Ulvi Yaman: Peki yukarıdaki kriterlerin hepsine uyuldu diyelim, data doğru geldi, araştırmanın raporunu yazarken manipüle etmek mümkün müdür? Yani 2+2 bir araştırma sonucunda istediğimiz rakam çıkabilir mi, çıkarılabilir mi?
Ali Gizer: Mümkün tabi. Çok da kolaydır bunu yapmak. Kimin kimi manipüle ettiğine de bakmak lazım tabi. Araştırmacı mı sayıları yoksa sayılar mı araştırmacıyı manipüle ediyor.
Ama öncelikle şunu söylemek isterim. Amacın tespitinden, nihai sonuç raporunun sunumuna kadar geçen bütün süreci ile, araştırma mayın tarlasında yürümek gibi bir şeydir. Bu anlamda neredeyse uzaya roket göndermeye benzer. Başarısız olma ihtimali, başarılı olma ihtimalinin çok üzerindedir. Bir hesaplamaya göre uzay mekiğinin dünyadan ayrılıp geri gelmesi ihtimali bir milyonda birdir. İlginç olan durum, bu gerçekleşir. Bir kez hata yapıldığı halde ise, Challenger’ın 86’daki fırlatmasında olduğu gibi, bu hata insan yaşamına mal olur. Belki bütün işler böyledir ama araştırmada bu durum çok belirgin olarak her adımda kaşımıza çıkar.
Gelelim soruya. Araştırmada her sürecin olması gerektiği ve doğru bir biçimde gerçekleştiğini varsayalım. Sonuçlar da geçerli ve güvenilir. Araştırmacı bunu manipüle edebilir mi? Bunu zaten bir tek araştırmacı yapabilir dersem, sanırım yanıtım daha net olur.

Ben bu durumu etik dışı bir davranış olarak kabul ettiğim için araştırmacılıktan saymıyorum. Yani senin sorunda şöyle bir paradoks var. Bunu yapan araştırmacı mıdır? Yani hala bu kimliğinden bahsedebilir miyiz? Bir araştırmacı araştırma sonuçlarını manipüle ediyorsa, zaten o noktadan itibaren araştırmacı değildir.
Buna göre soruna şu net yanıtı hem de altını çizerek vermeyi daha doğru buluyorum. Hiçbir gerçek araştırmacı, araştırma raporunu yazarken sonuçları manipüle etmez. Eden de zaten araştırmacı değildir.
Ulvi Yaman: Çok sevdiğim bir laf vardı, kimilerine cinsiyetçi gelecektir şimdi ama söyleyeceğim; “araştırma mini etek gibidir çok şey gösterir ama asıl göstermesi gerekeni göstermez” denilir. Özellikle siyasal araştırmalarda siyasi araştırmayı yapan da, okuyan da, raporlayan da en önce partilerin yüzde oranlarına odaklanır ve bunları bir PR malzemesi olarak kullanmaya çalışır. Oysa araştırma bize çok şey söyler, özellikle raporlanmayan bölümlerde. Farklı çaprazlamalarla aynı araştırmadan biz bir trendi, farklı segmentlerdeki oy potansiyelinin artışını, azalmasını, bunların sebeplerini görebiliriz. Bu noktadan hareketle önümüze bir araştırma geldiğinde neleri sorgulamalıyız?
Ali Gizer: İki tür araştırma okuyucusu vardır genellikle. Sonuçları görenler ve hemen kendi kanaatleri ile sonuca ulaşanlar, bir de sonuçları gördükten sonra bu sonuçlara neden olan faktörleri ve nedenselliği sorgulayanlar. Birincisi için araştırmacının yapabileceği bir şey yok.
Birlikte birçok sunuma girdik seninle biliyorsun, bu noktada en fazla şunu yapabiliyoruz; sonuçların olduğu slaydı en sona koyuyoruz ki, bizi bu sonuçlara ulaştıran nedenleri insanlara anlatabilelim. Ama ne yaprsan yap, birinci gruptaki insanlar sonuç slaydına geldiğinde arada anlattığın her şeyi bir anda unuturlar. İkinci grup için ise sıralama ile oynamana gerek yoktur zaten.
Araştırma polisiye romanı gibi olmak zorunda değil. Katili en sonda açıklamaya gerek yok. Hatta en güzel polisiyeler, katili baştan bildiklerinizdir. Akıl vardır işin içinde çünkü, okuyucuya katili bildiği halde romanı okutabilmek kabiliyeti vardır.
Soruna odaklanırsak, bir araştırma geldiğinde nelere bakmalıyız. Araştırma okuyucusu, eğer ki araştırma ve araştırmacıya değin bir güven sorunu yoksa, metodolojiye en son bakar. Ama araştırmanın kapsamına, neyin temsiliyeti olduğuna bakmalı öncelikle. Yani araştırma çerçevesi, nüfusu nedir, sonuçlar bize hangi kesimi veya fenomeni anlatmaya çalışıyor, bunu anlamak lazım önce. Siyasi araştırma ise, hangi bölge kapsamında, nasıl bir seçmen grubunu temsil ediyor mesela. Genellemelere gitmemek için buna dikkat etmek lazım öncelikle. Daha sonra araştırmanın sonuç tablolarını ve grafiklerini incelemeye başlayabiliriz. Artık gördüğümüz sayıların ve yorumların kapsamının ne olduğunu bildiğimiz için, daha rahat analiz yapabiliriz zihnimizde, yanıtlar üretebiliriz. Bizim frekans tabloları dediğimiz basit pasta grafikler ancak genel bir bilgiye sahip olmamızı sağlar. Senin de belirttiğin gibi karşılaştırmalı analizler biraz daha verimli sonuçlar üretmemize olanak sağlar, okuyucu olarak.
Her araştırma sudoku gibidir. Size bazı bilgiler verir ama aynı zamanda tamamlamanız gereken boşluklar da vardır. İşte bu sudokuyu çözmek büyük bir keyiftir.
Diğer belirttiğin nokta da önemli. Elbette araştırma bir iletişim aracıdır aynı zamanda. Ben araştırma sonuçlarının iletişim amaçlı kullanımına karşı olan birisi değilim, ancak bu iletişimin doğru veriler üzerinden yapılmış olması kaydıyla tabi. Ancak bunun ötesinde araştırma bir iletişim kanalıdır da aynı zamanda. Yani sizinle, araştırmaya katılanlar arasında tek yönlü bir bilgi aktarım aracıdır. Dolayısı ile araştırmanın size ne söylemeye çalıştığını, neyi söylemediğini de iyi anlamak lazım. Senin de belirttiğin gibi raporlanamayan şeyin ne olduğunu anlamak lazım. Her araştırma sudoku gibidir. Size bazı bilgiler verir ama aynı zamanda tamamlamanız gereken boşluklar da vardır. İşte bu sudokuyu çözmek büyük bir keyiftir.
