Sinan: Nasıl anılmak istersin?
İlkay Akkaya: İyi bir insan, vicdanlı bir insan olarak anılmak isterim. Sanatçı olarak da anlattığım hikâyelere bakılmasını isterim. “Çok iyi şarkıcıydı” diye değil ama “bize bir şeyler anlattı” diye anılmak isterim… Gerçekten bir şeyler anlatmış olduğumu düşünürlerse sevinirim.
Sinan: Kendini iyi bir şarkıcı olarak görmüyor musun?
İlkay Akkaya: Yok. İyi bir anlatıcı olarak görüyorum.
Sinan: Sesini nasıl buluyorsun?
İlkay Akkaya: Bilmem? Dinliyorlar… Seviyorlar.
Sinan: Çatlattın beni farkında mısın?
İlkay Akkaya: Ha ha ha! Ya ne bileyim Sinan yaa! Normal bir ses işte yani!
Sinan: Tamam! Tamam pes ediyorum! Çoğu insan bilmiyor olabilir. Gazetecilik eğitimi aldın sen ama sonra müzikle devam ettin?
Sinan: Aslında tesadüf mü her şey yani? Seni gazeteci İlkay Akkaya olarak görebilirdik aslında yani?
İlkay Akkaya: Görebilirdiniz aslında. Tuncay yaptı bunu. Ben gazeteci olacağımı düşünüyordum. Profesyonel anlamda müzik düşünmüyordum. Tuncay cezaevinden çıktı. Biz üçüncü sınıftaydık. O da tabi üçüncü sınıfta kaldığı için bizim sınıfa geldi. Birlikte şarkı, türkü söylerken ‘’Yorum’’ kuruldu o sırada. Ben hamileydim solistlik önerdiklerinde. Hele bir çocuk doğsun, emzirme falan bitsin, sonra bakarız dedim. İki sene sonra Tuncay geldi, “sözün vardı, hatırlatmaya geldim” dedi. Yorum macerası öyle başladı. Grup Yorum ve Tuncay olmasaydı gazeteci olacaktım evet…
Sinan: Müziği gazetecilikten daha fazla sevdin demek.
İlkay Akkaya: Evet, gazeteciliği sevmiş olsaydım bırakmazdım. Burada tamamen kendime ait bir alan var. Tamamen kendi istediğim şeyleri söylüyorum. Başımda bir genel yayın yönetmeni yok. İstediğim düşünceyi, istediğim duyguyu ifade edebiliyorum. Müthiş bir şey bu! Allah herkese nasip etsin:).
Sinan: Yok canım o kadar da değil! Sonuçta senden bir beklenti de var. O beklentinin dışına çok da çıkamazsın. Bugün böyle canın çok ekstrem bir şey söylemek istese, söyleyebilir misin yani?
İlkay Akkaya: Söylerim valla!
Sinan: Hadi ya? Peki “kitlenin” tepkisinden korkmuyor musun?
İlkay Akkaya: Yooo? (Yine o “yoo” dan sevgili okuyucu!) Ben bugüne kadar ne istiyorlarsa onu söyleyeyim demedim ki zaten. Kendi sevdiklerimi söyledim. Bazen konserlerde arabesk falan da söylüyorum. Sevdiğim şarkılar olsun yeter ki.
Sinan: Ama sonuçta bir İlkay Akkaya miti var… Yani öyle canının istediği şarkıyı söylemek? Tövbeee…
İlkay Akkaya: Söyleyenle anlatılan şey arasında bir ilişki var aslında. Yani herkes bir başkasının şarkısını söyleyebilir ama söyleyene bağlı olarak söylenen şey başka bir şey oluyor… Çok karışık anlattım değil mi? Ya kısacası ben öyle sınırlar koymadım kendime. Zaten çok ayıp bir şey değil mi, “benden bunu istiyorlar, ben de bunu söylüyorum” demek? Hırsızlık gibi bir şey o.
Sinan: Ona biz halk arasında “piyasa” diyoruz İlkay!
İlkay Akkaya: Yoook! (Evet sevgili okuyucu… O bildik “yook”) Ben piyasa denilen şeyi sevmiyorum. İsteyen dinler, istemeyen dinlemez.
Sinan: Özgür?
Özgür: İlkay Akkaya ilk karşılaştığımızda ben 13 yaşındaydım. Sizi 13 yaşında dinlemeye başladım.
Sinan: Hobaaa! Yaş mevzuuna girmesek?
İlkay Akkaya: Yaşımı Wikipedia’ya yazmışlar zaten. Saklayacak bir şey yok yani, rahat ol Özgür’cüğüm.
Özgür: Annem babam götürmüyordu, kendi başıma gidiyordum eylemlere. Maceraperest bir çocuktum. 13 yaşında bir eylemdeyken tanıdım sizi. O günden bu güne sesiniz, tevazunuzla hep hayatımda oldunuz. Benim için dengesiniz siz. Ben 13 yaşımdan 25 yaşıma kadar sizden sorabileceğim her sorunun yanıtını aldım. Desmal albümünüzü ezbere bilirim. Orada da dediğiniz gibi, “bize bu ateşten çokça pay düştü”… Alabileceğim bütün cevapları hayatınızla, sanatınızla verdiğiniz için teşekkür ederim…
İlkay Akkaya: Çok teşekkür ederim Özgür. Biz bundan sonra da karşılaşırız seninle. Çok değerli şeyler söyledin bana. Bundan daha değerli bir şey olabilir mi Sinan?
Sinan: Bu mudur Özgür? Tahta gibi oldun İlkay’ın karşısında, dilin damağına yapıştı!
Özgür: Ne yapayım abi? Bazı kadın seslerini Tanrı yeryüzüne kendi sesi olarak göndermiştir. İlkay Akkaya da benim için o kadınlardan.
Sinan: Ay tamam! Mahvettin röportajımı! (Kahkahalar)
İlkay Akkaya: Çok teşekkür ederim. Çok duygulandım ben.
