın yaşadığı ve her anlamda en büyük felaketlerden biri olan Covid-19 krizinin iki katı olacağını belirtirsek sanırım krizin büyüklüğünü daha net anlayabiliriz.

Geçtiğimiz ay tüm dünyada yaşanan doğa felaketleri ise işin boyutunun ne kadar korkunç olabileceğini gösteriyor. Almanya’nın North Rhine-Westphalia ve Rhineland- Palatinaterekse bölgelerinde yaşanan sel felaketi büyük yıkım yarattı. Geçmiş yıllarda yaşanan benzer felaketlerden dolayı alınan önlemler sayesinde ise daha kötü durumların önüne geçmiş gibi duruyor.

Gıda konusunda ve özellikle tarımda teknolojinin daha fazla kullanılması, değişen iklim şartlarında üretimde aksamaların yaşanmaması tüm dünya için hayati önem taşıyor. Birçok gıda emtiası artık stratejik ürün halini almış durumda.

Buğday üreticisi olan Rusya’nın yakın gelecekte net ihracatçı konumundan çekileceğini açıkladığını daha önceki yazılarımda belirtmiştim. Üretici olmak ve kendine yeter olmak son dönemlerde gittikçe önem kazanıyor ve fazlasının satmak yerine stoklanmasının tercih edildiği bir dönemden geçiyoruz. Yaz aylarında olmamıza rağmen birçok gıda ürünlerindeki fiyat artışlarının devam ediyor olması emin hepinizin dikkatini çekiyordur. Tüm bunlar ülkelerin, artık içinde bulunduğumuz ve etkilerini minimize etmeye çalıştığımız iklim krizinin sonucu olarak karşımıza çıkmakta.

Food Tech 500 firmalarına baktığımızda çoğunlukla taze sebze ve meyvelerin yapısını bozmadan raf ömrünü uzatacak ya da dikey ve susuz tarıma ilişkin projelerin ön sıralarda yer aldığını görüyoruz.

İşte bu yüzden yerli tohumumuzu geliştiriyor olmamız çok daha önem kazanıyor. Tarımda teknolojik gelişmeleri işimize dahil etmemiz hem verimliliği hem de ekilebilir ve mahsül alınan alanların daha akıllıca kullanabilmesine olanak sağlıyor.

Ülkeler ve birlikler tarafından hızla hayata geçirilmeye başlanan Karbon Vergileri; ticaret üzerinde kökten değişiklik yapacak etkileri olan uygulamalar … AB nin Karbon Emisyonu yüksek ürünlerin ithalatına ek vergi getirmesi buna en iyi örnek. AB’nin Yıllık 10 milyar Euro Karbon Vergisi toplama hedefi işin hangi boyutlara ulaşabileceği konusunda biraz fikir vermiştir sanırım. AB’de bulunan sanayi kuruluşlarının 2030 yılına kadar fosil yakıt kirliliğini %55 oranında azaltması kararı alınmış durumda.

Dünyanın her yerinde iklim değişikliği kaynaklı doğal afetler yaşanmakta, bunlara müdahalenin nasıl olduğu ve geçmiş felaketlerden alınan derslerin ne gibi önlemler alınacağına dair projeksiyonları asıl farkı yaratıyor 

Daha az felaket haberlerinin olduğu ve daha yaşanabilir bir dünya yaratmayı her şeyden önce çocuklarımıza borçluyuz.

Kalın sağlıcakla