Birlikte Suyu Havalandırıyoruz. Su Çürür Çünkü…

0
473

Sinan: Merhaba İlkay. Çok sık röportaj veren biri değilsin. Şöyle bir tarayayım dedim benden önce kimlerle ne konuşmuşsun diye, hayli zaman olmuş. Çok hoşlanmıyorsun röportaj vermekten?
İlkay Akkaya: Evet, röportaj tekliflerinin çoğunu kabul etmiyorum. Buna başıma gelen tatsız birkaç olay nedeniyle karar verdim. Yıllar önce, sanırım 2010 yılıydı, Zaman Gazetesi ile böyle bir olay yaşadım mesela. Çok ilginç çarpıtmalar yapıldı ki röportajı yapan kişi bile gazete yayınlandığında ve röportajı gördüğünde benimle birlikte şaşkınlığa uğradı. Çünkü değişiklikler, editör tarafından yapılmıştı. O dönem Erdoğan, bir konuşma yapmış ve her çevreden birçok isim sayarak “Hepsi bizim değerimiz.” demişti. Bu konudaki fikrim sorulduğunda, bunların genel geçer şeyler olduğunu, Devlet Bahçeli’nin de Nazım’dan dizeler okuyarak “Bu memleket bizim” dediğini ama pratikte Nazım’ın düşlediği memleketten çok uzak olduğunu söyledim. Ardından, Said-i Nursî hakkındaki düşüncem soruldu. Ben de “Hayatı boyunca zorluklar içinde, kendi ilkelerinden ödün vermeden yaşamış bir insan. Böyle bir hayat elbette saygı hak ediyor. Herhangi bir canlıya karşı bir suç işlemediği, şiddeti özendirmediği sürece kendi doğrularına göre yaşayabilmesi bir insanı değerli kılar.” minvalinde bir şeyler söyledim. Ki insanların düşüncelerini özgürce ifade edebilmeleri gerektiğini hâlâ düşünüyorum. O sürgünler, baskılar olmasa, o hareketin de bu kadar büyümeyeceğini düşünüyorum. Said-i Nursî’nin düşüncelerine baktığımda böyle olduğunu görüyorum ben. 
Sinan: Gazetede sözlerin oldukça farklı biçimde aksettirilmiş?
İlkay Akkaya: Evet, bu sözlerim, “Başbakanın andığı değerler içinde en çok Bediüzzaman Said-i Nursî’nin adının zikredilmesinden etkilendim” sözü eklenerek yayınlandı. Bu sözleri söylemem, bunamam durumunda bile mümkün değil Sinan. Sadece düşünce özgürlüğünden bahsetmek isterken, böyle bir durumla karşı karşıya kaldım. Bunun dışında, Ergenekon-JİTEM olayı var mesela. “Adına JİTEM demişsin, Ergenekon demişsin ne fark eder” minvalindeki sözler de anlamından koparılarak çıktı karşıma. Faili meçhullerin, yargısız infazların, gözaltında kaybetmelerin yargı önüne çıkabilme ihtimalini; mesela Veli Küçük, Yeşil gibi birçok karanlığın cezalandırılması ihtimalini desteklerken, AKP/Cemaat operasyonlarını destekler bir duruma düşürüldüm.
Sinan: Peki bu durumu telafi edecek bir şey yapılmadı mı? Tekzip falan?
İlkay Akkaya: Röportajı yapan arkadaş, Aktüel Dergi için bir röportaj yaparak, bu durumu telafi edebileceğini söyledi, yaptıkBenim o dönem için eksiğim, tekzip göndermememdi. Biliyorsun, tekzipler, bit kadar yayınlanıyor ve kimse de okumuyor diye düşünüyordum. Beni bilen biliyor diye bir de. İnsan hakları ile başlayıp, tüm canlılar ve doğa haklarına ulaşan bir yolda yürüdüm, yürüyorum. O dönem BİS (Barış İçin Sanat) içinde çalışmalar yürütüyordum ve nasıl bir barış istediğim, adına Ergenekon denilen o davada kimlerin yargılanmasını istediğim de biliniyordu zannımca. Hayatımda Zaman Gazetesi de okumamıştım. Tekzip göndermemekle hata ettim evet, eksiğim budur.
Sinan: Bir de Yılmaz Odabaşı meselesi var yanlış hatırlamıyorsam?
İlkay Akkaya

İlkay Akkaya: Evet, o da son derece talihsiz bir olaydır. Yılmaz Odabaşı’nın son seçimlerden sonra yurt dışında yaşamaya karar vermesiyle ilgili olarak Gerçek Gündem sitesinden biri aradı ve düşüncelerimi sordu. Ben de bunun Yılmaz’ın tasarrufu olduğunu söyledim. Bunu yeterli bulmadı ve “Ama sanatçılar topluma örnek olmalı değil mi?” minvalinde bir şeyler söyledi. Ben de “Hayır, sanatçıların böyle bir sorumluluğu yok bence.” dedim. Bu sözler de “Her sanatçı topluma örnek olamaz.” şeklinde yayınlandı. E bu olaylardan sonra tabii röportaj yapmam kolay kolay. 🙂